Herkese selamlar. Bir önceki yazımda Şeytanın Avukatı filmi üzerinden Lucifer'ın ve Dünya üzerindeki hakimiyet mücadelesinin analizini yapmıştım. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Şimdi ise Lusiferyan yani İblis'in taraftarı olan ailelerin zaman içerisinde nasıl her şeyi ele geçirdiğinden bahsedeceğim. Yazı uzun olacağı için birkaç parça halinde paylaşacağım. Zaman alacak ama yavaş yavaş bugüne kadar geleceğiz.
Bu insanlar bir kere kendilerini diğer insanlardan çok farklı görüyorlar. Biz Adem ve Adem'in insan olan eşinden türemişken onlar kendilerinin Adem ve Lilith'in soyundan geldiğine inanıyorlar. O yüzdendir ki Yahudilere göre kan bağı anneden geçer. Yani annen Yahudi değilse Yahudi değilsindir. Baban Yahudi bile olsa. Biz Yahudi olmayanlar bu Lusiferyan elitlerin gözünde insan bile sayılmıyoruz. Bu yüzden tüm dünyada savaşlar çıkarıp, açlık ve sefalet ile insanları yönetiyorlar. Kim ölmüş, kim kimi paramparça etmiş umurlarında değil.
Burada tüm Yahudileri kastetmiyorum. İçlerinde kimseye zararı dokunmayan ve insanların barış içinde yaşaması taraftarı olan Yahudiler de var. Siyonizm denen şeytan icadı ideolojiye de karşı çıkıyorlar.
Bu insanlarla bizim sorunumuz olamaz. Neye isterlerse inanabilirler. Bir insan başka birine zarar vermediği sürece istediğini yapabilmelidir zaten. Evrensel etik kurallara ve dolayısıyla da insan tabiatına en uygun olan budur. Hatta bu Filistin destekçisi Yahudi abiler İsrail polisi tarafından öyle bir dövülüyorlar ki aklınız şaşar. Müslümana bir kere vuruyorsa bu adamlara 5 kere vuruyorlar. Üvey evlat muamelesi çekiyorlar bunlara. Helal olsun ne deyim. 2 milyar Müslüman var katliamı seyrediyor. Bu adamlar Yahudi olmalarına karşın Filistin'deki katliama sessiz kalmıyorlar.
Siyonizmin, İblis'in kurguladığı bir ideoloji olduğunu net şekilde görüyoruz. Lucifer Tanrı'ya karşı çıktıktan sonra Dünya üzerindeki tüm insanları boyunduruk altına alacağına dair yemin etmişti. Kuran'da bu durumdan bir çok yerde tekrar tekrar bahsedilir. Ben size Araf suresi 16 ve 17.ayeti göstereceğim, yeter diye umuyorum. Daha derinini araştırmak isteyenler diğer kutsal metinlere ve düşmüş melekler ile ilgili yazılanlara bakabilirler.
İyi de bunu nasıl yapacak? Sen insanların çoğunu doğru yoldan sapmış bulacaksın diyor. Tamam bugün ki durumdan bahsediliyor. Bunu görebiliyoruz. Ama devamında bu sistemi nasıl ilerletecek ve kıyamete kadar insanlığı hüsran içinde götürecek? Bunun yegane yolu tek bir dünya devleti kurmaktır arkadaşlar. İster inanın ister inanmayın. Siz inanmadınız diye o adamlar bir şey kaybetmez. Kendi yollarında yürüyorlar ve kendi çaplarında da başarılı olmuşlar. Sen kimsin? Fal bakıyorsun, tarota ve burçlara inanıyorsun sonra da bu konulara "ayy ne kadar da saçmaağğ" diyorsun. Senden bi cacık olmaz zaten. Elitler için kullanışlısın. Git ve sefil hayatını yaşa, sonra da bir boka yaramadan geber git. Ben bu yazıyı "acaba" diyebilecek insanlar için yazıyorum. Sana göre değil buralar yeğenim. Uza.
Neyse sakin sakin devam edelim. Arkadaşlar bir düşünün. Tüm insanlığı boka saplamak gibi bir amacınız var. Ne yapardınız? İnsanların tamamını yönetecek bir görünmez devlet kurmanız lazım. Bu devletin görünür olmaması lazım. Her millet kendisini kendi içinden kimselerin yönettiğine inanmalı ve ses çıkarmamalı. Ayrıca sanatı, bilimi ve tarihi de tekelinize almanız lazım. Ne olur ne olmaz. Karşı duracak birileri her zaman çıkabilir.
Al Pacino'nun repliği her şeyi anlatıyor aslında. İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveninin başladığı andan itibaren Lucifer her işe el atmış. Yüce Yaradan peygamberler ile insanları uyarmış, Lucifer insanın hazza yönelik tüm isteklerini körüklemiş. İnsana bir şey yaptıracaksan onun haz mekanizmasını çalıştırman gerekir. Mesela alkol neden çekici gelir? Neden insanlar alkol tüketir? Halbuki çok zararlıdır! Çünkü alkol insan beynindeki haz mekanizmasını tetikler. Dopamin basar insan beynine. Sigara ve uyuşturucular da aynı şekilde. Neden insanlar zina eder? Çünkü üreme içgüdüsünü besler ve beraberinde haz getirir. Ben hazlara karşı değilim. Ama bir sınırı olmalı. İnsan kendisine sınır koyabilmeli. Aksi takdirde bağımlılık gelişir. Sigara, alkol, uyuşturucu, antidepresan, oyun, porno, sex, alışveriş, kahve, şeker vs.vs. Bugün Dünya üzerinde herhangi bir şeye bağımlı olmayan kaç kişi var acaba çok merak ediyorum. Bu bağımlılıklar seni kontrol altında tutar. Hepsi de beyindeki haz mekanizmasını tetikler. Sen de bağımlısı olduğun şeye devam ettiğin sürece bir problem görmezsin. Dünya nereye gidiyor, neden buradayız, amacımız nedir, insan nasıl yaşamalıdır, ölüm ve sonrası gibi konular ile çok da ilgilenmezsin. Çünkü haz duyduğun sürece beynin için her şey yolundadır.
Konu çok dağıldı ama kusura bakmayın. Tüm Dünya ve insanlık tarihini ilgilendiren bir konu olduğu için kameralarımızı sık sık başka noktalara çevirmemiz gerekiyor. Şimdi hikayeyi şöyle bir özetleyelim;
Yüce Allah insanı yaratıyor. Ve insana üst düzey zeka bahşediyor. Meleklerden insanın varlığını ve statüsünü kabul etmelerini istiyor. Azazel(Lucifer), yani İblis bunu kabul etmiyor. Kendi türünün (cinler) ikinci plana düşeceğinden endişe ediyor. Tanrı, İblis'i kibrinden ve haddini aşmasından dolayı kovuyor. Adem ve eşi kendi hallerinde yaşarlar iken İblis Adem'e "hiç bitmeyecek güç ve saltanatı ister misin" diyor. Yani bir nevi Tanrı olmaktan bahsediyor. Açın, araştırın, bakın. Adem zaten cennette iken her şeye sahip, İblis onu başka türlü nasıl kandıracak ki? Adem Lilith ile birleşiyor ve ortaya farklı bir soy çıkıyor. Bu soy her şeyin başladığı günden bu yana dünya üzerinde sürekli fesat çıkarıyor. Kuran-ı Kerim'de sürekli olarak İsrail oğullarına öğüt verilir. Yapmayın, etmeyin, yeryüzünü fesada boğmayın denir. Ve bu konulara meraklı olanlar bilir; Yahudiler peygamber katili olarak anılırlar. Allah bunlara düzgün dursunlar diye sürekli peygamber göndermiş. Bunlar da peygamberleri ya öldürmüşler ya da öldürtmüşler. Değişik bir millet. Hayra ve barışa yönelik hareket edenleri tenzih ederim tabi. Onlar ayrı. Onları İslam dairesinde sayabiliriz. Kardeşiz onlarla.
Neyse. Bu iblis ve yanındaki avanesi kovulduktan bir süre sonra yeryüzüne iniyorlar. Hermon dağı'na indikten sonra kendi aralarında yeminleşiyorlar. Kıyamet gününe kadar insanları yoldan çıkaracaklarına dair birbirilerine söz veriyorlar. Hermon dağı bugün Golan tepelerinde, İsrail kendi kültür mirası olduğunu iddia ederek işgal etti orayı. Sonra kendi soyları ile insan soyunu birleştirip Lilith soyuna paralel olarak yeni bir Cin-İnsan soyu yaratıyorlar. Ben araştırdım, bu düşen meleklerin kimi yerde 40, kimi yerde 80 kişi oldukları söyleniyor. Enoch kitabında bu konudan çok detaylı bahsedilmiş. İlgisini çeken olursa alsın baksın. Türkçeye çevirildi.
İnternette bunların isimlerini bulabildim. Bazı yerlerde daha fazlasının isminden bahsediliyor. Sonlarındaki "EL" takısı bu meleklerin bir zamanlar Allah katında hatırı sayılır kimseler olduğunu gösteriyor. CebraİL, MikaİL, AzraİL isimlerinde de aynı şeyi görüyoruz. Peki sonra ne yapıyorlar derseniz; bunlar kendi soylarından gelen temsilcileri ile yeryüzünde dehşet saçıyorlar. İnsanları pisliğe batırıyorlar. Kendilerine köle ediyorlar. Ve o kadar ileri gidiyorlar ki Allah bunları Nuh tufanı ile helak ediyor. Dünya çapında bir helaktır Nuh tufanı. Şimdi de bu soydan geldiği iddiasında olan aileler var. Tufandan kurtulmuş olanlar olabilir mi diye araştırdım ve evet kurtulanlar olmuş. Gemiye binenlerin arasında bu soydan insanlar da var. Nuh peygamber gemiye sadece kendi ailesi ile binmemiş. Anlatılara göre 80-100 kişi civarında insan da gemiye alınmış. O insanlar iyi kimseler olsalar bile onların soyundan gelen torunları bu düşmüş melekler ile bir şekilde irtibata geçerek yanlış yola sapmışlar. Zaten soy böyle şeyleri belirlemez. İbrahim peygamberin babası yobaz bir pagandı, putperestti. Nuh peygamberin oğlu gemiye binmedi. Yusuf peygamberin kardeşleri sapmış kişilerdi de sonradan doğru yola döndüler. Yani ben iyi biriyim diyelim, bu durum benim soyumdan gelenlerin de iyi olacağı anlamına gelmez. Alimden zalim, zalimden alim doğabilir. Herkes şahsına münhasırdır.
Lucifer ve arkadaşları kovuldular. Yeryüzüne indiler. Tanrı'ya karşı insanları kışkırtmak için yemin ettiler. Sonra insan kızlarından eşler seçtiler ve çocukları oldu. Adem ve Lilith'in birlikteliğinden insan-cin karışımı bir soy oluştu. Aynı şeyi burada düşmüş melekler ve insan kızlarının çiftleşmesi ile de görüyoruz. Sonra bu soydan gelenler yeryüzünde krallıklar kuruyorlar. Yani efendi oluyorlar. Halbuki insanın insana üstünlüğü yoktur. Bir insan ancak çalışkanlığı, dürüstlüğü ve ahlakı ile diğer insanlardan üstün olabilir. Bu yarı kan soyundan gelenler madenlere değer atfederek özellikle altın ve gümüş üzerinden kurdukları hegemonya ile insanları köleleştiriyorlar. Geçmişin kadim krallıklarına baktığınızda yöneticilerin bu insanların soyundan geldiğini görürsünüz. DNA ve genetik olarak insan ve cinler birbirilerine çok yakındırlar. Öyle ki cinsel olarak birleştiklerinde üreyebilmektedirler. Sümer, Asur, Akad, Babil, Mısır ve Amerika kıtasındaki Maya, Aztek, İnka ve Toltek kralları bu soydan gelmektedirler. İnsanlar onlar için hep kullanışlı köleler rolündedir. İnsanlar çalışır, üretir bu krallar da onlardan aldıkları vergiler ile efendi olurlar.
Tarihte geriye gittiğimizde şimdiki küresel elitin atalarını Yusuf peygamberin Mısır'da bakanlık yapması döneminde görürüz. Babası Yakup peygamberden koparılan Yusuf abileri tarafından çölde bir kuyuya atılır. Bir kervan onu fark eder ve Mısır'a götürüp köle olarak satar. Firavun'un sarayında hizmetçi olarak büyür ve erdemleri sayesinde kralın sağ kolu olur. Herkesin sevdiği zeki, dürüst ve ahlaklı bir insandır. 7 yıllık bolluk ve 7 yıllık kıtlık döneminde Mısır'ı yönetir ve insanların açlıktan ölmesine mani olur. Bu kıtlık döneminde abileri ve babası ile tekrardan buluşurlar. Yakup peygamber ve çocukları gelip Yusuf'un yanına yerleşirler. Aradan yüzyıllar geçer. Yusuf peygamberin ve kardeşlerinin soyundan gelenler kendilerine duyulan saygı ve imtiyazlarla ticaret yaparak zenginleşirler. Paraya ve paranın getirdiği güce dayanmak zordur arkadaşlar. Para insanı sınar. Bu güç ve imtiyazla atalarının ahlakını unutan İsrail oğulları taşkınlık yaparlar ve Karnak rahipleri ile ters düşerler. Karnak rahipleri o dönemin Mısır'ın da çok saygın kişilerdir ve imtiyazlı din adamlarıdır. Bu çekişme neticesinde İsrailoğulları'nın zenginleşen tüccar kesimi Avrupa'ya yayılırlar. Zaten kaçamayan yoksul Yahudileri de Musa peygamberin kurtardığını görüyoruz. Meşhuuur Firavun ve Musa'nın ikiye böldüğü deniz hikayesi.
Karnak tapınağından geriye kalan binlerce yıllık harabeler, MISIR.
Karnak rahiplerinin gücü karşısında tutunamayan Yahudiler gemiler dolusu servetleri ile önce Sicilya adasına oradan da Roma şehrine göç ederler. Yanlarında tonlarca altın ve gümüş götürmüşlerdir. Gittikleri yerlerde en zengin kimseler durumuna gelirler. Roma ve İtalya'nın kuzey kısmında Türk kökenli Etrüskler yaşamaktadır. Meclis ile temsil geleneğine dayalı şekilde yaşayan Etrüskler daha sonraki zamanlarda "Latin" adını alacak olan bu Yahudi zenginleri ülkelerine kabul ederler. Zaman geçtikçe İtalya yarımadasını Latinler ele geçirmeye başlar. Sermayelerini kullanarak paralı asker sistemini kurar ve şehir devletlerini birer birer işgal ederler.
Tarih boyu kurulan tüm büyük devletler büyük sermayelerin ve kalabalık insan gücünün üzerinde yükselmiştir. Latinler sermayelerini kullanarak "Lejyoner" adını verdikleri paralı askerlerin gücü ile ilerlemişlerdir. Afrika'nın kuzeyi ve Ege denizi çevresinden toplanan askerler ile Avrupa'nın yerli milletlerine savaş açarlar. Barış içerisinde yaşayan Avrupalı insanlar böylesi bir düşmana hazır değildirler. Çünkü kendi aralarında savaşmıyorlardır. Savunma için yeteri kadar hazırlıklı değillerdir. Zırh, kalkan, silah gibi para isteyen araç gereçlere yatırım yapmamışlardır. Latinlerin yani Yahudi tüccarların bir dünya egemenliği planı vardır. Ancak bunun için öncelikle Avrupa kıtasının tamamını ele geçirmeleri gereklidir. Özellikle Akdeniz'i çevreleyen topraklar çok önemlidir. Çünkü bu kurulacak olan devlet için sermaye gereklidir ve bu para Akdeniz ticaretinin tekele alınması ile sağlanacaktır. Para kazan ve ordu kur. Ordu ile yık, yak ve yağmala. Yağmalanan yerlerden yüksek vergiler al. Kültür ve dinlerini değiştir. Sizce barbar olan gerçekte kimdi?
Savaşmak için hazır olmayan Avrupalı halklar, döneminin en modern silah ve araç gereçleri ile donatılmış olan lejyonerler karşısında üstünlük kuramadılar. Köyleri dağıtıldı. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar öldürüldü. Ağır vergiler vermeye zorlandılar. Kendi inançlarından kopup Latinlerin dinine ve yarattıkları sahte tanrılara tapınmaya itildiler. Tarsuslu Pavlus sizce neden Roma'ya gidip bir din kurdu? Çünkü elitlerin ana karargahı Roma idi. Roma'da ticaret yaparak zenginliklerine zenginlik kattılar. Etrüsklere darbe yapıp yönetimi ele geçirdiler. Zaman içerisinde özellikle Kelt ve Cermen kabilelerini ezerek genişlediler. Dikkat ederseniz Hollywood filmlerinde Cermen ve Kelt kültürü barbar ve kana susamış insanlardan oluşan bir alt kültür gibi gösterilir. Halbuki gerçek öyle değildir. Kendi inançları, yaşayış biçimleri olan; çiftçilikte ve hayvancılıkta ileri toplumlardır bunlar. Roma'nın Dünya egemenliği idealini anladıkları için onunla savaştılar. Ancak para her zaman kazanır. Bugün ve tarihin her döneminde parası olan galip gelmiştir. Ve tarihi galip olan taraf yazar.
Roma'nın bu anlayış ile Avrupalıları katlettiği dönemde İsa peygamber Nasıra'da doğar. Kendisi faiz ve kölecilik ile savaşır ancak Romalılar tarafından tutuklanır. Katillerin elinden kurtulur. Roma'nın ileri gelenleri bu inancın önünde duramayacaklarını bilmektedirler. Çünkü zamanı gelmiş bir fikrin önünde Everest dağı olsa duramaz. İsa peygamber Romalıların köleleştirdiği ve yozlaştırdığı insanlara; kardeşliği, barışı ve adaleti getirmiştir. Nitekim bunu bildikleri için araya Pavlus'u sokarak İsa peygamberin getirdiği dine taban tabana zıt bir din oluşturdular. Roma paganizmi ve Lusiferyan güneş kültünü İsa'nın adı altında birleştirip yeni bir din oluşturdular. Antik Dagon rahiplerinin ruhbanlığını da ekleyerek kurumsal bir din elde ettiler. Ve sonra da bu pagan dini yaymak bahanesi ile Avrupa'nın özgür halklarının üzerlerine gittiler. Konu ile ilgili araştırma yapmak isteyenler Roma'nın Avrupa içerisindeki Haçlı Seferlerine bakabilirler.
Bu haçlı seferleri kendi inançları olan Slav, Cermen ve Kelt kabileleri üzerine yapıldı. Avrupa yakıldı, medeniyetler kül oldu. İsa'nın peygamberliğini savunan mezhepler yok edildi. İnananları katledildi. Sonuç olarak Allah'ın peygamberi olan İsa, Roma elitinin elinde tanrılaştırıldı. Tüm insanların günahkar doğduğu, kiliseye ve emirlerine bağımlı olduğu "köleleştirici" bir din tesis edilmiş oldu. Artık küresel elit için geriye tüm Avrupa kıtasını bir araya getirmek ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmak kalmıştı.
Burada çok kısa bir mola verip ufak bir detaydan bahsetmek istiyorum. Konu dağılmadan döneceğiz. Üç farklı millete ait savaşçıların tasvirlerini göstereceğim size. Dikkatli bakarsanız aralarında uzun yıllar öncesine dayanan bir bağ var.
Bu görseli Polonya tarihi ile ilgili bir sayfadan aldım. Kanat detayını siz de fark etmişsinizdir. Attila'nın miğferinde, Kelt liderlerin savaş başlıklarında ve Polonya süvarilerinin (Hussar) zırh tasarımında aynı atıfı görüyoruz. Ayrıca antik Cermenlere ait mezarlarda da bu başlıklara rastlanmış.
Bu resim ünlü Kelt lideri Vercingetorix'in aslına uygun şekilde çizilmiş bir tasviri. Kendisi her ne kadar Romalıların zulmüne karşı savaştıysa da sermaye, paralı asker ve silah gücünün karşısında maalesef tutunamamıştır.
Ortak bir düşünce ve idealin temsilidir o kanatlar. Tüm dünya halklarını barış ve kardeşlik altında birleştirecek olan bir ideal. Şu an dünyada egemen olan sömürü ve matrix sisteminin tam tersi. Lucifer ve düşmüş meleklerin kurduğu piramit sistemine karşı; Türklerin kurmak istediği bir sistem. Eğer başarılı olunabilse idi şu an tüm dünya adalet ve barış içinde yaşıyor olurdu. Türk demek sadece bir ırka mensup olanları ifade etmez. Belirli bir yasaya bağlı olan, Tanrı'ya saygılı ve barış için çalışan milletlerin ortak ismidir. O yüzdendir ki Türklerin kimisi sarışın mavi gözlüdür, kimisi esmer kara gözlüdür. Kimi beyaz tenlidir, kimi daha koyu tenli. Bu insanların ataları binlerce yıl önce ortak bir fikir için omuz omuza defalarca savaşmışlardır. Detaylarına bir başka yazımda kesinlikle değineceğim.
Slavlar, Cermenler, Keltler ve Türkler. Bunlar bir zamanlar aynı inanca sahipti ve akrabalık bağları olan milletlerdi. Nuh'un oğlu Yafes'in çocuklarının kardeşliği...
Şimdi tekrardan Roma'da kurulan yapay devlete ve Avrupa halklarının bu zorbalığa karşı yaptıkları savunma savaşlarına dönelim. Kurulan devlet, elitlerin elinde biriken sermaye; Akdeniz çevresinden (özellikle Kuzey Afrika ve Yunanistan çevresi) toplanan paralı askerler. Ve evet, tüm bu kaynaklar sayesinde Roma elitleri kendilerinden çok emindiler. Tüm kuzeyli toplulukları yenmek için kararlıydılar. Yakıp yıkmaya devam edeceklerdi.
Ama hayat sürprizlerle doludur kardeşlerim..
Her şey hazırken ve Avrupa halklarının direnci kırılmaya başlamışken elitlerin hesaba katmadığı bir şey oldu. Karadeniz'in kuzeyi ve Hazar gölü çevresi halklarını bir sancak altında toplamış olan Attila doğudan çıkageldi. Kelt ve Cermen kabileleri ile uzak akraba olan Hun Türkleri Avrupa'ya hızlı bir giriş yaptılar. Hem kuzenleri tehdit altındaydı hem de küresel elitin oyunlarından haberdar idiler. Çok büyük bir ordu toplamışlardı. Tek bir Tanrı'ya ve onun gönderdiği peygamberlere inanıyorlardı. Ataları Oğuz Kaan "Tanrı'nın buyruğunu Türk'ün töresi yaptım, töreye uyana Türk denir." diyerek birçok farklı milleti "Tek Tanrı" inancı altında toplamış bir ulu kişiydi. Bazı kaynaklar Oğuz Kaan'ı engin bozkırların peygamberi olarak anar. Kuran-ı Kerim'de de yeryüzünde yaşamış olan her kavme peygamberler gönderildiği insanlara bildirilmiştir.
Yoksa Türkler engin bozkırları geride bırakıp, Asya'nın verimli topraklarından ayrılıp neden Avrupa'ya akın etsinler? Atlarla çıkılan bu yol belki de bir yıl sürüyordu. Bir amaç, bir ideal olmasaydı bu insanlar neden Kelt ve Cermen kabileleri ile birlikte Roma'ya kafa tutsunlar ki? Aklınız alıyor mu? Kim canı sıkıldığı için at üzerinde binlerce kilometre yol gider? Üstelik ölüm tehlikesi çok yüksek. Savaşta ölmezsen bile başına ne geleceği meçhul. Hastalıktan, kıtlıktan...
Devamı gelecek...
8 Ekim 2025 Çarşamba
KÜRESEL ELİTİN AYAK İZLERİ - I
ŞEYTANIN AVUKATI FİLMİ YENİ DÜNYA DÜZENİ VE İBLİS'İN İMPARATORLUĞU
Arkadaşlar selam. Sizinle uzun süredir düşündüğüm ve sosyal medya üzerinden takip edip araştırdığım bir konu hakkında konuşmak istiyorum. İblis, düşmüş melekler, insanoğlunun Dünya üzerindeki hikayesi ve her şeyin teorisi üzerine konuşacağız. Burada söyleyeceklerim bazılarınıza tuhaf gelebilir, kiminiz "çizgi film" gözüyle bakabilirsiniz. Ama şunu biliyorum ki küçük bir grup da olsa bazı kimseler "acaba" diyebilecek ve bunların aslında saklanan gerçekler olduğunu görecektir. Dünyamız 4 milyar yıldan daha yaşlı bir gezegen. Tabi soğuyup, yer şekillerinin oluşması ve bugün ki halini alması çok uzun zaman almış. İnsanlık da nereden baksanız en az 100 bin yıldır bu kürenin üzerinde dolaşıyor. Hacı 100 bin yıl çok, abartma diyenler için ise Göbeklitepe örneğini verebilirim. Bize okullarda tarihin Sümerler ile başladığını öğrettiler. Yazı, kentleşme, tapınak ve mabedler vs. hep Sümerler ile başlamış. Hatta yerleşik hayat da Sümerlerden önce yokmuş veya Sümerlere yakın dönemlerde başlamış. Sümer-Akad-Babil-Mısır (MÖ 3100-4500) medeniyetleri ile insanlar tarıma ve akabinde de göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçmişler. Bize hep bu şekilde anlatılıyordu. Bu da cortladı tabi. Göbeklitepe bu saçma teoriyi tarihe gömdü. Yeni Dünya Düzeni için gerekli olan, insanlığı hadım eden ve geçmişle bağını koparan tarih anlayışı temelinden sarsılmış oldu. Mortingen yani.
Bir de Karahantepe var. Yine o da Şanlıurfa'da ortaya çıktı. Göbeklitepe'den daha eski olduğu söyleniyor. Neredeyse günümüzden 12500-13000 yıl önce inşa edilmiş bir yapıdan bahsediyoruz. Hani yerleşik hayat ve medeniyet Sümerlere yakın dönemde başlamıştı? Adamlar Göbeklitepe'de taşları güzelce yontmuşlar, kesmişler. Üzerine figürler işlemişler. Demek ki genel geçer tarih tezleri aslında temeli çürük olan iddialardan ibaret. Yarın bir yerde bir ören yeri keşfedilir, bir bakmışsın 25 bin yıla merdiven dayanır. O yüzden size öğretilen şeyleri Allah'ın ayetleri gibi görmeyin. Her şey değişir. Bilimin çalışma prensibi aslen bu değil midir zaten? Lafta öyle ama pratikte herkes işine geleni alıyor. Kazan doğurursa çok iyi, ölürse kabul etmem..
Her neyse bu Karahantepe ve Göbeklitepe'yi siz araştırırsınız. Hazır bakmışken; Klaus Schwab, Dünya Ekonomik Forumu, Türkiye'deki bir holding ve sahibinin kazının durdurulmasını ve daha fazla ilerlemesini nasıl önlediklerine de bir bakıverin derim. Şeytan İmparatorluğu nasıl istediği gibi at koşturuyor bir görün bakalım. Akıl yönünden biraz zayıf olan arkadaşlar için şunu da belirteyim; "bozacının şahidi şıracı" misali ; "gel vatandaaşşş geeell o işin doğrusu burda geeelll" minvalindeki teyit sitelerine güvenmeyin. Kim, nereden fonlanıyor aklınız şaşar aklınız. İnsanlar bu konulara yönelip internette " Illuminati, Yeni Dünya Düzeni, Tapınak Sövalyeleri, Rockefeller, JP Morgan" gibi kelimeleri aratmaya başlayınca ufaktan bir tutuşma oldu tabi.. Sevgili kardeşim, kendin araştır ve mantık süzgecinden geçir. Neden-Sonuç ilişkisi kurmayı da unutma. Her zaman "ulan acaba" şeklinde yaklaş. Aramazsan bulamazsın.
Kimsenin senin için bir şeyleri doğrulamasına gerek yok.Kendi işini kendin göreceksin. Kafayı kullanmak lazım. Bilgi çağındayız awk, kullan işte elindekileri.
ŞEYTANIN AVUKATI (1997)
Bu film çok önemli arkadaşlar. Her şeyin teorisini içinde barındırıyor. İnsanlığın ve kovulmuş meleklerin Dünya üzerindeki savaşını muhteşem bir şekilde ortaya koyuyor. Çok fazla film izlemiş biri olarak söylüyorum, başlangıçtan bugüne olan hikayeyi açık ara en iyi anlatan filmdir. Baştan sona kadar anlam ve gizem dolu bir film. Şimdi sizinle birlikte filmdeki sahneleri inceleyeceğiz. Benim tavsiyem şu olur; bu yazımı okuduktan sonra oturup siz de bir kez izleyin. Bilerek izleyince çok başka şeyler göreceksiniz bu filmde.
Hollywood sürekli bir şeyleri gözler önüne serer. Bunu anlayabilmek için biraz altyapı ve merak gerekir. Tanrıya isyan edip kendi krallığını kurmaya çalışan Lucifer'in beraberindeki kovulan melekler ile "Hermon Dağı" na gelmeleri ve burada kendilerine verilen zaman içerisinde insanı yoldan çıkarmak üzerine yemin etmeleri.. Yani her şeyin başladığı o gün.
Ayrıca İsrail bu dağı kendi tarihi geçmişine ait olduğunu belirterek işgal etmişti. Hani şu İbranilerin içindeki Siyonist tayfanın kendilerinin kökenini düşmüş meleklere dayandırmaları var ya o işte. Gökten düşen yıldızlar ve bir dağın etrafında bir araya gelemeleri.
Hermon-Lanet Dağı - Buradan dağın konumuna ve işgaline erişebilirsiniz.
Bir örnek daha vermek istiyorum sonra bırakacam. Filme geçeceğiz. Columbia Pictures var bir de. Onun giriş kısmı da şöyle;
Aranızda ben meraklıyımdır diyen varsa Lucifer ve "ışık getiren, kurtarıcı olan, yol gösteren" konularını inceleyebilir. Ayrıca Lucifer'ın ayaklarının altındaki basamaklı piramidi de unutmayın. Lucifer Hakkında
Ben Dünya'nın sırrını çözdüm, öylesine yaşayıp gideceğiz, hazlar alıp sonra da yok olacağız diyen varsa bunu gidip Hollywood ve Küresel Elit abilere de söylesinler. Onlar hiçbir şeyin yok olmayacağına inanıyorlar çünkü. Ama seni bu aptalca tavrından dolayı "yılın istediğimiz insan tipi" ödülüne aday göstereceklerdir. Aferin oğluma. Good boy..
Merak edenler bu gibi şeyleri araştırsınlar. Merak etmeyenler nasıl merak etmiyorlar anlayamıyorum. Onlar ye-iç-seks-alışveriş yap ve tekrarla şeklinde sürecek ve böyle de bitecek olan; Kuran'da "davarlar gibi" şeklinde tabir edilen yaşamlarına geri dönebilirler.
Başlayalım. Filmin başrollerinde Al Pacino, Keanu Reeves ve Charlize Theron var. Ve bir kitaptan uyarlanmış. Çayınızı kahvenizi alın, kemerlerinizi bağlayın. Başlarda sıkıcı gelebilir ama ne olursa olsun okumaya devam edin.
Film bir mahkeme salonunda başlıyor. Öğrencisini taciz ettiği iddiası ile yargılanan sapık bir öğretmeni görüyoruz. Bu öğretmeni savunan avukat ise baş karakterimiz Kevin Lomax.
Sapık öğretmen öğrencisinin dersten sonra kalmasını istiyor. Kız soruyor tabi hayrola diye. Sapık da bir şey yapmam için bana yardım edersen okul servisini kaçırmadan önce gitmene izin vereceğim diyor.
Sonra da kızı taciz ediyor. Gözlüğe bak bit pazarından mı aldın yamuk oe?
Bak bak tipe bak tipee, ne güzel bulmuşlar awk. Tam adamı.
Bu arada adam apaçık suçlu. Kız orada olayı anlatınca hızını alamayıp bir elini malzemeye atıyor diğer eliyle de masayı taciz ediyor awk evladı.
Bunu avukatı Kevin görüyor ve hakimden mola istiyor. Önden Kevin arkasından da sapık oe salondan dışarı çıkıyorlar. Sapık, Kevin'a yaklaşınca sinirlenip itiyor onu ve tuvalete giriyor. Yani mevzuya uyandı, öğretmen tacizci bir sapık. Hemen hapse atılması ve içerideki delikanlı abiler tarafından da çoluk çocuğa musallat olmak neymiş öğretilmesi lazım...
Kevin tuvalette düşünüyor, o da kandırılmış. Sapık, kızın kendisine iftira attığına ikna etmiş onu.
O yüzden şimdi bir karar vermesi gerek, eğer savunmayı bırakırsa oe yüksek ihtimalle hapse tıkılacak. Ama kendi kariyeri de yanacak çünkü daha önce hiç duruşma kaybetmemiş parlak bir avukat Kevin.
Doğruyu mu seçecek, yoksa ?
O sırada içeri bir adliye muhabiri giriyor ve Kevin'a "hadi ama oğlum herkes sürekli kazanamaz, kaybettiğini kabul et" diyor.
Kevin adamın bu sözüyle tuzağa düşmüş oluyor. Çünkü bilinen ilk günah kibirdir. İblis Tanrı'nın huzurunda kibirlenmiş ve "ben ondan daha hayırlıyım" diyerek cennetten kovulmuştur. Gerçekten de öyle, çoğu şeyden uzak durabiliyorsun ama kibir o kadar tatlı ki. Böbürlenmek çağımızın en büyük hastalıklarından birisi. Herkes yarı Tanrı gibi geziyor ortalıkta. Normal düz bildiğin insan kalmadı hiç...
Kevin mahkeme salonuna geri dönüyor ve kız çocuğunun üzerine gidiyor. Diğer öğretmenlerle yaşadığı birkaç disiplin probleminden, sapık oe hakkında çizdiği karikatürden ve arkadaşları ile şişe çevirmece misali oynadığı oyundan bahsederek davayı düşürüyor. Kız yalancı çıkıyor, sapık oe serbest kalıyor.
Avukatımız da kusursuz duruşma serisini devam ettirmiş oluyor.
Yediği nanenin farkında olan Kevin mala bağlıyor, karısı da ona birkaç kadeh atarız bir şeyin kalmaz diyor. Ve çıkıp bara gidiyorlar. Bu kısım da günümüz insanının yaşam biçimini gösteriyor. Ne ahlaksızlık yaparsan yap, işini savsakla; haksızlık et, dolandırıcılık yap, çal, çırp. Sonra da boş ver yaşamana bak..
Tekila shotlar atılmış, kokteyller içilmiş. Eğlence üst düzey. Bu arada İblisimiz Kevin ve potansiyelinin farkında. Zenci bir abimizi Kevin ve karısını New York'a gelmeye ikna etmesi için yollamış. Şu tipteki masumiyete bak..
Kevin da Mısırdaki paşa dedesinden miras kalmış gibi sevinip soluğu annesinin yanında alıyor. Annesi o sırada kilisede Bible'dan ayetler eşliğinde ilahi söylüyor. Kevin da inançlı yetiştirilmiş ama sonradan diğer yolu tutmuş bir abimiz.
İsrailiyata göre yasak meyveyi ilk yiyenin Havva olduğu, sonra da Adem'e bu meyveden sunduğu kabul edilir. Kur'an da bu ifade geçmez. Hatta Havva ismini de görmeyiz Kur'an da. Bazı kaynaklar Adem'in insan olan eşi dışında farklı bir tür dişi ile ilişkiye girdiğini bu yüzden Cennetten kovulduğunu söylerler.
Ağaç kelimesinin Arapça'da soy anlamına geldiğine dair de çok fazla iddia var. Hatta biz bile bunu kullanıyoruz bugün. Şecere! Soy ağacı.
Film senaryosu Yahudi ve Hristiyan kaynaklarını temel alarak yazıldığı için burada annesi Kevin'a değil de karısına suç atfediyor. Sahnede "macera" olarak ifade edilen şey de insanın yeryüzü macerasıdır. O günden hesap gününe kadar olan zaman...
Bu sahne beni doğruluyor. Karısı Kevin'a "annen bu New York macerası için beni suçladı değil mi" minvalinde bir sitemde bulunuyor. Düpedüz Eve-Adam hikayesi. Adem ve Havva yani.
-BABİL KULESİ VE ŞEHRİ-
Bizimkiler New York'a gidiyorlar. Kadrajda kuş bakışı olarak yüksek binalarını görüyoruz. Babil'e bir atıf olabilir mi? Hani Tanrı'nın gazabına uğrayıp yıkılan şehir Babil. Konu ile ilgili olarak; BABİL
Film Kevin'ın bir jüri seçiminde hukuk bürosu avukatlarına yardımcı olması ile devam eder. İş bittikten sonra Kevin mahkemeden ayrılır ve İblis-Lucifer adı her neyse artık görürüz. Tadaaa.
Ulan bu herifin oyunculuğuna hastayım. Şu tipe bak, gözlerdeki ifadeye bak. Ben şahsen ikna oldum, iblis bu. Lucifer görse "ooğğğluuuummmm" der sarılır awk. Helal lan sana Don Corleone reis..
Arkadaşlar film 2 saatten fazla, şimdiye kadar hemen her sahneyi size gösterdim. Maksat alt metini ve hikayeyi en baştan bir görün. Anlayın. La lala lallalla la la lal lal laa diyerek izlemeyin. Buradan sonra önemli sahneleri ve alt metin içeren kısımları göstereceğim. Tabi masonik simgeleri, görselleri de size aktaracağım. Bu filmi LUCIFER'ın bir oto ifşası olarak görebilirsiniz. Hollywood endüstrisinin sürekli göz kırptığı ve atıflar yaptığı yol göstericileri olan Lucifer. Adamlar kendi inançlarına film çekmiş.
Çok kısa bir mola verelim, bir şey göstereceğim. Bakın alttaki görselde Hollywood film endüstrisinin kurucularından demirbaş olan abiler var. Hepsi de Yahudi kökenli. Ve bu 6 şirket ortaklık yoluyla tüm Hollywood'un sahibi. İnsanın görsel olarak manipülasyona çok açık bir canlı olduğunu bildikleri için film endüstrisini kurdular. Mesela insanlar porno izleyince neden uyarılır? Erkekler neden ereksiyon olur? Halbuki yanında kadın yok ki. Sadece bir görsel. İnsan beyni gerçek ve kurgu olanı bir yere kadar ayırt edebiliyor. Aynı şey korku filmleri için de geçerlidir. Mesela Dabbe 1 diye bir şey var awk ben çoook eskiden bir kere izledim sonra bir daha gtüm yemedi. Halbuki niye korkuyorsun ki ekranı kapattıktan sonra her şeyin bitmesi lazım. İşte insan beyninin manipülasyona açık olması bu demektir. Cisim olarak yanında olmayan şeyleri orada varmış gibi algılayabiliyor. Bu yüzden bu endüstri kuruldu ve 100 yıldan fazla bir süredir insanlara bir şeyler aşılıyorlar. Kendi Dünya görüşlerini ve pagan-satanistik inançlarını sizlerle paylaşıyorlar. Uyuyan bir kitle sırtından büyük kazançlar sağlanacak ve güdülecek bir koyun sürüsü gibidir. Ama uyanmış ve yapılan manipülasyonun farkında olan bir kitle ise kurt sürüsü gibidir. Hadi sağmaya çalış bakalım. Sıkaarr.
İlerleyen zamanlarda; bu adamların taaaa Yusuf peygamber döneminden bu güne kadar nasıl parayı ve gücü ele geçirdiklerini, Avrupa'yı Hristiyanlık adı altında pagan bir inanç ile nasıl birleştirdiklerini ve Haçlı seferi düzenleyip sonrasında Tapınak Şövalyeleri sistemini kurup Dünya'ya hangi yollarla egemen olduklarını da anlatacağım. Coming soon.
Neyse. Kevin Lomax ve Marry Ann Lomax New York'a geliyorlar. Kevin bir duruşma için jüri seçimine katılıyor. Ve daha bismillah hemen suçlu bir adamı yine kurtarıyor. Ulan hakikaten, bu hukuk sisteminde paran varsa en dişli avukatı tutarsın ve yırtarsın. Ne yaptığın değil seni savunan avukatın çapı önemli.
Adam kurnaz, insan psikolojisini de iyi biliyor. Gemi de azıya almış. Başardığı ve para geldiği sürece neyin nasıl olduğunun önemi yok.
Kevin ertesi gün John Milton ile tanışmak için hukuk bürosuna gidiyor. Sonunda şeytanımızı göreceğiz. Ve şeytanımızın karargahının ismi;
Pentagram Plaza. Bunu anlatmaya gerek yoktur diye düşünüyorum.
İçeride Lilith ablamız ile karşılaşıyor. Hani şu Eve var ya. Onun adının aslında Lilith olduğunu ve Eve kelimesinin yılan anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Evet, cennetten kovuluştaki Lilith.
Kırmızılı kadın metaforu günaha daveti çağrıştırır. Matrix filminde de kullanılmıştı. Ayrıca burada ablamızın elinde yasak meyveyi simgeleyen bir de obje var. Lilith..
Burası da iblisimizin ofisinin girişi. İblisimiz.. Al evladım. İki yandaki Hinduizm ve Budizm kökenli süslemelere aman dikkat.
Ateş, Cehennem, İblis? Ofise bak.
Ve beklenen an geldi. Reis ve bizimki.
Reis Matrix abiyi terasa çıkarıyor. Zemin su ile kaplı gidilecek iki yön var. İyilik-kötülük metaforu olabilir. Sohbet ediyorlar, Kevin ailesinden bahsediyor. Konu işe gelince iş mi konuşuyoruz diye soruyor bizimki.
Her şeyin başladığı o gün ve daima.
İblis Kevin'ın ne kadar kafayı kırıp güç ve para delisi bir narsiste dönüştüğünü tam anlamak için şunu soruyor.
Doğru-Yanlış ya da İyi-Kötü demeden verilen her şeyi yapıp geceleri rahat uyuyabilir misin?
Yani güç ve para için her şeyi yapabilir misin?
Eveettt, şartlar kabul edildi ve sözleşme imzalandı. Kevin sekülerizmini kanıtladı. Ben burada seküler insanlar ahlaksız olur demiyorum. Seküler bir insan erdemli olabilir. İnançlı bir insan da şeytan gibi olabilir. Ama sen ahlakı ve erdemli davranışları topluma yaymak istersen eğer; bunu ilahi buyruk haricinde hiçbir yolla yapamazsın. Sen kimsin ki millete akıl vereceksin? Kevin burada iyi ve kötüyü kendi çıkarlarına göre belirleyen, seküler bir 20. yy insanını temsil ediyor. Dini para, imanı da güç ve haz gibi düşünün. Ancak tekrar ediyorum ki seküler iyiler olabileceği gibi İblis'e nal toplatacak sözde dindarlar da olabilir. Ben sadece genelleme yapıyorum.
Unutmayalım ki Hollywood'un yaptığı hiçbir film sadece film değildir. Seni manipüle eder, kafanı karıştırır, bir şeylere yönlendirir veya bir şeylerden uzaklaştırır. Ayrıca inandığı pagan dini kutsar, bir nevi Lucifer'a ibadet eder. Sen de anlamadan, bilmeden izlersin. Alt metin okumayı ihmal etme sakın. Güven bana. Milyon dolarları senden biraz para kazanmak ve seni eğlendirmek için yatırmıyorlar bu filmlere. Elit Lusiferyan aileler zaten trilyon dolarlık adamlar. Sen onlar için manipüle edilecek ve güdülecek bir nesnesin. Hepsi o kadar.
Neyse devam edelim. Şimdi Kevin yüksek miktarda para içeren teklifi kabul etti. Benim için vicdan falan sorun değil dedi. J. Milton ona bir de saray veriyor. Bilmem kaç odalı bir ev ayarlıyorlar ve birlikte aynı plazada kalacaklar. Bu arada Kevin'ı yaşadığı küçük kasabada ikna etmeye gelen zenci abi vardı ya. Hah işte o da Kevin'ın kapı komşusu oluyor. Karısı da çok oynak bi tip o da Marry Ann'e oynamaya başlıyor. Bunları iyice yoldan çıkarıyorlar. Düşünsene oğlum Bayburt'ta doğmuşsun ve İzmir'e gidiyorsun. Şehrin en iyi evlerinden birindesin ve gelirin de çok iyi. Ortam desen zibilyon gibi. . Aynı senaryonun laciverti bu filmde.
Kevin ve Marry evi görmeye geliyorlar. Zenci abi ve oynak karısı gidince bizim Neo soruyor karısına..
Vee mevzu.. Yalnız bu Charlize Theron abla da afet ki ne afet. Cennetten mi düştün be kadın..
Lan yoksa? Çok güzel be..
Ertesi gün Kevin ofise gidiyor ve herkesle tanışıyor. Lilith abla da orada.
Lan tamam yakışıklı adamsın her türlü alırsın da karıya ikidir kurdun kuzuya baktığı gibi bakıyorsun. Gerdek gecesi bel kırılması hikayesi çıkacak gibi. Niyetini çok belli etme be oluumm.. Ürkütme hayvanı..
Reis de olayı fark etti. Çok memnun durumdan. Oğlanı cepledik diyor içinden...
Veeeee Kevin Lomax'in ilk davasına geliyoruz. Bizzat Lucifer tarafından bu dava Kevin'a tahsis ediliyor.
Ortama daha çabuk ısınsın diye, satanist ayin sırasında polisin baskınıyla enselenen Moyez adında bir büyücünün davası geliyor. Herif yere pentagram çizip keçi keserken yakalanmış.
Görüntüler New York Polis Departmanı kamerasından. Ortadoğu'ya salça olacaklarına kendilerine kamera alsınlar awk. Şuna bak İngiliz anahtarıyla mı çektiniz.
Bizim oğlan ofiste tecrübeli bir avukat ile birlikte bu kayıtları izliyor. Ve dava sağlık hukuku davası olarak işleme alınıyor. Bi tık fazlası sanki ama neyse. Ve Kevin bu davanın kazanılamayacağından bahsedip "Milton beni deniyor değil mi, bu bir test olmalı" diyor.
Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz.
Kevin davayı aldı, müvekkili ile tanışmak için satanist Moyez'in mekanına gidiyor. Yalnız mekan Kadıköy'deki fal kafelerin aynısı awk. Hani bu beyaz yaka tayfanın, spritüallerin ve kokonaların takıldığı yerler.
Bizim uşak içeri giriyor. Veledin biri onu Moyez'e götürdüğünü söylüyor.
Soldaki heykele iyi bak.
Hobaaa..
Herif bi değişik awk, taşa dönüşüp geri görünüyor filan.
Borsa İstanbul mu olum bu? ne demek kana yatırım awk.
Oldu, görüşürüz, hayırlı günler abi.
"Bu yatırımı hangi uygulama üzerinden yapıyorsunuz" hahahaaahah..
Ters ters bakma bence komikti. Neyse...
Bizim eleman dava için Moyez ile görüşmeye geldi. Adam önce put gibi bir şey idi. Sonra göründü. Bizimkine kan ile yatırım %10 peşinat 0 faiz falan dedi. Bizimki de dava için yardım etmesini istedi.
Bak şimdi.. Yardıma bak. Söğüşçü pezevenk.
Arkadaşlar bu Moyez Afrika kökenli. Zaten girişte kapının üzerinde Afrika'nın neresi olduğunu yönetmen bize çıtlatmış. Dahomey krallığı diye bir yer var Afrika'da. Eskiden tabi. Şu an "Benin" olmuş ülkenin adı. Bir dönem sömürülmüş, her Afrika ülkesi gibi. Burada yaşayan insanların yerel bir dini inancı var. O da bildiğin büyücülük. Vudu diyorlar, duymuşsunuzdur. Tam anlamıyla bir Luciferian din kalıntısı. İblis ve düşmüş melekleri Tanrılar olarak görüyorlar ve değişik büyü ritüelleri var. Moyez de onlardan biri. Bu parantezden sonra devaammm..
Bizim oğlan yardımı aldı, rahatladı tabi. Kevin'ı ofiste dava üzerine çalışırken görüyoruz. Mary Ann'de evde boyama parlatma işleri yapıyor. Yönetmen mükemmel bir şey eklemiş buraya. Bakın bunlar kırsaldan şehre taşınınca yeme alışkanlıkları da değişiyor. Ve bu da şeytani sistemin ifşası olan bir filmde es geçilmemiş. Adamsın lan Taylor Hackford. Bu film de olmasa izlenecek filmin yok awk ! Şöyle göstereyim;
Nasıl ama? Bu tarz beslenen insanlar zamanla hem akıl hem de beden sağlıklarını kaybederler. Senin vücudun tereyağı ve diğer hayvansal yağlar ile bugünlere geldi. Belki 100 bin yıl boyunca bu şekilde beslendin. Ama şimdi palm yağı, kanola yağı, margarin filan yiyorsun. Sürekli fast food yiyen birisi çok büyük risk altındadır. Trans yağ "değiştirilmiş" yağdır ve artık yağ olmak ile de alakası yoktur. Kimyasaldır. Bana burada Canan Karataylık yaptırmayın uuulaaan. Hocamın ellerinden öperim. Kadın bu topluma sağlıklı yaşamayı öğretiyor diye Küresel Elit in maşaları az dalga geçmediler. Arkadaşlar vücudunuz doğal olarak beslenerek on binlerce yıl geçirdi ve adı üstünde "doğal" olan beslenme şekli o. O seni besler. Diğeri uydurmadır, hasta eder. Obez bir aptal olursun.
filme dönelim.
Mahkeme salonundayız, bay Moyez'in davasında. Kevin, Moyez'in yaptığı ayini, "adam kendi inancına göre keçi kesip yemiş ne var bunda" tezi ile savunmaya çalışıyor.
Bu da davaya bakan yargıç. Selam.
Vay işte efendim anayasaya güvenerek, dini inançlarını yaşamaya çalışan hayırsever ve melek gibi bir abimizdir Moyez filan demeye getiriyor. Burada savcı itiraz etmek için ayağa kalkıyor ama;
bizim keçi düşmanı bakışlarını savcıya dikiyor. Hani yardım edecekti ya bizim elemana, hah işte yardım ediyor. Bu eski bir Vudu büyüsü saçmalığı imiş. Ve ritüel için bakışları hedefteki kişiye dikmek gerekiyormuş. Oyun başladı..
Savcı itiraz için ayağa kalkmak ister ama öksürmekten konuşamaz. Yine dine saygı, özgürlük kelimeleri dolu bir konuşmadan sonra Kevin davanın düşmesini istiyor.
O sırada bay Merto(savcı) verem olmuş gibi öksürüyor. Hiç bir şeye itiraz da edemiyor. Yazık herife ne hale geldi.
Ve dava düştü.
İblisimiz de orada tabi. Bakın Moyez'e neyi soruyor.
Vudu büyücüleri yaptıkları ritüellerin şeytanla bir anlaşma olduğunu söylerler. Anladın sen onu..
"Daima"
Sonra Kevin ve Milton New York sokaklarında yürüyorlar.
Kevin davayı da yeni kazanmış, köşeden kendine 3 tane kerhane tatlısı almış ağzı kulaklarında yürüyor. Don Corleone ona bazı hayat dersleri veriyor. Kevin pek oralı değil; kibirlenmiş, affedersiniz götü kalkmış yani. Çok takmıyor reisi ibne. Göt tavan. Yüzdeki ifadeye baksana.
Adamsın lan Lucifer. Sürekli geri planda durdun. İşlerin aksamaması için kendini gizledin hep. İnsanı ilgilendiren her şeye elini attın ama hep insanları aracı yaptın. Masal oldun çıktın. Aferin. Çok zekice.
"Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış" Bunu da bilen bilir.
"Bilmeyen ne bilsin biziii, bilenlere selam olsuun, bilenlere selam olsuunn." Bunu da.
Kevin ve John Milton sokakta yürüyorlar. Biraz lafladıktan sonra akşam büronun müdürü Barzo'nun evinde verdiği partiye geçiyorlar. Mary ve Kevin birlikteler. Zenci abi gelip Kevin'a yapışıyor, birileriyle tanışması için götürüyor. Bizimki partide Kırmızı ablamızı görüp yine kitleniyor.
Kafaya koydu, düdükleyecek..
Reis de Mary Ann'e yanlıyor, yok işte şöyle güzelsin böyle güzelsin. Saçlarını arkaya toplasan çok daha güzel olursun filan. Eeee bin yılın kanunu; erkeği öveceksin, kadına da ilgi göstereceksin.
Şeytan karısına yürüyor bizim elemanın hiç haberi yok.. Onun da derdi başka tabi.
Tekrar ediyorrum, Kevin Lilith ablanın peşinde İblis'de Mary Ann yengemize yanlıyor. Partinin özeti bu. Lut kavmi awk.
O sırada bir telefon geliyor, New York'un saygın iş adamlarından birisi cinayet ile suçlanıyor. John ve Kevin diğer avukat arkadaşlarını da alıp İblis'in üst kattaki dairesine geçiyorlar.
Duvarda Hinduizm ve Budizm temalı antika resimler var. Hatırlarsanız ofisin girişindeki süslemeler de bu ögelerle doluydu. Arkadaşlar Hinduizm'in tanrıları düşmüş meleklerdir. Hikayeyi bilirsiniz. Lucifer ve Samyaza isimli iki kovulmuş meleğin önderliğinde Dünya'ya gelip kendi aralarında bir yemin ediyorlar. Ve o günden sonra insanları yoldan çıkarmak için neler gerekliyse o işlere el atıyorlar.
Şu tiplere baksana, korku filmi gibi. Kimisi kan içiyor, kimisi parçalanmış insan vücutlarından kendisine kolye yapıyor. İnsanlara zulmediyorlar. Ben Hindu arkadaşlara bir şey demiyorum. Ama bir düşünün lütfen, tek bir yaratıcı gücün olması mı daha mantıklı yoksa bir sürü tanrının olması mı? Bunlar düşmüş meleklerin tasvirleridir. "Fallen Angels" diye biliniyorlar. Zamanında insanların arasında yaşamışlar. Ancak tanrı değiller. Size saygımız var Hindu arkadaşlar. Lütfen düşünün. Kim neye inanırsa inansın bana ne. Ancak inancını sorgulamalıdır her kişi. Yoksa zordur işi.
Kimler kimler bu sapkın yönelime inanıyor bir bilseniz aklınız şaşar. Aşağıdaki görüntüler Cern Bilim Merkezi açılış seremonisinden. Youtube'da tamamını bulabilirsiniz. Linkler havaya uçmadıysa tabi.
Sizce de bir şeyler dönmüyor mu burada? Sana söylemiyorum seküler-hedonist mal, sen geviş getirmeye devam et. "Kanka bilim dinleri bitirdi zaten yeağhh" awk malı seni... Bilimperestliği sana bir din gibi sunan adamların amaçları ve inançları var. Ve senden de kat kat fazla zeki insanlar bunlar. Hem senin gibi andavalları uyutuyorlar hem de inançları için ne boklar yiyorlar... Hareketlere bak. Bilimsel araştırma merkezi açılışında; eski bilim insanlarının, atomların, matematiksel grafiklerin ya da ne bileyim e=mc2 falan olması beklenir değil mi? Ama Baphomet, düşmüş melek, şeytani figürler var. Şansına küs. Cern bilim merkezinin bahçesine de Hindu Tanrısı heykeli dikmişler. Neden acaba?
İnsan kurban ettikleri bir ayin dahi yaptıkları söyleniyor. Şiva heykeli önünde. Umarım sadece göstermelik bir ritüeldir. Kimseye bir zarar gelmemiştir. Bazen bu ayinleri yapmak istedikleri içerikleri göstererek de yapabiliyorlar çünkü. Kurgudur umarım. Gerçeğini yaptıklarını Epstein adası olayından biliyoruz zaten.
Bu arada dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın vaadi gerçektir dostlar. İblis ve tayfası size bir şeyler sunar ama sonunda gtünüzü avuçlarsınız. Dikkat.
Eveeet nerede kalmış idik. Kevin, zenci abi, Milton ve Barzoon yukarı katta bir toplantı yapıyorlar. Konu 3 kişiyi öldürmekle suçlanan bir multi milyoner. İblis bu davayı da Kevin'ın almasını istiyor. Bastırdıkça bastırıyor. Zaten kötü tarafa bir kez adımını atarsan devamı gelir.
Mary Ann ile Kevin kavga ediyorlar. Partide nereye kayboldun, niye beni yalnız bıraktın falan diye. Mary Ann, Milton'un söylediği gibi saçlarını kestiriyor. Boyatıyor. Bence hiç güzel olmadı ama neyse. Sonra psikolojisi bozulmaya başlıyor. Tuhaf şeyler görüyor. Kevin'a New York'ta rahatsız olduğundan, tuhaf hayaller gördüğünden ve gitmek istediğinden bahsediyor. Kadın kafayı yemeye başladı yani..
Şöyle göstereyim.
Bizim elemanın umurunda değil ama. Para var, Lilith abla var. Egosu tavan. Kibirden yürüyemiyor. Milton ile takılıyorlar. İblis ona Babil'de nasıl yaşanacağını öğretiyor. Zevki sefa içinde takılıyor..
Açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum. Yönetmen her şeyin bir sınav olduğu gerçeğini buraya da iliştirmiş. Sınav sınav sınaavv..
Bu arada Kevin'ın annesi oğlunu ziyarete gelmiş. Ama kadın küçük bir kasabadan geliyor ve New York'da hiç huzurlu hissetmiyor. Mesela Ege'nin bir köyünden İstanbul'a gelmişsin gibi düşün adamım. Kalabalık, gürültü, keşmekeş.. Kafayı yersin. Huzur doğada ve sakinliktedir. İnsan bu metropol hayatına göre yaratılmamış, yavaş yavaş sıyırmaya başlıyorsun büyük şehirlerde.
Kadın bırak da onu eve götüreyim, biraz dinlensin. Uzaklaşsın şu awk kargaşasından diyor ama bizim ki inat ediyor. Göndermiyor.
Sonraki sahnede Kevin ofiste akşam mesaisine kalmış ve yan odadan gelen sesleri fark ediyor. Eddie Barzon ve birkaç avukat eski davalara ait belgeleri öğütücüye atıp parçalıyorlar.. Yani bir haltlar yenmiş, örtbas ediyorlar. Bizim ki sormuyor tabi ama anlıyor olayı. O sırada Milton gel seni boks maçına götüreyim diyor. Mary Ann umurunda değil oğlanın, çıkıp gidiyorlar maça.
Karı kız dalga dümen eğleniyorlar. Milton'ın da keyfi yerinde. Bizimki de kızların arasında. O sırada Mary Ann evde değişik halüsinasyonlar görüyor. İyice oynatmaya başlamıştı zaten. Takan yok ki kızı..
Durum vahim...
Bu arkadaş bizim elemanın yeni müvekkili. Karısını, oğlunu ve hizmetçisini öldürmekten yargılanacak. Küçük de bir üvey kızı var 14-15 yaşlarında. Nedense ona çok düşkün. Subyancı şerefsiz. Milton bu herifi de özellikle Kevin'ın savunmasını istiyor. Hızlandırılmış şeytanlık ve ahlaksızlık eğitimi gibi düşünün.
Ancak Mary Ann hastalanınca yarım ağızla "bu davayı bırak karının yanında ol" filan diyor reis.
Yine bir seçim, yine bir sınav.
Bizim oğlan kabul etmiyor. Hırsına yeniliyor. Bu davayı almam lazım yoksa karımdan nefret ederim diyor. Kıvama gelmiş yani. Kibirden burnunun ucunu göremez artık. Karısı kafayı yedi bu skik dava derdinde. Seçimlerimizin ürünüyüz Kevin... Kusura bakmayacaksın.
ve davayı yalancı şahit beyanı ile kazanıyorlar. Alışmış kudurmuştan beterdir awk.
Ertesi gün yolda Barzo'yu görüyor bizimki. Barzo bir şeylerden kıllanmış. Geceleri yaptıkları döküman yok etme seanslarından Adalet Bakanlığı'na söz etmekle tehdit ediyor Kevin'ı. Kendin yaktın zaten ne artistlik yapıyon at kafası.. Derdi dolaylı olarak Milton'ı tehdit etmek tabi.
Kevin koşarak reisin yanına geliyor. Arkadaşlar buradan sonra pür dikkat kesilin ve düşünün. Filmin en vurucu yerlerinden ilki burada. Diğeri ise son kısımda olacak. Dikkatli okuyun ve düşünerek gidin. Modern insanı düşünün, şehir yaşamına doğmuş ve kapital kurallarına göre yaşayan günümüz insanını.
Şehir hayatı sana ne sunar. Kırsala göre çok daha fazla şeye erişim sağlarsın. Daha rahat ve daha ulaşılabilir bir hayat. Ama ya aldıkları nedir? Her seçimle beraber bir şeyleri kabul eder ve bazı şeyleri de reddetmiş olursun. Bu rahatlığın ve konforun karşılığında ne veriyoruz?
Vesvese? Yol gösterme?
Yani diyor ki İblis; ben dünyayı ve insan yaşamını öyle bir manipüle ediyorum ki milenyum sonrası insanı(2000 yılı sonrası) sadece haz peşinde koşan, ahlak yoksunu bir ucube olacak. Şu an 2025 yılındayız. Sözünün eri lan bu Lucifer. Etrafına bak.
Yaptı mı, yaptı.
Bilmeyenler için Katedral şu oluyor.
İnternetin yaygınlaşmasıyla da Dünyanın değişim hızı x1000 oldu. Bu da tesadüf değil tabi ki.
Bu zaten günümüzün en büyük sorunlarından birisi. Herkes ortalıkta Ağrı dağı kadar egoyla geziyor. Her insan psikopat. Ego kötü bir şey değil ama bir ayarı da olmalı yani.
Dünya kirlendi. Hava değişti. Nükleer kirlilik var. İklim manipülasyonu da cabası... Anasını ağlattık gezegenin.
Size yine ilginç bir şeyden bahsetmek istiyorum. Zincir deyince aklıma geldi.
Bu resim Fransız İhtilali bildirisinin orijinal görseli. O dönemlerde hazırlanmış. Üst kısımdaki çizimlere dikkat edin. Sağdaki kanatlı melek Lucifer'ı temsil eder. Kanatları siyahtır, kara melektir. Masonik gelenekte Lucifer "ışık getiren" veya "aydınlatan" olarak tasvir edilir ve anılır. O yüzden Illuminati örgütü de kendilerine "aydınlanmışlar" ismini takmıştır. Latince bu. Ortada her şeyi gören göz yani antik Horus kültünü görüyoruz. Olmazsa olmazlardan awk. Sol tarafta da zincirlerinden kurtulmuş bir insan var. Birleştir bakalım... Bu konuya başka bir yazıda değineceğim, siz araştırırsınız kendi çapınızda. Kısaca şunu söyleyeyim. Fransız İhtilali masonlar tarafından kurgulanmış ve tüm dinleri zayıflatmak üzere planlanmış bir toplumsal olay. İnsanlara milliyetçilik basarsan dinlerin birleştirici gücü etkisini kaybeder. Komşu komşuya düşman olur. Sürekli birbiriyle savaşan toplumlar da kolayca yönetilir. Neyse. Geleceğiz sonra. İnternet doğru şekilde kullanılır ise büyük nimet.. Hedonist aptal sen anlamazsın devam et.
Veee karanlık çöker..
Sen sen ol iş işten geçmeden kendine çeki düzen ver. İblis sana "oyun ve eğlence" dolu bir dünya vadediyor. Sen de ahlak, inanç, din, amaç gibi hayatın en önemli konularına mesafeli olarak ya da hiç yolun düşmeden yaşayıp gidiyorsun. Sana vadettiği gelip geçici bir fragmandan başka bir şey değil. Kendine gel.
Let's continue.. Asıl vurucu sahne en sonda. Geliyoruz az kaldı.
Yine apaçık suçlu bir adamı kurtardığı için vicdan yaptı Kevin.
Reis bırak vicdanı ahlakı filan, içgüdülerini dinle diyor.
Tekrara düşmek istemiyorum. Şu an elimizde bulunan tahrif edilmiş ya da sağ salim ulaşmış tüm ilahi metinlerde İblis 'in Adem'e "bunu yap ben yanındayım" dediğini görürüz. Bu konu hakkında yazılmış tonla bilgi bulabilirsiniz. Arayan bulur.
"Sana hiç bitmeyecek güç ve ebedi yaşamı vereyim mi?" [TAHA SURESİ-120.AYET]
Yenge iyice kötüye gitti bu arada. Durum vahim. Ama olanların da farkında bir yandan. New York'a geldiler. Para, kibir, ev, lüks yaşam. Bunlara kandılar.
Memleketteyken kurtardığı sapık öğretmen bir çocuğu öldürüyor.
Mary Ann de tımarhanede kendini kesiyor. Her şey bir anda boka sardı. Ektiklerini biçme zamanı geldi.
Bu şeytan karı da tımarhanenin önünde sigara keyfi yapıyor. Kevin'ı reisin yanına yolluyor.
Babil bomboş ve anlamsız artık. Oyun bitti.
Kevin Milton'ın evine geliyor. Kamera yerdeki karo kaplama zemini özellikle gösteriyor.
Bu zemin Lusiferyan inançta iki boyut arası geçişi ve iyi ile kötünün savaşını temsil eder.
Biliyorum. Uyarı gelmişti. Bilenler de biliyordur.
Apaçık şekilde. Görebilenlere tabi..
Bak bak hareketlere bak, bu adam müthiş bir oyuncu lan. Filmi izleyince siz de göreceksiniz. Şeytandan daha iyi şeytan rolü yapıyor puşt.
Kimi insan vardır cinsellik ile ya da parayla kandırırsın. Kimisi gücü ve saltanatı sever. Ama her insan az ya da çok kibir ile kandırılabilir. Kibir İblis için çok kullanışlı ve genel geçerdir. Hem de diğerlerine nazaran soft bir günahtır. Yani kibir seni başka bir levele taşır. Kibir yüzünden yapmam dediğin şeylere kapı aralarsın. Kibir sana kendini yüce ve güçlü gösterir. Kural tanımamaya başlarsın. Kendini küçük bir Tanrıcık sanarsın. Yanılırsın.
İbrahim suresi 22. ayette söylendiği şekilde İblis sadece sahneyi hazırlayıp oyunu kuruyor. Bu oyuna katılmak ya da katılmamak senin elinde. Ama insan çoğu zaman bu tuzağa düşüyor. Ve yine Kur'an-ı Kerim'de anlatıldığı şekilde hesap günü geldiğinde insanlık reisi suçlayacak. Ama reis de ağzının payını verecek insanların. Yapmasaydın, silah zoruyla mı yaptırdık birader? Ben sana yolu gösterdim, yürüyen sendin.
Burada Lilith abla geliyor, sürpriz yapıyor abiye.
Bu arada film icabı Kevin'da Milton'ın oğlu. Yani sonuçta bir senaryo geliştirmek lazımdı. Bu şekilde halletmişler. Kevin burada Adem'i; Mary Ann Adem'in eşini(Kur-an'da Adem'in eşinin adı geçmez.)
Bu ablamızda yasaklı soydan olan Lilith'i temsil ediyor. Yani İsrailoğulları'nın annesi. Adem'in kovulmasına sebep olan olay. Bunu ben söylemiyorum. Araştırın, okuyun, göreceksiniz. Zaten en başından beri anlattıklarımın tümünü, tüm bu emeğimi okuyup araştıracak olanlarınız için hazırladım. Diğer vasat insanlar alelade yaşayıp ölecekler. Onlar için yapacak bir şey yok. Sazı soksan az yani. Merak olmazsa, düşünebilme ve araştırma kabiliyeti olmazsa eğer kediden köpekten çok da bir farkın kalmıyor.
Yükten kasıt vicdan ve ahlaklı olma isteği. İnsanın içine işlenmiş ama istersen bastırabilirsin.
İblis kendini haklı görmese tüm bunları yapmazdı. Hee yrrğm hee sen haklısın awk.
Bu da çok saçma bir laf. Aşırı romantik bir söz. Cehennem azabını burnundan kıl çekmek mi sanıyorsun sen. Ve elbette iyi işler yapanlara bir ödül, kötülük yapanlara da bir ceza olacak. Bu saf adalettir. Olması gerekendir. Aksi düşünülemez.
En vurucu sahnelerden birisi daha. "Her şeyin başladığı o gün" Adem ve eşinin kovulması. Ve o günden sonra insanları saptırmak için her işe karışan, kötülüğe sürükleyen reis.
Tabi reis görürsem söylerim.
İblis ben Hümanistim deyince Lilith ablanın sırıtmasını görüyoruz.
?
?
!
Ne ne ne ? 20. yüzyıl tamamen senin mi eserin? Aslında haklı biliyor musun? Bir düşün bakalım. Dünya karpuz gibi iki kutba ayrıldı. Komünizm ve Kapitalizm. 2 kez Dünya çapında savaş çıktı. Açlıktan, sefaletten ve savaşlardan 100 milyonun üzerinde insan öldü. Gayet tabi haklı.
Ayrıca bu Lusiferyan inanca sahip bir de masonlar var. Bilenler vardır mutlaka. Bunlar birinci dereceden otuz üçüncü dereceye kadar yavaş yavaş ilerler. Kademe arttıkça farklı bilgiler verilir. Sırlar öğretilir bunlara. Ben bir çok mason üstadının adını biliyorum, hayatlarını da araştırdım ve en çok dikkatimi çekenlerden biri Albert Pike olmuştur. Bu adamın şahsen yazdığı bir kitabı da var.
Bu kitabın orijinal metninde sayfa 321'de Lucifer için ışık getiren diyor bu abimiz. Lucifer'ın bir tanrı olduğundan falan bahsediyor. Hani hatırlayın aydınlanmak-Illuminati falan. Tarih sahnesindeki birçok olayı bu adamların uluslararası teşkilatları kurguluyor. İnanması zor ama gerçek. Senin inanıp inanmaman hiçbir şeyi değiştirmez. İster inan ister inanma onların çok da skndeydi. Adamlar şirketlerin ve bankaların aracılığı ile her yeri ele geçirmiş, sen kimsin awk.
Bu adamın ünlü de bir mektubu var. İtalyan Mason üstadı Giuseppe Mazzini'ye yazılmış bir mektup. Orijinalinden alınmış bir kopyası Amerika Birleşik Devletleri tarih müzesinde tutuluyor. Mektubun kendisini halka açık sergilemiyorlar. Ama mektubun varlığını da kabul ediyorlar. Ben internette şu alttaki daktilo kopyasını bulabildim.
Bu adam Mazzini'ye Dünya halklarını TEK DÜNYA DEVLETİ şeklinde bir araya getirip nasıl yöneteceklerini anlatıyor. Bunun için savaşlar çıkarmalıyız, ahlaken yozlaştırmalıyız ve fakirleştirmeliyiz ki yola gelsinler diyor. Yani insanları öyle bir hale getireceğiz ki bize yalvaracaklar diyor Pike. Tipe baksana değişik bir herif lan. Tipini s...
Albert Pike, Illuminati mi dersin Tapınakçı mı dersin Lusiferyan mı dersin artık ne dersen de o tayfanın beyin takımından bir adam. Boş beleş değil. Boynundaki kurdele de 33. derece yazıyor. Yani masonluğun tüm sırlarına hakim yetkili bir abi.
Üç kez Dünya çapında savaş çıkarıp hakimiyeti nasıl ele geçireceklerini kaba taslak anlatmış mektubunda. Ve tabi ki de söyledikleri aynen olmuş ve devam ediyor.
Gerçekten de öyle. Yedikleriniz GDO ile zehirlenmiş. Kıyafetleriniz saçma. Hepiniz bir şekilde bankalara borçlusunuz. Enflasyon ananızı ağlatmış. Nasıl yaşayacağınız, nerelere tatile gideceğiniz bile kurgulanmış. Her şey hazır paket. İblisten sevgilerle.
Kevin ne istediğini soruyor, Milton da hem şirketin başına geçeceksin hem de Lilith ile bir çocuk yapacaksınız diyor. 10 kere anlatmayayım, malum olay işte. Kovuluş hikayesi. Yasak soy.
Bir yerde size özgürleşeceksin diyorlarsa kaçın oradan. Elinizdekinden de olursunuz.
Film 97 yapımı, İblis 2000 sonrası için yeni bir ünvan maçı diyor. Kıyamete kadar sürecek olan bir savaş. İnsanlık ile düşmüş meleklerin kapışması.
Sana hiç bitemeyecek bir güç ve salatanatı vereyim mi? TAHA-120
Bu sahnede İsa ile dalga geçilmiş. Malum, İsa Hristiyanlara göre Tanrı. Bence çok pagan bir inanış bu. Etten ve kemikten olan bir insan, çarmıha gerilecek kadar insan olan birisine tanrı demek...
Dünyada bir Şeytan İmparatorluğu kurmak ve Tanrı'nın tahtına göz dikmekten bahsediyor. Yine çok uç bir söylem olarak görebilirsiniz ama A'dan Z'ye tüm dinlerde farklı biçimlerde aynı hikaye anlatılıyor. Düşmüş meleklere kimisi Annunaki demiş kimisi mavi mavi resmedip tanrı diye tapınmış ama hepsi ortak bir kökten geliyor.
Sürpriiizz motherfucker !
Kevin intihar ediyor, İblis deliriyor. Ve kendimizi tekrardan en baştaki sahnelerde buluyoruz. Kevin sapık oe öğretmeni kurtarmamış. Tuvalette ne yapacağını düşünüyor.
Abimiz geliyor ve Mary ablayı güzelce bir öpüyor. Bakın bir hata nelere sebep oluyor da kelebek etkisi ile dallanıp budaklanıyor. Kevin bu sapığı kurtarmasaydı tüm o yaşadıkları başına gelmeyecekti. O yüzdendir ki dürüstlük çok önemli. Sen kısa vadede kazandım sanırsın ama uzun vadede dibi görebilirsin.
Bu kez doğru olanı yapıyor Kevin, davayı bırakıyor. Ama sınav bu, her zaman sınav.
Yeni bir olta daha atıldı.
"Sen bir yıldızsın Kevin" sözüne dayanamayan avukatımız tekrardan oltaya geliyor.
Filmin kapanış repliği yine "kibir" üzerine oldu. İblis kibir sayesinde bizim elemanı oltaya getirdi.
Son sahnenin ardından oyuncu kadrosu bilgileri akarken arka planda The Rolling Stones grubunun "Paint it Black" şarkısı çalıyor. Esprisi zaten isminde saklı, anlaşılmıştır.
İnanan insanların sayısı git gide azalıyor. Herkes ipini koparmış dana gibi. Ahlak artık her insanın kendi çıkarımlarına bağlı hale geldi. Kendi çıkarı hangi yönde ise "o" doğru yani. Halbuki genel geçer kurallar için bir otorite gerekli. Bu otorite de yaratıcı olmalı ki her insanı kapsayabilen bir sistem otursun. Hem dinler insanlığa ne kaybettirir ki? Komşunla iyi geçinsen, anne ve babana iyi davransan. Çalışkan olsan ve düşünmeyi öğrensen. Yalandan uzak, dürüst ve özgüvenli olsan. İyilik ve güzelliklerde yarışsan? Kadınlar fahişe gibi giyinmese ve erkekler kadınları sadece cinsel obje olarak görmeseler? Kimse kimsenin namusuna ve şerefine dokunmasa? İnsanlar yöneticilerine bu kadar tapınmasa? Ve hatta Yaradan haricinde kesin bir irade tanımak suç olsa? Hırsızlık, yolsuzluk ve yoksulluk bitse? İhtiyaç sahiplerine yardım edilse? Haksız yere bir cana kıyanların da canı alınsa? Faiz sistemi olmasa ve dolayısı ile bankalara gtümüzdeki donu bile borçlu olmasak? Geleceğimiz ipotek altına alınmasa? Yetimin, öksüzün yüzü gülse. Dünya üzerinde nerede bir soykırım ve haksızlık olsa tüm insanlık bir araya gelse ve buna engel olsa... ???
Hayat daha sade olurdu ama her şey 100 kat daha güzel olurdu. Zaten sana bir şey vadedecek ki sen de kaosu kabul edesin. Dünya üzerindeki tüm bu kargaşa ve anlamsızlığa karşın sana hazlar veriyor sistem. Sen de kabul ediyorsun. Aslında çok saçma bir gidişat bu, senden bir araba parası alıp sadece 2 ekmek veriyor. Her an öldürebilirsin, ölebilirsin. Aldatılabilirsin. Soyulabilirsin. Yediklerin yüzünden her an kanser haberi alabilirsin. İşinden gücünden olup tepe taklak gidebilirsin. Akıl sağlığını yitirebilirsin. Stres altında ezilebilirsin. Dahası hazlara olan bağımlılığın yüzünden bu Dünya'yı kazanmaya çalışırken sonraki yaşamı yitirebilirsin.
İyilik ve kötülüğün savaşı mühlet verilen zamana kadar devam edecek. Sen de tarafını seç ve ona göre hareket etmeye başla. Sonunda kazanacak olan zaten belli.
2000 yılından bu yana inanç ve ahlak ne hale geldi değil mi? Ateizm ve Deizm aldı başını yürüdü. Bu sizce tesadüf mü? Kitabın ortasından birkaç cümle daha konuşup yazımı bitireceğim, çok uzun oldu.
-İnsanlığın tarihi en az 90-100 bin yıl geriye gidiyor.
-Dünyamızı rezerv para(dolar-petrol) ve faiz-borç sistemi ile Lusiferyan elitler yönetiyor.
-Hristiyanlık; Tarsuslu Pavlus (İsa peygamber hayatta iken ona düşman olan ve havariler tarafından sevilmeyen bir Ferisi Yahudi) denen adamın elinde oyuncak olmuş, kökeni doğru olsa da bilerek Paganlaştırılmış bir dindir.
-Meryem oğlu İsa bir peygamberdir ve insandır.
-Hristiyanlar, Siyonist olmayan Yahudiler ve Müslümanlar; Davud, Bünyamin, Yusuf, Musa, Adem, Nuh, İsmail, İshak, İbrahim ve diğer eski dönem peygamberlerine ortaklaşa iman ederler. Bu dinlere mensup kişiler kardeştir.
-Müslümanlar İsa'nın insan olduğuna ve Tanrı'nın oğlu değil de habercisi olduğuna inanırlar. Ayrıca Muhammed peygamber son dönem peygamberidir ve Kur'an-ı Kerim Müslüman olduğunu iddia eden insanların yaptıkları saçmalıkları içermez. Okuyan görecektir ki çok akılcı ve sade bir kitaptır. Yeter ki bir bütün halinde okunup, düşünülsün.
-Küresel elit 2030 yılı milat olmak üzere tüm dünyada dijital para sistemi ve vatandaşlık puanlamasına geçmeye başlayacak. Böylece tüm insanlığa egemen olacak. Elitlerin hoşuna gitmeyen şeyler yaparsanız puanınız düşecek. Paranıza el konulacak. Bunun için nakit sistemi bitirilecek. Her şey dijital ortamdaki sayılardan ibaret olacak.
-Küresel İklim Krizi ve Küresel bir ekonomik buhran ile yapacakları değişiklikleri size dayatacaklar.
-Kuraklık ve yağışların azalmasına Küresel Elitin oyunları sebep oluyor.
-Krizlerden fırsat yaratıp insanları kendi istedikleri yöne doğru itecekler.
-Kelt kökenli halklar ve İskandinav-Cermen halkları Batı Asya kökenlidir ve Türkler ile akrabadırlar. Uzun yıllar önce Avrupa'ya göç etmiş ve asimile olmuşlardır. Hristiyanlık ile de tastamam Avrupa potasında erimişlerdir.
-İsa Peygamber Filistin doğumludur ama Hristiyanlık Roma'da büyümüştür. Çünkü Roma'daki din Pagan kökenlidir. İsa'dan sonra İsa'nın getirdiği saf ve tertemiz din üzerinde çalışılarak ve kurgulanarak bozulmuştur.
-Yüce Yaratıcı Adem peygamber döneminden bu yana tek bir din göndermiştir.
-Küresel elitin ataları peygamberleri katletmişlerdir. Her peygamber ile gelen saf inancı bozup insanları kendilerine köle yapmak için dinler uydurmuşlardır.
-Para ve ekonomik sistem her zaman peygamberlerin odağında olmuştur. İsa peygamber tapınak bahçesinde faiz ile para satan Yahudi tüccarları kovmuştur. Muhammed peygamber Mekke'deki para babası köle tüccarlarına savaş açmıştır.
-Tanrı'nın gönderdiği saf din en başından beri faizi yasaklar ve köleliği kınar. İnsan insana köle olamaz çünkü onurlu bir varlıktır.
-Hristiyanlık küresel elitin uydurduğu bir dindir. İsa şerefli bir peygamberdir. Tanrı'nın buyruklarını insanlara iletmiştir. Ama Tanrı'nın oğlu değildir. İnsandır.
-Pavlus, İsa'nın düşmanıdır. İsa'dan sonra Roma'ya gidip oradaki bankerlerin gücüyle bir din uydurmuştur. Amacı Siyonist Yahudilerin hizmetinde bir din yaratmaktır. Bu din ile de insan kaynağına ulaşmaktır.
-Haçlı seferlerini Yahudi bankerler finanse etmiştir. İnsan kaynağını da Hristiyanlaştırılan Avrupalı halklardan karşılamışlardır. Para ile insanlara egemen oldular.
-İsrail sadece Suriye, Irak, İran ve çevre topraklarına değil tüm Dünya'ya hükmetmek istiyor.
-Elitler önümüzdeki 25 yıl içinde büyük devletleri ırk, din, mezhep, kaynak savaşları ile parçalayıp küçük devletcikler kurmak istiyorlar.
-Adem, Adem'in eşi ve Lilith hikayesi gerçektir. Küresel elit kendi sapkın inancına bağlı ve bu yolda hızla ilerliyor. Ama sizden Ateist ya da Deist olmanızı istiyor. Maksat kendi yolunu açmak.
-Tüm Dünya'da dinsizlik ya da Tanrısızlık yayılıyor iken İsrail kendi sapkın inancına sımsıkı bağlı kalarak ilerliyor.
-Hristiyan Batı, Müslümanları pagan olarak görüyor ama aslında o kadar çok ortak noktaları var ki...
-Müslümanların mezhep ve tarikatlar ile bölünmemesi lazım. Aksine tek parça olmalıyız ki satanist elitin karşısında durabilelim.
-Müslümanlar Adem'den Muhammed peygambere kadar gelmiş on binlerce elçiye iman ederler. Ve tek bir yaratıcıya inanırlar. Tüm peygamberleri ve ilahi kitapları gönderen tek bir İlah'a. İster Rahman deyin ister Rahim, tüm güzel isimler O'nundur. Övgüye layıktır. Ve eşi, benzeri ya da dengi olmayandır.
-İnsanlık daha önce eşi benzeri görülmemiş bir tehlike ile karşı karşıyadır. İçtiğimiz su, yediğimiz yemek, soluduğumuz hava, inandıklarımız, nefret ettiklerimiz, bizleri yönetenler ve hatta kelimelerimiz bile kendi soyunu Lilith'e dayandıran elitlerin kontrolü altındadır.
-Bunlar efsaneden ibaret, gerçek değil diyen ahmaklar için; olaylar anlatıya, anlatılar hikayeye, hikayeler masallara ve masallar da efsanelere dönüşür. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bir olayın üzerinden on binlerce yıl geçmişse o olay efsaneleşir.
-Hristiyanlar kendi aralarında toplanmalı ve bu elite karşı durmalıdır. 1600 yıldır kullanılıyorlar.
-Müslümanlar mezhep farklılıklarını bir kenara bırakıp İsrail'e karşı birleşmelidir.
-Düşmüş melekler gerçek. Lucifer ve Samyaza önderliğinde insanları kendilerine köle yapmak ve Tanrı'nın yolundan saptırmak için çabalıyorlar. Küresel bankerler ise bu varlıkların soyundan geliyor ve onlar için çalışıyorlar.