11 Temmuz 2026 Cumartesi

 KÜRESEL ELİTİN AYAK İZLERİ - XI

Selamlar ve de sevgiler beybiler. Bir önceki yazıda küresel elitin dünya çapında kurduğu faiz ve borç sisteminden bahsetmiştik. Hatırlarsanız zaman içerisinde kan ve sömürü üzerinden biriktirdikleri sermaye ile global çapta bankacılık tekeli oluşturmuşlardı. Günümüzde bankacılık faaliyetlerinin tamamı bunlara aittir. İstisnasız. Sadece, her ülkede kendilerine biat eden taşeronları kullanarak kamufle olurlar o kadar. Paranın aktığı yer ve piramidin en tepe kadrosu her zaman aynıdır.


Sömürü döneminde Afrika, Amerika ve Güney Asya'yı kemirerek önüne geçilemeyecek bir güç haline geldiler. Bunun için de Hristiyanlık dinini uydurup tüm Avrupa halklarını yavaş yavaş bu pagan dine inanmaya zorlamışlardı. Avrupa onlar için insan kaynağı ihtiyacını karşılayacak uçsuz bucaksız bir havuzdu artık. Tüm krallar ve lordlar bir şekilde küresel elite borçlulardı. Çoğunun akrabalık bağı var zaten. Ne zaman insanlar bu kölelik sisteminden yakınmaya başlasalar hemen bir savaş organizasyonu... İsyan edip sarayı başlarına geçirme ihtimali olan genç erkekleri meydanlarda birbirilerine kırdırmaca. Harbi şeytanlık lan.

Kimileri aynı armayı kullanarak savaşmış. İnsan bi bayrağı değiştirir anasını satıyım. Bu kadar da göze sokulmaz ki...

Küresel elitin planları mekan, yer ve zamana göre sürekli revize edilir arkadaşlar. Mesela, dini kullanmaları gereken bir dönemde o dinin en büyük savunucusu olurlar ve gerekirse uğrunda milyonları yok eden katliamlar yaparlar. Servetlerini ve tüm güçlerini o dini yaygınlaştırıp insanları kendileri için kullanışlı hale getirmek üzere harcarlar. Ateşi maşayla tutarlar ve siz sadece piyonları görebilirsiniz. Onları tutan da bir el var tabi. Daha önce anlatmıştım, dersi asanlar geri dönüp diğer yazılarıma bakabilir.

Ve yine gün geçer. Zaman ve şartlar değişir; ona göre bir plan yapılır ve binbir puştlukla kendi kurdukları yapay dini paramparça edip tarihe gömerler. Buna strateji denir. Her koşul ve ortama ayak uydurmak; hamleni şartlara göre yapmak güçlü sonuçlar verir ve sen kazanırsın. Satranç gibi düşün. En başta savunmada kalırsan rakibin ofansif takılma ihtimali artar. Sen de sonra doğru hamleler ile saldırıya geçersin ve arada bırakılan boşlukları doldurup nokta atışı sonuca doğru ilerlersin. Bugün dünya üzerinde oynanan karanlık oyunların felsefesi budur. Hep de bu minvalde gidecektir.


Küresel elit serisinin on birinci yazısında; Lusiferyanların dünya egemenliği uğruna nasıl dinlere savaş açtığını ve bu ideal doğrultusunda hangi adımların atıldığını anlatacağım. Sonra da tek gerçek din olan İslam'dan bahsedeceğim. Biraz da kendi hikayemi işin içine katmak istiyorum ki hem daha iyi anlaşılsın hem de ufaktan sohbet etmiş olalım. Kafamız dağılsın.

Günümüzde küresel elitin tüm dünyada Ateizm ve yancısı olan Deizm ya da öteki yanında duran Agnostisizm üzerinden ilerlediğini görüyoruz. Küresel çapta 150 yıldır yavaş yavaş bilimperestliği aşılıyorlar. İnsanlara "Bakın aslında Tanrı falan yok, bu böyle olmuş; şu da şöyle ilerlemiş" diyorlar. Halbuki bilim dediğimiz şey bize depremin oluşma mekanizmasını anlatabilir iken; levhaların, fayların, yerkürenin ve evrenin neden var olduğu hakkında hiçbir şey söyleyemez. Neden sorusuna cevap bilimin kapsadığı bir şey değildir. Nasıl sorusu bilimin temel odağıdır. Neden sorusu birkaç adım sonra bilimi köşeye sıkıştıracaktır. 

For example;

-Deprem nasıl olur? 
+Yerkürenin üzerinde levhalar ve fay hatları vardır. Bu devasa toprak kütleleri sürekli hareket  halindedir. Bu hareket yer yer büyük sarsıntılara yol açar. Ve deprem olur.
-Peki yerküre neden var? Neden enerji, külte ve kuvvet var? Neden Dünya gezegeni ve Samanyolu galaksisi var? Ya onun da ötesinde şu an için çok çok azını bildiğimiz evren? Neden?
+ 404 not found. Error. 

Bilimin çapı bu kadardır arkadaşlar. Buradan ötesine gücü yetmez. Bilimi kesinlikle aşağılamıyorum. İnsanoğlu için en gerekli şeylerden birisi, bu tartışmasız. Benim bu yazıyı yazmamı ve size ulaştırmamı sağlayan da bilim. Şu an içtiğim çayın bana zevk vermesi de bilimin açıklayabileceği şeyler sınıfında. Ama ama amaaaa. Çayın neden var olduğu bilimin işi değil. O bambaşka bir şey. Ona ancak din cevap verebilir. Sen bir din adamına gidip bitkiler nasıl fotosentez yapıyorlar? Klorofil ve güneş ışığının bu noktada bağlantısı nedir diyemezsin. O da bilimin işi çünkü. 

Ancak günümüzde bilinçli olarak bilim dinin önüne geçirilmeye çalışılıyor. Bunu Ateizm, Deizm ve Agnostisizm propagandası takip ediyor. Ve hatta seküler tayfayı bu üçlü ile ele geçiren küresel elit; inançlı olma eğiliminde olan insanları da Hinduizm ve Budizm kökenli Tasavvuf ile avlıyor. En azından ülkemizdeki durumun özeti şu an bu şekilde.


Global çapta bakarsak eğer; Ateizm, Deizm, Agnostisizm yine bir arada. Bunlar birer dindir aslında. Bildiğin din yani. Yazının son kısmında bunu açıklayacağım, şimdilik geçelim. Yalnız tasavvuf yerine New Age akımlar ve "enerji-sinerji-yoga-aydınlanma-para-namaste" soslu Spiritüalizm türevleri görev alıyor. Bu konularda yazan kimseler açıktan veya örtülü olarak fonlanıyor. Kelimelerin gücü kullanılarak ve sık tekrar edilerek de yaygınlaştırılıyor. Hitler de bu taktik ile Alman halkını arkasına almıştı. Sürekli aynı yalanı tekrarlarsan kendin bile bu yalana inanırsın. 

Görsel tüm medya bu saçmalıklarla dolu. Ve bana kalırsa Hint dizi-film sektörünün küresel çapta yaygınlaşması biraz da bu amaç doğrultusunda sağlandı. Yoksa mal mal dizileri var anasını satıyım... Filmlerini de birkaç tanesi hariç beğenmedim. Uyuz uyuz işler... Ben alıştım çatara patara dolu dizgin Hollywood işlerine, beni kesmiyor oluumm. Nabıyım?

Ateizm, Deizm ve Agnostisizm denilen üçleme birbirine benzeyen; teoride bambaşka şeyler olarak görülse de "Laf cambazlığı yapma lan delikanlı ol." dediğimizde aslında işleyişte çok da bir farkın olmadığını anlayacağınız şeylerdir. 1990 sonrası Türkiye kuşaklarının bildiği ve belki de bir şekilde yolunun düştüğü şeylerdir.

Burada kendi hikayeme ufak bir girizgah yapayım. Ben 1994 doğumluyum. Müslüman ve muhafazakar bir ailede doğdum. Annem çok inançlı biridir, namazında niyazında yani. Babam da  inançlı ama cumadan cumaya namaza giden klasik Türk babası işte. Beni ilk 7-8 yaşlarımda camiye Kur'an kursuna gönderdiler. Ondan önce evde çok da bir dini tedrisat görmedim. Camide de bir şey öğrenmedim. Bazı surelerin Arapçasını ezberledim. Kuran'ı Arapçadan okudum. Bir de 32 farz vardı onu ezberledim ama dini açıdan bana ne kattı, hiçbir şey. Zaten çocuklukta oyun oyna, hopla-zıpla falan filan işte. İlgini çekmiyor ki. Kuran'ın meali benim 22-23 yaşıma kadar hiç karşıma çıkmadı. Kültürde yok ki. Herkes Arapça okuyor...

Yani ortada bir kitap var; bu kitap her şeyi yoktan var eden yüce Allah'ın emir ve yasaklarını içeriyor. İçerisinde yaradılışa, varoluşa ve "neden" sorusuna her şekilde cevap var ama velakin içinde bulunduğum toplum bu kitabı hiç anlamadığı bir dilde seslendiriyor. Çoğumuzun çevresi aşağı yukarı budur yani.

Sonra ortaokul ve lise çağında yazları Süleymancıların Kur'an kursuna gittim. Kaçtım oralardan da. Zaten bir şey öğrenmiyorsun. Lafa geldi mi "Kuran-ı Kerim baş tacımız, mihenk noktamız", icraata gelince hiçbiri 50 tane ayetin manasını bilmez. 6 binden fazla ayet var. Say yirmisini desen bön bön yüzüne bakar. 

Çevrem böyle olunca ben bir şey öğrenemedim. Din benim gözümde sakal, sarık, cübbe, takke, Arapça ve Arap kültürü idi. Lise ve üniversite zamanları böyle geçti. Git gide seküler bir adam oldum. Çevremdeki tarikatçıları gördükçe de iyice dinden uzaklaştım. Bunların hepsi planlı projeli işler arkadaşlar. Yoksa bu denli mükemmel bir kitabın ve dinin bu kadar alakasız tanıtılması, anlatılması ve yaşanması mümkün değil yani. Kesinlikle bir art niyet var bu işte. Kafadan şunu düşün zaten; Allah'ın son elçisi vefat ettikten sonra yanındaki en yakın arkadaşlarının birçoğu kısa sürede öldürülmüş. Ulan damadını ve hatta torunlarını bile öldürmüşler. Demek ki sonradan iş iktidar ve güç kavgasına döndü. Koyun postu giyen kurtlar peygamberin ölümünden sonra postu çıkarmışlar.

Ben gençlik çağlarımı dine mesafeli olarak geçirdim. Hatta Agnostik takıldığım zamanlar oldu. Zaten tüm dünyada dinlere popüler kültür savaş açmıştı. Bizde de özellikle 2000 yılı sonrası acayip bir Ateizm furyası gelişti. Ben de manipülasyondan nasibimi almıştım yani. Çünkü bir tarafta saçma sapan inanışlar ile tarikatlar var, diğer yanda da senin gençliğine oynayan hedonist sekülerizm var. Yani seni hem bu taraftan kovalıyorlar hem de diğer taraftan halatla çekiyorlar gibi düşün. Tesadüf değil işte. Matrix mi arıyorsun? Al sana matrix. Çok az seçme şansın kalıyor.


Tarikat ve cemaat kıskacında bir "İslam" algısı yaratılıyor. Çamur atılıyor. Gerçeğin üstü örtülüyor. Diğer yandan zevkü sefa içinde seküler bir yaşam özendiriliyor. Zaten insan beyni hazza karşı zayıf olduğu için plan tıkır tıkır işliyor. Eğer bu hazcı tutuma karşı durup inanç eksenine kayan olursa da direkt olarak tasavvuf-tarikat bataklığına çekiliyor. İki ucu boklu değnek tam da bu olum işte. Daniskası hem de .

Ben ancak yetişkinlik çağıma gelince işi çözebildim. Üçüncü yolu fark ettim. Meğer bu mezhepçilik, tarikatçılık, şuculuk, buculuk filan hakikatin üzerini örtmek içinmiş. Dikkat ederseniz ilk tarikat faaliyetleri İslam dünyasını işgal eden yabancıların döneminde ortaya çıkmıştır. Moğol işgali döneminde Anadolu'da ve Ortadoğu'da; Haçlı işgali döneminde Kudüs ve çevresinde, İngiliz işgali döneminde Pakistan ve Hindistan coğrafyasında... Çaktınız değil mi naneyi. Bir milleti ya da aynı inanca mensup milletleri savaş meydanında yenersiniz, bu kolay iş. Para ve teknolojiye bakar.

Asıl mesele o milleti tam tahakküm altına almaktır. Bunun için; motivasyonunu kırmanız, pasifleştirmeniz ve sahte amaçlar ile oyalamanız gerekir. Bölüp parçalamayı başarırsanız şayet o zaman tadından yenmez. Size sıra gelene kadar ortalık çorba olur. Arka planda ne var ne yok götürürsünüz. Sömürülenler de birbirini yer, sizin işinizi üstlenirler.

Küresel elit dahil tüm güç odaklarının yaptığı iş özetle budur. Mesela şu an dünya üzerinde İslam dininin nasıl göründüğüne bir bakalım. Uzun sakallı, şalvarlı, başında sarık olan Arap kültürüne özenen insanlar bütünü. Dinimiz, İslam alemi dışında böyle pagan çok tanrılı bir din gibi görülüyor.. Amerikalılar zaten dünyanın en aptal milleti onların hiç şansı yok da (bireysel istisnalar hariç) Avrupalılar ve diğer Hristiyanlar bizi Budist vesaire gibi biliyorlar. Bir Hindu neyse biz de aşağı yukarı öyleyiz onların gözünde. Hepi topu 2-3 fark görüyorlardır; bir ineğe tapmıyorlar kesip yiyorlar, ikincisi boklu nehirde yıkanmıyorlar gibi gibi...

Peki diyeceksiniz ki neden İslam tek ve doğru din de diğerleri değil. Birkaç örnek vereyim siz tüm inanışlar için mukayese edersiniz. 

En başta, ilk insan topluluğu yaratıldığında tek bir inanç vardı. Tek bir İlah'a olan inanç. Bütün dediğimiz şey parçalardan oluşur. Bir insan yaratılmıştır, sonra birden çok insan bir araya gelerek toplumu oluşturmuştur mesela. Birey önce vardır, toplum onun sonrasında ortaya çıkmıştır. İnançlarda da durum böyle. En başta Tevhid vardı. Yani tek tanrıcılık. Sonra insanlar doğaya, hükümdarlarına, milli kahramanlarına, paraya, güce ve daha zibilyon tane şeye tanrısal sıfatlar atfettiler ve çok tanrıcı pagan dinler ortaya çıktı. Kuran'da Adem peygamberin döneminden bu yana tek bir dinin insanlığa emredildiğinden ama insanların sürekli başka işlere kalkışıp bu inancı bozduklarından bahsedilir.  Hükümdarlar ve ruhban sınıfı da işlerine geldiği için bu ateşi körüklemiştir. Sonuçta tevhid esaslı tek ve asıl inanç bozulmuş, tanınamayacak duruma sokulmuştur.


Hinduizm günümüzdeki en çok tanrılı din olabilir. Onlar da bir yaratıcı güce inanıyorlar, yani bir dönem tevhid onlara da gelmiş ama zamanla bir sürü yarı tanrı figürleri oluşturmuşlar. Birisi doğadan sorumlu, diğeri kötü güçleri idare ediyor, bir başkası yağmuru yağdırıyor. Bereket getiriyor, bol mahsul veriyor falan filan. Zaten temelinde çilecilik olan, pasif bir din bu. Böyle bir felsefeye inanan toplumu kolay idare edersiniz. Bunların ruhbanları yıllarca yıkanmıyorlar, yeme içmeden kesiliyorlar; uyumuyorlar, uyusalar bile çivili yatakta yatıyorlar... Ne lan bu? Niye kendinize eziyet ediyorsunuz? Sizi yaratan Yüce Rabbiniz size niye böyle bir eziyeti reva görsün ki? Bu noktada Hristiyanlık ile çok benzeşiyorlar aslında. Çileci, doğuştan günahkar ve arınmacı bir felsefe var arka planda. Sürekli kendilerini hakir görüyorlar, ha bire çile çile çile...

Hristiyanlık demişken oradan devam edelim. Kitap ehlidir, İsa peygamberin ismini taşıyan bir dindir ama Hz. İsa ile uzaktan yakından alakası yoktur. Zaten bu dinin asıl kurucusu İsa peygamberin baş düşmanı Tarsuslu Pavlus'tur. Hani Tarsus kazısı var ya Mersin'deki ünlü oldu milletvekilleri bile giremedi oraya. Kazı bitti, her ne buldularsa Papa çıktı geldi Vatikan'dan, götü tutuştu. Düşün yani o kadar önemli demek ki bulunan şey. Heh işte o Pavlus önce İsa peygambere etmediğini bırakmıyor, sonra ne hikmetse ben İsa'yı yolda bir vizyon olarak gördüm o bana Hristiyanlık dinini yaymamı söyledi diyor. Yersenspor. Arkasına küresel elitin maddi desteğini alınca da başlıyor sahte peygamberliğe. Roma'ya gidip direktifleri de alıyor tabi. Her yere mektup yazıyor gelin bana biat edin diye. İsa'nın ismini kullanarak onun getirdiği dine zıt bir din yaratıyor...

Ulan bir kere Tanrı'nın çocuğu olabilir mi? Zaten yoktan var etme gücü var. Neden bir çocuk edinsin? Üreme ve çocuk sahibi olma içgüdüsü yaratılanlara özgü bir durumdur. Çoğalma isteği tüm canlılarda mevcuttur. Hayvanidir. Kediye bak, insana bak, böceğe bak, kuşa bak, balığa bak. Hem çocuk edinecek hem de haşa Tanrı o çocuğu işkencelerden geçerek öldürülsün diye dünyaya gönderecek ha? Ulan... Bir kere o tapınaklarınızda kullandığınız haç işareti İsa peygambere çektirilen çilenin sembolüdür, neden kullanıyorsunuz ki? Amaç ne?

Olay şundan ibaret. İsa peygamber verdiği vaazlar ve davranışları ile o dönemin tefeci Yahudilerini rahatsız ediyor. Toplumuna tevhidi ve doğruluğu anlatıyor. Hem Yahudilere hem Romalılara kafa tutuyor. Yolundan dönmediği için de tutuklanıyor. Ama küresel elitin beyin takımı zamanı gelmiş bir düşüncenin önüne geçemeyeceklerini bildiklerinden; Pavlus kartını oynuyorlar. Hristiyanlık yayılacaksa bizim dizayn ettiğimiz şekliyle yayılacak diyorlar. Ez cümle budur yani. Günümüzdeki Hristiyanlık antik Mısır güneş kültünün Avrupa'ya uyarlanmış halidir. Bu konu hakkında bir yazı yazacağım zaten. Barnabas İncili'ni hiç duymuş muydunuz? Duyacaksınız.

Bakın bu noktada Hristiyanlığın başına gelen şey maalesef bizim de başımıza geldi. Allah'ın son elçisi olan peygamberimiz vefat edince; Mekke'de fitne çıkaran ve eski düzende faizden, kadın ticareti ve kölecilikten para kazanan godomanlar çeşitli suikast ve oyunlarla eski düzene geçtiler. Cariyelik dediğin şey seks köleliğidir ve İslam ile alakası yoktur. Kölelik ve insana sahip olmak da aynı şekilde. Sahabeler öldürüldü, Mekke kuşatıldı. Emevi dönemi tam bir fitne fesat devridir. Haramzade köpeklere İslam ağır gelmiştir çünkü. Eski pislik içindeki toplum onlar için en uygun ortamdır. İslam barış ve huzur getiren, insanları şereflendiren bir dindir. Bu şirk içindeki şerefsizlere pahalıya mal olmuştur.

Düşünsene; 100 tane kölen var ve senin için ölünceye kadar karın tokluğuna çalışıyorlar. Canın sıkıldıkça kırbaçlıyorsun, kesip biçiyorsun. 40 tane de cariyen var, ister asarsın ister kesersin. Irzına geçersin. İstersen de satarsın. Faiz ve din ticareti üzerinden herkesi kendine bağımlı hale getirmişsin. İnsanların sırtından ve emek hırsızlığından tonla servet biriktirmişsin. Dürüstlüğü ve güzel ahlakı ile tanınan, o toplumun sevdiği ve saygı duyduğu bir kişi çıkıp;

"Bu köleleri azat edeceksin, cariyen olmayacak onları ancak nikahın altında eşin olarak yanında tutabilirsin. Kâbe'ye doldurduğunuz putlarınız ve onların üstünden din ticareti ile kazandıklarınızın devri geçti. Ayrıca faiz işi bitti. Kime ne borç verdiysen o kadarını alabilirsin. Yanında çalışanlar isterlerse gitmekte özgürdürler. Kalırlar ise kardeşindirler ve kazancından onlara da pay vereceksin. Kadınlara satılan mal muamelesi yapamazsın. Ayrıca biriktirdiğin servetinin önemli bir kısmını ihtiyaç sahipleri için harcayacaksın. Dedenden babana ve ondan da sana geçen bu eşkıyalık devri kapandı. Dürüstçe ticaret yaparsan ne ala ama yok düzgün durmazsan biz seni düzeltiriz."  diyor.

Hayal edin. Bu adamların büyük bir kısmı hatasını görüp iman etmiş ve gerçekten Müslüman olmuş kimselerdi. Onlara sözüm yok. Ama görünen o ki bir kısmı da peygamberin vefatını beklemiş ve onunla birlikte getirdiği arı duru dini gömmeye çalışmışlar. Büyük oranda mezhepçiliği ateşleyerek ve Müslümanları birbirine düşürerek bunu başarmışlar. Kuran-ı Kerim'e paralel hadisler uydurmuşlar. Parayla hadis uydurtmuşlar. Pavlus da gerçek İncil'in önünü kesmek için sahte bir sürü şey yazmıştı, yazdırmıştı. İblis sadakatinizi takdir ediyor pis herifler. Yüce Allah'ın ve elçilerinin düşmanları sizi !! Elmas çamura düşse de çamur güçsüzdür az bir suyla silinir gider. Elmastan da toz bile götüremez. Yüce Rabbimizin mübarek elçisi ile bize ulaştırdığı kitap yeter de artar bile...

Elmas her daim elmas...


Dünya insanları dört bir yandan kuşatılmış ama korkmayın. Siz namuslu ve şerefli bir hayat sürüyorsanız eğer ve  yüce Allah'a ortaklar koşmuyorsanız; insan canına ve malına saygılıysanız şayet tebrikler! Kazanan siz olacaksınız. Benim kuzenim karmaya inanıyor mesela. Neymiş efenim ruhlar sürekli gelir ve olgunlaşıp gidermiş. Bu hayatta iyi bir insan olan sonraki hayatında bal kaymak bir yaşam sürermiş falan filan... Saçmalığın daniskası. Şu an dünyanın 10/9'u sefil bir yaşam sürüyor. Doğan çocuklar ailelerinden daha kötü koşullara gözlerini açıyorlar. Evrenin bir sonu varsa şayet ki kesinlikle var; o halde tüm bunlar saçmalık. 

Cem Yılmaz'ın dediği gibi "Bu dünyada bok içindesin ama sonraki yaşamında yırttın." denilerek uyutulan insanlar... 

Ayrıca ana akım medya ve popüler kültürün size pompaladıklarına bakarsanız eğer göreceksiniz ki Kuran-ı Kerim ne diyorsa küresel elit tam tersini istiyor sizden. Savaşların olduğu, zinanın artık normalleştiği; israfın ve gösterişin insan aklını örttüğü bir zamana doğru hızla gidiyoruz. Çünkü korkuyorlar insanların uyanmasından ve ellerindeki gücü yitirmekten. Lusifer adına dünya hakimiyeti kurmaya bu kadar yakınlaşmışken kat edilen mesafeyi kaybetmek ve açığa çıkmak istemiyorlar. Kuran'ı oku, tam tersini toplumda gör. Görmezsen aha da buradayım, benim malım muhayyer!

Bak hatta sana İblis'in vahyettiği 3 kitaptan bahsedeceğim. Bu tasavvuf büyüğü denilen; İmam Rabbanidir, Hallacı Mansurdur, Muhyiddin ibn Arabidir ya da Rum Celaleddin falan hepsi bu şeytan vahiylerinden beslenmişlerdir. Şu üç kitabı al, kazana at iyice karıştırıp çorba yap; kepçeye tasavvuf gelecektir. Araştırın görürsünüz. 




Tasavvuf varlığın bir olduğunu; yaratan-yaratılan ayrımının olmadığını söyler. Panteizm ile %99 uyuşur. Kedi de bir çeşit tanrıdır, insan da tanrıdır, toprak da tanrıdır fasa fiso. Her şey Tanrı'nın parçasıdır demek de aslında "Tanrı yoktur" demekle aynı şeydir. Pasiflik ve kıl tüy dolu; kula kulluğu öğütleyen pagan bir dindir! İslam ile arasında hiçbir ilişki yoktur. Hangi coğrafyada yayılmışsa orada ot bitmemiştir. Ekinlere kıran girmiştir. Dereler kurumuştur. İngilizler tarafından tüm Müslüman aleminde kullanılmıştır. Nice babayiğitleri tekkelerde şeyhlere kulluk ettirmiştir. Tasavvuf şeytan işi bir pisliktir! Bulaşmayın sakın...

Peki ya diğer dinler neden yanlış dediğinizi duyar gibiyim. Yahudilik mesela; kanın anadan geçtiği ve annen Yahudi değilse senin de Yahudi sayılmadığın bir varoluş biçimidir. Lilith ve  Adem kültüne dayanır. Bizler Adem'in insan olan eşinden türemişken, Yahudiler kendilerinin Adem ve Lilith'den türediğine inanırlar. Bu yüzden çok kafatasçı bir inanış biçimidir Yahudilik. Hitler'e sövüyorlar haklı olarak ama kendi kitaplarında Yahudi olmayanın canının, malının, kanının, namusunun Yahudi için zorunlu bir hedef olduğunu söylüyorlar. Siyonizm de Talmud denilen şeytan işi kitaptan doğmuştur zaten. Bankacılık ve finansman gücü aracılığıyla dünya çapındaki her şirketi bir şekilde köleleri yapmışlar tabi dolaylı olarak biz de köleleriyiz. Bu konuda Siyonist Yahudilerden daha ırkçısını bulamazsın maalesef.

Budizm, Şinto dini, Sihizm, Zerdüştlük, Tengricilik falan filan inter milan hepsi en başta gönderilen Tevhid esaslı dinden türemiştir. Peygamberler her insan toplumuna gönderilmiş; ölümlerinden sonra din "ruhban" sınıfının elinde oyuncak olmuştur. Kafalarına göre din uydurmuşlar yani. Malum yalancıyı öpmüyorlar ya...

Esas dinde ruhbanlık diye bir şey yoktur. Kuran-ı Kerim'de Hadid Suresi 27. ayet bu konudan bahseder. İsa peygamberin ölümünün ardından ruhbanlık yani din adamlığı mesleği icat edilmiştir. Bu sayede kimse gerçeği araştırmadan, ruhbanları ne söylerse ona inanmışlardır. Din, elitin tekeline geçmiştir. Peygamberlerin getirdiği gerçeğin üzeri sıkıca örtülmüştür arkadaşlar. Açın okuyun lan. Çok ilgi çekici konular bunlar.


Şöyle bir baktığımızda görürüz ki; Kuran-ı Kerim'in emirleri insan fıtratına da en uygun olanıdır. Mesela haksız yere bir cana kıyan katil zanlısının suçu kesinkes ispatlanırsa onun da canı elinden alınır. Bu sayede çarşıda pazarda rahat gezersiniz ve o katil de başka masumların kanına giremez. Bir şeyi bir kez yapan yine yapma potansiyeline sahiptir.

Zina edenin de suçu ispatlanırsa şayet onu da halk ortasında rezil rüsva edersiniz ki  kimse bunu göze alamasın. Kalabalık bir meydanda teşhir edilip 100 sopa yiyen bir kişi utancından yerin dibine girer. Toplum rahat eder, aldatmalar önce azalır. Zamanla da son bulur. Ve tüm diğer emirler de temiz toplum oluşturmak için gelmiştir. Özel mülke saygı, hırsızlığın yasaklanması, yetim ve öksüzlerin gözetilmesi, ihtiyaç sahibi olanlara yardım etmek... Tertemiz bir toplum ancak böyle oluşur baylar bayanlar! Yapılan iyi bir işin güzellikle, kötü bir işin de ceza ile karşılık bulması insanın içindeki adalet duygusunu da tatmin edecektir. 

-Rabbimizin de buyurduğu gibi "Kısasta insanoğlu için hayat vardır." Kesinlikle.

Bu arada "Rab" demişken aklıma geldi; size Kuran-ı Kerim'e göre dört terimden bahsetmek istiyorum. Yıllaaaar önce bir kitapta okuyunca farkına varmıştım ve içselleştirerek kafamda oturttum. Bugün de sizinle paylaşmak istiyorum. Beş dakikada Beşiktaş arkadaşlar ! 

RAB, İBADET, İLAH VE DİN kelimelerinin manasını her insan öğrenmelidir bence.

RAB, kelimesi Arapça ve İbranice'de "Efendi" manasına gelir. Ayrıca Süryanice, Aramice ve antik Kenan dillerine de aynı anlamda sirayet etmiştir. Efendi demek hükmeden demektir. Yani bir insana, hayvana ya da bir topluma hükmeden ve onları istediği gibi güden anlamlarına gelir. Bu kelimenin zıttı ise "Köle" kelimesidir. 

Sen gidip birine bu benim efendim dersen eğer sen o adamın artık kölesisin demektir. Üzerinde tasarruf hakkı vardır. Seni mal gibi alıp satabilir. İstediğini yapar sana. O yüzden yüce Allah'tan başkası için efendi kelimesi kullanılamaz. Peygamberimiz bizim için mübarek bir insandır, yoluna canımız fedadır. Ancak ona "Efendi" dememeliyiz. Hatta bunu Sünni kaynaklardan bir hadisle de taçlandırmak istiyorum. Malum, Kuran-ı Kerim'i ne okuyup ne anlıyorlar. Belki hadis etkili olur diye düşünüyorum. Sizler de görmüş olursunuz tezatlığı ve ikilemi...

Ebu Davud - Sünen - Edeb 10 - Hadis No: 4806

-Mutarrıf Ibn Abdullah babasından naklediyor:

"Beni Amir heyetiyle birlikte Resulullah'ın yanına gitmiştik. Ona:
'Sen bizim efendimizsin.' diye hitap ettik. 
Resulullah bize 'Efendi ancak Yüce Allah'tır.' buyurdu.
Biz de ona: 'Fazilette en ilerde olanımız, mertlik ve cömertlikte en başta gelenimizsin' dedik.
'Söylediklerinizin hepsi bu veya buna benzer makul övgüler olsun! İblis sizi mübalağalı övgülerde koşturmasın.' buyurdular.

Eveeett. Görüldüğü üzere peygamberimiz kendisine "efendi" denilmesini istemiyor. Açıklamaya gerek yok. Efendimiz yalnızca ve ortaksız olarak yüce Allah'tır.

İLAH, kelimesi ise her şeyi bir hiçliğin içinde yoktan var eden anlamına geldiği gibi; aynı zamanda tek yasa koyucu ve tek hükmedici anlamına da gelir. Yani bizleri ve evreni yaratan Rabbimiz, insanoğlu için tek hükümdardır. Ancak onun emirleri bizim için bağlayıcı olabilir. Ülke başkanları, padişahlar, lordlar falan filan. Hepsi bizim gibi insandırlar. O yüzden bize hükmedemezler. Ancak bizim adımıza bazı işleri yürütebilirler ki onu da şeffaflık ve dürüstlük ile yapmalıdırlar.

Hüküm sahibi bugün de son günde Yüce Allah'tır. Yoktan var eden de O, bizlerin üzerinde hüküm yetkisi olan da sadece O. 

İBADET, ise Sami dillerinde kullanılan "Abd" kökünden türemiştir. Kulluk ve itaati temsil eder. Allah'ın dini adına dünya üzerinde çalışıp çabalayan kimsenin yaptığı her güzel iş bir kulluktur. Namaz kılmak da ibadettir, bir fakire çorba götürür iken yürümekte. Hüküm verici olan Allah'ın emirlerine uymak ve dünya üzerinde o şekilde yaşamak da bir ibadettir. Her kime koşulsuz ve sorgusuz olarak itaat ediyorsanız, o varlık ya da nesneye tapınıyorsunuz demektir.

Para, günümüzde en çok tapılan nesnedir arkadaşlar. Nereden ve nasıl gelirse gelsin herkes onun peşinde. Haram ve helal apaçık ortadayken paraya bu kadar değer vermek niye? Yalnızca, her şeyin sahibi olana ibadet edilir. 

DİN, underrated kalmış ve kapsamının altına indirgenmiş bir Arapça sözcüktür. Şöyle ki; din demek yalnızca inanç demek değildir. Aynı zamanda tutulan yol anlamına gelir. Ve hesap, borç anlamlarında da kullanılır. Yani bizlere İslam (barış ve esenlik) inancı emredildiği için bu din bizim Allah'a borcumuzdur aynı zamanda. Yani sen her neyi hayatının merkezine koyarsan, o senin yolun olur. 

Allah'a borcumuz esenlik ve barış içerisinde yaşamak; yalnızca Onun emirlerine istisnasız riayet etmektir. Bu yönden bakınca da dünya üzerindeki tüm oluşumların, tüm ideoloji ve siyasi akımların da din kelimesinin yerini aldığını görebiliriz. Kimseye bir borcumuz yok, yoktan var eden dışında.

Bu 4 kelime çok önemli beybiler. Gereken özen gösterile. İhmal edilmeye...

Size kendi yaşamımdan bahsetmiştim ya hani. Heh işte o arayış dönemimde bana yol gösteren Kuran-ı Kerim idi. İçtenlikle Allah'a dua ettiğimi hatırlıyorum. Gerçek neyse beni ona ulaştır dedim, ağır da olsa; istenmeyen de olsa bilmek istiyorum dedim. Ulaştığım nokta Tevhid inancı idi beni o noktaya ulaştıran yol ise Kuran'dı. 

Sizlere ilgimi çeken bazı ayetlerden bahsetmek istiyorum yüksek müsadenizle. Şaka lan şaka isteyen okur istemeyen gider. Herkes gerçeği kaldıramaz zaten gençler...

Mesela ilki şuydu;

* "Onlar göremediler mi ki, yerler ve gökler bitişik iken biz onları ayırdık. Ve canlı olan her şeyi de sudan yarattık." Enbiya - 30 

Aklınıza bir şeyler geldi mi? Evrenin oluşumundaki maddenin birliği ve ayrılarak uzayın ve gezegenlerin ve diğer her şeyin oluşması? Ayrıca canlılığın suda başlaması. Bugün bilim bize canlılık suda başladı diyor. 


Yüce Allah bir anda da yaratmış olabilir. Evrelerden geçirerek de yaratmış olabilir. Bu Onun şanından ve gücünden ne götürür ki? Etrafınıza bakarsanız her şey belirli aşamalardan geçerek oluşuyor zaten. Kısa süreli ve aşamalı yaratımlar hala var. Mesela bir kayısı tohumunu toprağa ektiğinde taş gibi bir şeydir o. Dişini kırar. Ama toprakta su ve ısıyı görünce çatlayıp kök atar. Sonra filizlenir. Daha da sonra fide, akabinde fidan olur. Bu fidan da ağaç olur. Bu da 4-5 yıllık bir zamana yayılmıştır. 

Zamanın yaratıcısı Yüce Rabbimiz olduğu için o zamandan etkilenmez. Biz yaratılmış olanlar zamandan etkileniriz. Ve hiçbir şey yok iken bir şeyleri yoktan var eden Rabbimizin şanı çok yücedir. Bu ayet apaçık evrenin oluşumundan ve canlılığın suda başlamasından bahsediyor...

* "Biz yeryüzünü sizin için bir beşik, dağları da arzı sabitleyen kazıklar yapmadık mı?" Nebe 6-7


Dağlar için kazık ya da çivi ifadesi kullanılmış. Biraz önce jeoloji konulu bir araştırma yaptım. Levha hareketleri dağları oluşturuyor. Dağlar da sürtünme ve sıkışmayı artırdığı için levhaların oynama kabiliyetini sınırlıyor. Yani camide saf tutmuşsun diyelim namaz kılacaksın. Saf rahat iken yanına bir adam gelip sıkış tıkış namaza duruyor. Senin sağa sola kayma kabiliyetin kısıtlanmaz mı? 

On binlerce  yıldır insanoğlu yüksek yerleri imar için, ovaları ve düz arazileri de tarım ve hayvancılık için kullanmışlardır. Kadim bilgelik diyelim. Yılların tecrübesi. 

Burada bundan bahsediyor. Ve ayetin ilk kısmında yeryüzünden "beşik" ifadesi ile bahsedilmiş. Beşik nedir arkadaşlar? Beşik sağa sola salınan bir alettir. Tıpkı yeryüzü gibi. Kıps ;-) Ve dağlar sürekli deprem olmasını, levhaların kaymasını engeller. Anlamak için çok zeki olmaya gerek yok zaten. Her şey açık.

* Rumlar, yeryüzünün en alçak yerinde hezimete uğradılar. Ancak onlar yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir Allah'ındır."
Rum Suresi - 1,2,3

O dönemde Doğu Roma ve Persler arasında acayip bir çekişme var. Sasani hükümdarı ordusu ile Filistin yakınlarındaki Lut gölüne kadar ilerliyor ve Bizans ordusunu resmen yok ediyor arkadaşlar. Irak, Suriye, Doğu Anadolu'nun bir kısmı ve Kudüs çevresi Perslerin eline geçiyor. Bizans fetret devrine giriyor. Ve bu savaş karaların en alçak noktası olan Lut Gölü'nün çok yakınında yapılıyor. 


Peygamber bu kitabı kendisi yazdı ise eğer, karaların en alçak noktasının Lut gölü ve çevresi olduğunu (-450 metre) nasıl bildi. Android telefonuna GPS uygulaması indirip uydu bağlantısı ile rakımı mı ölçtü sizce? Yapmayın... Gördüğünüzü inkar etmeyin. Benim tüm dikkatimi Kuran'a vermemde bu ayetin rolü çok büyüktür. Umarım sizin için de aynı etkiyi gösterir. Göstermeli de zaten. Böyle bir şey var mı olum? Mucize bu değilse what is a miracle? 


Ayrıca ikinci ayette, yenilen ve nerdeyse yıkılma dönemine giren Roma'nın birkaç yıl içerisinde büyük bir zaferle Perslere karşı galip geleceğinden bahsediliyor. Ve ayette geçtiği gibi Bizanslılar ordularıyla Musul civarında Perslere öyle bir tokat indiriyorlar ki bu kez Sasani İmparatorluğu yıkılma sürecine giriyor. Bu savaşın ismi Ninova, tarihi de MS. 627 gençler. Böyle bir şeyin tahmin edilmesi mümkün olmadığı gibi bunun bir iddia olarak ortaya atılması da çok mantıksız. Yani ya olmasaydı? Siz böyle bir iddiada bulunur muydunuz? Bu ayet çok güçlü bir delildir. Üzerinde durunuz. 

* "Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz yine biz genişletmekteyiz." Zariyat - 47


Evet arkadaşlar. Evren yaratılmış ve bu yaratılma aşamalar halinde gerçekleşmiş. Sürekli genişleyen evren bugün de genişlemeye devam ediyor. Fiziğin temelinde olan Entropi ve Hubble-Lemaitre yasalarına bakarsanız eğer evrenin sürekli genişleyen bir yapı olduğu gerçeğine ulaşırsınız. Bu da mı gol değil ulaaann?

* "Şüphesiz ki bu Kuran'ı biz indirdik ve elbette biz koruyacağız." Hicr Suresi - 9. Ayet

 Birmingham Üniversitesi'nin 2015 yılında yaptığı bir duyuru Ateist camianın gırtlağına taş tepti diyebiliriz mesela.

1. Dünya Savaşı yıllarında Ortadoğu'dan İngiliz ordusunun alıp götürdüğü bir Kur'an nüshası ortaya çıktı. Karbon testlerinde 570-645 yıllarına arasında yazıldığı saptandı. Bu peygamberimizin yaşadığı zaman aralığı oluyor arkadaşlar. Kehf suresi, Meryem suresi ve Taha suresi yazılıydı. Ve incelemelerde görüldü ki bugün ki nüshalar ile birebir aynı. Değişen hiçbir şey yok. Ayetlerin sıralaması bile korunmuş.

Şimdi dünya haritasını eline al. Fas'tan Çin'e kadar bir çizgi çek. Çin'den Malezya'ya indir sonra sola doğru Gine'ye kadar git. Oradan da Fas'a çık tekrar. 


Paint'te ben de çizdim. Paint terk. Nasıl olmuş ama? O işaretli bölgede 100 farklı milletin elinde hep aynı Kur'an var. Farklı bir nüsha hiçbir zaman olmamış. Aradan geçen zaman 1400 küsür sene... Sizce de? 

* O Allah ki Güneşi bir ışık kaynağı, Ay'ı da ışığı yansıtan olarak var etti ki seneleri ve devirleri bilesiniz. Yüce Allah bunu ancak hak ve hikmet ile yarattı, o bilen bir kavme ayetlerini ayrıntılı olarak açıklar.  Yunus Suresi - 5. Ayet


O dönemde güneşin bir ateş topu olduğunu ve ayın kendine ait bir ışığı olmadığını; bunun yerine güneşin ışığını yansıttığını bilmek de mümkün değildi. Ayette Güneşten ışık saçan, Ay'dan ise ışığı yansıtan olarak bahsediliyor. Budur işte.

* Göklerden arza kadar bütün işleri o yönetir. Sonra da tüm o işler sizin saydıklarınızdan bin yıla denk bir günde O'nun nezdine çıkar. Secde - 5. Ayet


Interstellar filmini izleyeniniz vardır. Albert Einstein ismini duyanınız çoktur. Biz bugün biliyoruz ki zaman evrenin her kısmında aynı şekilde akmıyor. Kimi yerde çok daha yavaş kimi yerde çooookkk daha hızlı. Mesela yeni doğan bir bebek bir başka galaksideki gezegene gönderilse bizim hesabımızla 1 yılda 100 yaşına gelebilir. Ya da 1 milyon yıl yaşar ama dünya zamanıyla 40 yaşını bile görmemiştir henüz. Kuran bize 1300 yıl önceden bu haberi vermişti.

* "Sen dağları görür de onları durgun sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O yaptıklarınızdan haberdardır."  Neml -88. Ayet


Dünyanın oluşum aşamalarından biri de karaların hareket ederek günümüzdeki kıtaları ve denizleri oluşturmasıdır. Zamanı yaratan Rabbimiz bizler için uzun gelecek ama kendisi için anlık olacak bir aralıkta karalara bugün ki şeklini vermiştir. Duuuur daha bitmedi.

* "Rabbin dişi bal arısına da şöyle vahyetti: " Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin. Sonra da her türlü nebatatı gez ve dolaş. Ve karnından insanlar için şifa olan türlü türlü renklerde bal çıkar. Düşünen bir kavim için bunda büyük öğütler vardır."  Nahl Suresi - 68,69


Erkek bal arısının üremek dışında bir fonksiyonu yok arkadaşlar. Yumurtlama olayını da ana arı üstleniyor. Bütün işler dişi arılar tarafından yapılıyor. Balı, çiçek çiçek gezerek toplayan ve koloni için yuva inşa eden dişi bal arısıdır. Ve bu durum biyolojinin arıları incelemesi ile 1800'lü yıllarda keşfedildi. Allah'ın şanı ne de yücedir...

* "Allah'tan başka veli edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidr. Halbuki evlerin en güvenilmezi, şüphesiz dişi örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi." Ankebut - 41. Ayet

Biz bugün biliyoruz ki Karadul örümceğinin dişisi, çiftleştikten sonra kendi yuvalarında erkeğini yiyor. O yüzden de sürekli dul kalması manasında "karadul" ismini almış. Burada özellikle dişi örümcekten bahsedilmesi çok ilgi çekici.


Bana kalırsa 'Allah'tan başka veli edinmek' direkt olarak tasavvufa nokta atışıdır. Bilirsiniz onların şeyhi, şıhı, velisi, evliyası cartı curtu bitmez. Hepsi de uçar kaçar. Hepsi çokomel alüminyum folyosundan şövalye bunların...

* "Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz. Sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Ardından döllenmiş yumurtayı embriyoya sonra asılı olan bir et parçasına getiriyoruz. Daha sonra bu etten kemikler yapıyor sonrasında o kemiklere et giydiriyoruz. Nihayet onu bambaşka bir varlık halinde inşa ediyoruz. Yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir." Müminun - 12,13,14


Devir, 600'lü yıllar. Yer Arabistan. Birisi çıkıp diyor ki anne karnında fetüsün gelişim aşamaları şu şu şu şekildedir. Ve 20. yüzyılda bilim insanlarının yaptığı çalışmalar gösteriyor ki gerçekten doğru olarak anlatılmış.

1981 yılında ilk başarılı tüp bebek uygulaması yapıldı. Ve 1982 yılında bilim embriyonun ilk aşamalarını gözlemleyebilir seviyeye geldi. Yorum sizin.

* "Ebu Leheb'in elleri kurusun, zaten kurudu ya! Ne malı mülkü ne de kazancı onu kurtaramadı. Alev alev harlanan bir ateşe atılacaktır o! Karısı da onun odun hamalı olacaktır. Boynunda ateşten bir zincir ile!" Tebbet Suresi - 1,2,3,4,5


Bu ayetin ilgi çekici kısmı çok manidar arkadaşlar. Ebu Leheb peygamberimizin öz amcası. Karısıyla beraber en başından beri İslam'a ve resule muhalefet ediyorlar. Yapmadıkları çirkeflik kalmıyor. Sonra gün geliyor, Mekke fethediliyor. Bütün Mekkeli müşrikler yavaş yavaş İslam'a geçiyorlar. Bazısı münafık tabi. Görünüşte Müslüman...
Ama bu adam ve karısı inat ediyorlar ve Müslüman olmuyorlar. Ulan bu ikili Müslüman olsa herkes dönüp peygambere "eee şimdi ne olacak, dediğin çıkmadı?" derdi değil mi? Çok ilginçtir ki Kuran'ın bu iddiası da doğru çıkmıştır.  

Ebu Leheb ve karısı, pagan inanç üzere öldüler...

* "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik." Fetih Suresi - 1. Ayet

11 Ocak 630 yılında Mekke fethedildi. Ve bunun haberi peygambere önceden verilmişti. Savaşta ne olacağı hiç belli olmaz. 300 Sparta askerinin 250 bin Pers askerini yendiği rivayet edilir. Mohaç meydan muharebesinde kendinden 15 kat kalabalık orduyu yenen akıncılarımız var. Dünyayı karşımıza alıp Kıbrıs'a asker çıkardık. Kimse bir şey diyemedi. Yenilip yok edilen Bizans doğu kanadı ordularının kısa sürede toparlanıp Sasani ordusunu bitirdiğini görmüştük. Bu müjde sizce de çok iddialı değil mi? Ya savaş kazanılamasa idi? Yine yorum sizde.

* "Güneşin ışığı söndüğü zaman, yıldızlar kararıp döküldüğü zaman..." 
      Tekvir Suresi - 1. ve 2. Ayet

Bizim Güneş olarak adlandırdığımız yıldız ve diğer tüm yıldızlar hidrojeni füzyonla helyuma çevirerek yani yakarak ısı ve ışık yayıyorlar. Hidrojen stokları tükendiğinde yitip gidiyorlar. Güneş dahil tüm yıldızların söneceğini söyleyen bu ayete ne denebilir ki? 


Daha birçok örnek verebilirim size. Sürekli iyiliği övüp kötülüğü yeren, onlarca yerinde insanlara yardım etmeyi öğütleyen yüce bir kitaptır Kur'an. Okuyun arkadaşlar. Samimiyetle ve gerçeği öğrenmek üzere okuyun. Farklı meallerden karşılaştırmalı şekilde defalarca okuyun. Üzerine düşünün, hayal edin.

İnançsızlık ve anlamsızlık çukurundan çıkmak için tek çareniz bu. Ben de o çukurda uzun süre kaldım, yönümü şaşırdım. Kafası çalışan her insan bu boşluğu hayatının bir aşamasında yaşar zaten. İstediğin kadar paran pulun olsun; 1000 tane yakın arkadaşın olsun, 1000 tane evin-villan olsun, 1000 tane çocuğun olsun ve tüm dünyayı gez dolaş yine geleceğin nokta budur işte. Çünkü ölüm var. Ölümün olduğu bir yerde tüm zevkler ve istekler rüzgarda uçuşan sonbahar yapraklarına döner. Zamanı geçince anlamsızlaşır...

Hep aklıma Allah'ın son elçisinin örnekliği gelir. Yetim ve öksüz büyümüş. Amcası himaye etmiş. Çobanlık da yapmış, ticaretle de uğraşmış. Hep beyefendiliği ve dürüstlüğü ile tanınmış. Dostu düşmanı saygı duymuş. Eşi Hatice annemiz ile çok güzel anlaşmışlar, mutlu bir yuvaları olmuş. Ama her bulduğu fırsatta Nur dağına çıkmış ve mağarada düşüncelere dalmış. Varlığını, nedenleri ve yaradılışı sorgulamış. Samimiyetle ve cesaretle kendi yaşadığı toplumun saçma davranışlarını reddetmiş. Örnek alacaksanız bu büyük insanı alın.

Bu arada Tasavvufçu camia, pasif bir peygamber görüntüsü yaratmak için "Okuma ve  yazması yoktu." derler. Ticaret ile uğraşan ve seyahat eden bir insanın okuma yazma bilmemesi? Savaşlara katılan, yaşadığı müddetçe yüzlerce insana İslam'ı anlatan ve savaşta aldıkları esirlere "5 Müslümana okuma ve yazma öğreten, serbest kalacaktır." diyen bir peygamber... Okuma yazma bilmiyor ha? Komiksiniz. Gençlerin dinden soğumasında en büyük etken sizsiniz. Kılı tüyü din sanıyorsunuz ve hiçbir şeye cevabınız yok. Yararı geçtim, en azından aradan çekilseniz de insanlar rahatça Kuran-ı Kerim'in aydınlığından faydalansalar? 


Tüm engellere rağmen öğrenmeye çalışın. Onlar, amaçsız ve kaybolmuş bir insanlık istiyorlar. Buna karşın Kuran-ı Kerim temiz bir toplumu ve gerçeği bizlere vadediyor. 

"Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu?"

Bu ipe sımsıkı sarılın. Sizi anlamsızlıktan ve boşluktan çekip alacaktır. 24 yaşımdan bu yana o boşluğu ve anlamsızlığı bir gün olsun tekrar yaşamadım. Her şey berrak ve net. 

Gelmiş ve geçmiş tüm insan lisanlarını toplasak; şanını hakkı ile  övmeye milyar ışık yılı dahi yaklaşamayacağımız Rabbimize hamdolsun. Şimdilik hoşçakalın.


Devam edecek.

10 Mayıs 2026 Pazar

 KÜRESEL ELİTİN AYAK İZLERİ - X


Selam ahali. Umarım herkes iyidir. Küresel elitin finans ve bankacılık ayağına odaklandığımız bir yazı ile daha karşınızdayım. Biliyorsunuz ki İslam dini faizi yasaklamıştır. Adem peygamberden Muhammed peygambere kadar olan tüm elçiler faize ve tefeci haramzadelere savaş açmışlardır. Mesela İsa peygamber tapınağın bahçesinde faizle para satan Yahudi tefecilerin tezgahlarını devirmiş ve onları kovmuştur.

Para ile dini bir araya getirerek kazanç elde eden Mekkeli müşrikler Kabe'yi putlarla doldurmuş; bunun üzerine Muhammed peygamber müşriklere savaş açmıştır. Faiz dediğimiz şey paradan para kazanmaktır ve bu işin içinde herhangi bir emek, çalışma ya da üretim yoktur. Sadece para satıp daha fazla para elde ederek ve bu parayı da tekrardan satıp insanları borçlandırarak tüm dünyayı ahlaksızca ele geçirebilirsiniz. 

Hatta bu işi öyle bir noktaya kadar devam ettirirsiniz ki günümüzde olduğu gibi tüm insanlık sizin için çalışır ve köleniz olurlar. Sorgulayıp öğrenme kabiliyetleri de düşük olduğundan; bu sistemin farkında olmadan yaşarlar ve siz de tüm dünyayı avcunuzun içinde tutarsınız. Çok mu ağır geldi? Gelmesin awk. Öyle çünkü. Etrafınıza bir bakın, kredi kartı kullanmayan ya da faiz ödemeyen bir Allah'ın kulunu bulabilecek misiniz? Bulamazsınız. Sen sakız dahi alsan bu adamlar para kazanır. Götündeki donun parası direkt olarak ya da vergiler ile dolaylı olarak bu adamların kasasına girer. Dünya üzerindeki her devlet bu Lusiferyan şerefsizlere borçludur. Öyle ya da böyle...

"Banc Templarii" yani Tapınakçı bankasının bastığı eski banknotlardan biri.

Peki bu adamlar küresel bankacılık sistemini nasıl yarattı? Nasıl oluyor da para ile ilgili her şey bankalar aracılığıyla yapılıyor? Neden ben bir işe girip çalıştığımda emeğimin karşılığını direkt olarak alamıyorum da araya banka girip bana "banknote" veriyor? Evet gençler, şu anda kullandığımız kağıt paraların ismi "banknote" yani Türkçesi ile banknottur. 5 liradan 200 liraya kadar olan paralar banknot ismiyle basılır.


Eskiden para olarak değerli madenler kullanılırdı. Altın ve gümüş nadir bulunan madenler olduğu için sürekli üretilemezdi. Belirli bir miktarda dolaşımda dönerler ve bu sayede enflasyon olmazdı. Yani deden de çeyrek gümüşe bir ekmek alırdı baban da ve hatta sen de. Enflasyon yok, para belirli standartlara dayalı. Sürekli altın ya da gümüş yok, bu madenler bu yüzden kıymetli. Değer kaybetmiyorlar ve dolayısıyla da enflasyon olmuyor.

Yani insanlar kendi aralarında alışverişte kullanacakları bir meta bir araç olarak bu madenleri kullanıyorlar. 10 tane ekmek almak için elinde bir sepet elma ile gitmek yerine 1 tane ufak gümüş para götürüyorsun. Amaç kolaylık yani. Bu yüzden para icat edildi. Ayrıca para dediğin şey Lidyalılardan on binlerce yıl önce de vardı. Bi akıllı Lidyalılar mı awk? Diğer toplumlar bunu akıl edemedi mi sanki... Sümerlerden önce yerleşik düzen yoktu saçmalığının aynısı. Göbeklitepe ne lan o zaman? Sümerlerden binlerce yıl eski? Nasıl olsa yalancıyı...

Yok arkadaşlar yok, inanın bana bu adamların bugün tüm dünya müfredatında öğrettikleri tarih çarpıtılmış ve kesilip biçilmiş bir tarihtir. İnsanoğlu uyanmasın, bilmesin ve görmesin diye uydurulmuş. Ve öyle de oluyor maalesef. Attığını vuruyor şerefsizler. Şeytani bir akıldan alıyorlar bilgiyi. O yüzden de insanüstü başarılı bir şekilde  ilerliyorlar. Tabi ki Yüce Yaradan'ın planı gibi kusursuz ve eşsiz değil ama kendi çapında güçlü bir plan bu. Haklarını verelim. Lusifer zeki bir varlık ve hatta ne kadar doğrudur bilmiyorum ama cennetteki ismiyle "Azazel" iken diğer bazı meleklere hocalık yapıyormuş. Bu bir anlatı tabi, gerçek midir değil midir bilemem. Doğrusunu ancak Yüce Rabbimiz bilir... Cenab-ı Allah bizlere yardım etsin, bunların tuzağı çok güçlü. Hele ki günümüzde. Çevrenize bakarsanız göreceksiniz...

Neyse konuyu çok dağıtmadan Tapınak Şövalyesi arkadaşlara geri dönelim. Bu tarikat askeri bir düzeni olan ve bizzat Papa tarafından "dokunulmaz" ilan edilen seçkin kimselerden oluşuyordu. Arkalarında Siyonist Yahudi aileler vardı. Finansal açıdan çok büyük bir güce sahiplerdi yani. Haçlı seferlerini organize eden de aynı banker ailelerdi. Hatırlayın, Belçika'da kontluğu olan aile; haçlılar Kudüs'ü alınca Kudüs krallığını kurmuşlardı. Avrupalı halklar da bu zibidileri din için savaşıyor sansın dursun. Para ve Yeni Dünya Düzeni amacıyla çalışan faiz ve borç sisteminden beslenen banker siyonistlerin oyuncağı olmuşlar haberleri yok. Bugün de dünyanın durumu çok farklı değil. İstedikleri yere gidip savaş çıkarıyorlar, katliam yapıyorlar, yakıp yıkıyorlar ve herkes seyrediyor. Tüm dünya halkları bunlara borçlu, tüm devletler bunların kontrolünde. Binlerce yıllık bir plan ve bugün sonuç ortada gençler...


Tapınak Şövalyeleri tarikatı ve tüm Avrupa kıtasını saran bankacılık finans sistemi ile gücüne güç katan Küresel Elit; Osmanlı İmparatorluğu'nu yenip Akdeniz ticaretini tastamam ele geçiremeyince doğal olarak gözünü yeni topraklara dikiyor. Daha öncesinde Amerika kıtası zaten biliniyordu. Arada koskoca Atlas okyanusu vardı  ve Akdeniz ticareti öncelikli hedefteydi. 1400'lü yıllara kadar odakları o yönde değildi yani. Ama mecbur kalınca da bir yolunu bulup gidip oralarda koloniler kurdular. 

Yine her gittikleri yerde yaptıkları gibi önce bölgenin yerli halkına dostça davrandılar. Zaman içerisinde güçlendikçe de soykırım ve sömürüye giriştiler. 

Her zamanki gibi kazanılan para yine İsviçre bankalarında saklandı. Borç olarak devletlere verildi. Avrupa'da mezhepleşmeyi körükleyerek devletlerin savaşması da sağlanınca sürekli borç alıp faiziyle ödeyen bir Avrupa tablosu ortaya çıktı. Bu arada şunu da söylemem gerekiyor ki; Hristiyanlık dinini uyduran Küresel Elit o dönemlerde yeni bir mezhep arayışına girdi. Çünkü Katolik mezhebi faizi lafta reddediyordu. Bu sayede zenginleşen sadece Katolik olmayan Yahudi ailelerdi. Ama artık halkı da bu faiz sisteminin içine sokmak gerekliydi. Sonuçta üretilen mal alıcısı olmadan sadece çöptür. Birisi karşılığında para verecek ki dolaşıma girsin ve değerlensin. Yani ortada bir arz var ise talebi de yaratman gerekiyor. Çark böyle işliyor.

Martin Luther ve Jean Calvin isimli iki Alman bu noktada devreye girdi. Öncelikle Papalığın halkın üzerindeki tahakkümü artırıldı, zulüm ve baskı arşa çıktı, insanlar bezdirildi. Sonra da kurtarıcı olarak bu Tapınakçı kökenli ilahiyatçılar öne sürüldü. Yeni bir ahlak inşa ettiler. Faize ve Kapitalist sömürü düzenine ılımlı yaklaşan bir mezhep ortaya çıktı. Hatta bu konuda yazılmış bir şaheser kitap da var. Detayını öğrenmek, derinine inmek isteyenler Max Weber'in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" isimli kitabını okuyabilirler.  


Bu kitapta; doğan her insanın bankerlerin kölesi olması için kurulacak "Kapitalizm" isimli sistemin ancak Protestan bir ahlak sistemi ile mümkün olduğu açıkça belirtiliyor. Aslında çok basit arkadaşlar; sen insanları topraktan koparıp büyük şehirlere tıkacaksın. Göt kadar yerde 20 milyon kişi birbirinin tepesine çıkarak yaşayacak. Fabrikaların üreticisi(köle) bu insanlar olacak ve aynı zamanda ürettiklerini de bu insanlara satıp para kazanacaksın. Aklınızda şu alttaki foto canlansın;


Olduğu yerde debelenip duran ve eline aslında hiçbir şey geçmeyen dünya insanlığının durumu budur. Net. Senin doğduğun devletin geçmişinde ne kadar bankacılık faaliyeti varsa o kadar da pastadan pay alırsın. Zamanında bankerlere ne kadar öptürmüşsen o kadar zenginsindir ve milli gelirin de o kadar yüksektir. Avrupa'nın yükselişi; Amerika, Afrika ve Asya kıtasındaki katliamlar neticesinde başladı. Oradaki insanları katlettiler ve yeraltı-yerüstü tüm zenginliklerini Avrupa'ya taşıdılar. 


Altına ya da gümüşe bağlı olarak basılan banknotlar Avrupa ve Amerika'nın farklı yerlerinde defalarca denendi. İnsanların bu sisteme ses çıkarıp çıkarmayacağına baktılar. Sonuçta gördüler ki "yavaşça pişen kurbağa" tencereden sıçramıyordu. İnsanlar devletler aracılığıyla kendilerine dayatılan bankacılık sistemine razı gelmişlerdi. Artık pamuk ve ketenden basılacak paralar tüm dünya halklarını sömürmek için kullanılacaktı. 

Mezhep savaşları ve Fransız İhtilali gibi toplumsal senaryolar ile Sekülerizm tüm dünyaya pompalandı. Sanayi devrimi ile insanlar topraktan ve üretimden koparıldı. Büyük şehirler kurulmaya başlandı. Onların gözünde insanoğlu koyun sürüsünden farksızdı. Bu sürünün etinden, sütünden ve yününden faydalandılar. 

En başta kağıt para (banknote) basımını altına ya da gümüşe endekslediler. Yani bir merkez bankası; deposundaki altın ve gümüşe karşılık gelecek şekilde kağıt para basabiliyordu. Bu sayede kafasına göre sisteme para sokup enflasyona neden olamıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'ni kuran mason liderler bu şekilde tüm dünyaya egemen olamayacaklarını bildiklerinden; altına ve gümüşe dayalı sistemi yıkmak istediler. Kafana göre para basamıyorsan tüm halkları egemenlik altına alacak kadar zengin olamazsın...

Bu tablo yıllar içerisinde altına dayalı sistemin nasıl yerle bir edildiğini gösterir. Amerikan federal rezerv bankasının internet sitesinden alınmıştır.

Aklınıza geldi mi bilmiyorum ama dikkat ederseniz ABD'nin süper güç olması karşılıksız dolar basımı ile doğru orantılıdır. Amerikan federal rezervi altına dayalı olmadan sisteme dolar sürmeye başladı ve devamında Suudi Arabistan'daki Suud ailesine petrolü dolar üzerinden satması için baskı yaptı.

Fotoğrafta o dönemin Suudi ileri gelenleri ile Amerika Birleşik Devletleri bakanları görülüyor. Anlaşma çok basit; tüm dünyaya petrol satışında Amerikan doları kullanılacak, karşılığında ise Suudi kralları paraya boğulacak ve himaye edilecek.

Tüm dünyada sanayileşme ile birlikte öylesine bir petrol ihtiyacı doğmuştu ki; Amerika ve işbirlikçisi Suudi hanedanı bu talebi "petro-dolar" sistemi ile harmanlayıp ekonomik olarak astronomik şekilde büyüdüler. Birisi Lusifer adına süper güç olup dünyayı yönetmeye girişti. Diğeri de vizyonsuz salaklardan oluştuğu için altından kapı kolları, musluklar, arabalar, klozetler ve silahlar yaptırdı. Ve dünya "enflasyon" denilen balonun içinde kaybolduuu gittiii...

Artık günümüzde herkes bir şekilde borçlu, herkes borç-faiz sisteminde çamura batmış durumda. Doğan her çocuk borç ile doğuyor. Dünyamız kendisini Lucifer'e adamış olan bir avuç elitin elinde oyuncak haline geldi ve işler gitgide kötüleşiyor.

Küresel çapta en güçlü markaların (Google, Microsoft, Apple, NVIDIA, Alphabet, Amazon, vesaire...) tüm fon ve varlıklarını BlackRock, State Street ve Vanguard yatırım şirketleri idare ediyor. Gerçek mal ve hizmete dayalı paranın onlarca katı enflasyonist para sistemde cirit atıyor. Siyonizm dört nala tek dünya devletine koşuyor. Ve biz sadece seyredebiliyoruz. Çünkü ne bir amacımız var ne de bir hayat gayemiz. Maalesef içinde bulunduğumuz vaziyet budur işte...


Yazımı şimdilik burada noktalamak istiyorum. Beklemede kalın, devamı gelecek. Nefes aldığım sürece bu şeytani sistemi ve İblis'in kölelerini ifşa etmeyi sürdüreceğim.

Bitirmeden önce bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Zira insanoğlu çok unutkan...

- Yüce Allah'ın son elçisi olan peygamberimiz vefat ettikten sonra onun en yakın arkadaşlarından olan ve de cesaretiyle bilinen Hz.Ömer, amcasının oğlu ve kardeşi gibi sevdiği Hz.Ali ve de yine omuz omuza çarpıştığı dostu Hz.Osman katledildi. Emevi zenginleri peygamberin vefatına kadar beklediler ve sonrasında o eski sömürü sistemini tekrar getirmek için harekete geçtiler. 

Çünkü ilk peygamber olan Adem aleyhiselamdan, son peygamber olan Muhammed aleyhiselama kadar olan binlerce elçi; köle sahibi aşağılıklara, faizle borç veren haramzadelere ve kadınların namusunu satarak para kazanan şerefsizlere karşı durmuşlar ve iğrenç ötesi sistemlerine savaş açmışlardır.

 İslam barış dinidir arkadaşlar. Dinimiz  adını  "S-L-M" kökünden alır. İçinizde Arapça dilinin kelime türetme ve gramer bilgisinden haberdar olanlar varsa sessiz harfler üzerinden gidildiğini zaten biliyordur. S-L-M kökünden türeyen "İslam" aynı zamanda "Selamet, Selam" gibi barış anlamına gelen kelimeler ile aynı anlama sahiptir. 

Kudüs'ün gerçek ismi "Jeru-selam" yani "barış şehridir. İslam dini her alanda barışı öğütler. Komşunuzla, ananızla, babanızla, eşinizle, dostunuzla ve son olarak da tüm dünya insanları ile barış içerisinde yaşamanız gerektiğini söyler. Yalnızca savaşın kaçınılmaz olduğu "nefsi müdafaa" halinde insan öldürmeye izin verir. Kesinlikle kölelik ve kölecilik İslam'a zıttır. İnsanoğlu ancak Alemlerin Rabbi olan yüce Allah'a kul ve köledir. İnsan insana sahip olamaz çünkü sahibimiz bizleri yoktan var edendir.

Faiz sistemine girenler; kredi çekerek, kredi kartı kullanarak ve faiz ile borçlanarak şeytani sisteme maşa oluyorlar. Enflasyon ile tüm kazanımları ve birikimleri yok oluyor. Yakın zamanda nakit para sistemini bitirip tamamen dijitaldeki sayılardan oluşacak bir sisteme geçecekler. Bekleyin, göreceksiniz.


Jeffrey Epstein buzdağının görünen kısmıydı. Onun sapkın inancını paylaşan, çocukları ve kadınları çeşitli iğrençliklerle katleden ve inandıkları yaratığa kurban eden on binler var. Küresel banker aileler; müzik, sanat, medya, sağlık, gıda, enerji ve yapı sektörlerini domine ederek İblis'in onlardan istediği dünyayı kurguluyorlar. 

Distopik bir gelecek maalesef ki bizleri bekliyor. Siyaset, futbol, ırkçılık, moda ve Sekülerizm  ile insanların aklını saçmalıklara boğuyorlar. Arka planda çalışan ve dünyayı çamura saplayan çarkları göremiyorsunuz. 

Bu dünya hayatına canımız pahasına bağlandığımız ve riyakarca davrandığımız için de bizlere yardım edilmiyor. Pisliğin içinde debelenip duruyoruz. Lütfen uyanın ve çevrenizdekileri de uyandırın. 

Bir düşünün; ölümün olduğu bir dünyada ahiretten ve Rabbimizin rızasından daha önemli ne olabilir ki? 

"Biliniz ki şu yaşamakta olduğunuz dünya hayatı; bir oyun, eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme ve de mal mülk ya da evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot hasat edenlerin hoşuna gider. Ve sonra kurur, sapsarı olur da çer çöpe dönüşür. Ahirette ise ya çetin bir azap ya da Allah'tan mağfiret ve bağışlanma vardır. Anlarsanız, dünya hayatı aldatıcı ve geçici bir zevkten ibarettir." [HADİD SURESİ - 20. AYET]