12 Aralık 2025 Cuma

 KÜRESEL ELİTİN AYAK İZLERİ - V

Zaruri bir durumdan ötürü Tapınak Şövalyeleri konulu yazımı ertelemek zorunda kalmıştım. Malum, küresel elit tüm Dünya insanlarına diz çöktürebilmek için yapay hava modifikasyonu kartını oynuyor. Bu ölüm kalım meselesi duruma değinmem gerekiyordu. Yine aynı şekilde acil ve çok önemli gördüğüm bir konu olursa onu da araya alabilirim. Dünyanın derdi tasası bitmez, bilirsiniz.

Bazı arkadaşlardan mesaj alıyorum; "Lilith" nedir, "düşmüş melekler" ne demek, gibi. Size tavsiyem şu; yazılarımı baştan bugüne doğru okuyun. Yani eskiden yeniye şeklinde ilerlemeniz sizin açınızdan çok daha iyi olacaktır. Özellikle "Küresel Elitin Ayak İzleri" başlıklı yazılarımı sıralı şekilde okumalısınız ki kafanız karışmasın. Aklınıza takılacak şeyler aralarda boşluklar yaratabilir. Düşmüş melekleri, Lucifer'i, Lilith kültünü ve Hermon dağında edilen yemini bilmez iseniz asıl mevzuyu kaçırırsınız dostlarım.

İslam literatüründe bu konulardan hiç bahsedilmediği için insanlar ilk duyduklarında doğal olarak çok şaşırıyorlar. Olmaz öyle şey diyorlar. Ama Aztek, Maya, İnka, Toltek, Sümer, Babil, Akad, Dagon, Elam, Türkistan, Yahudi, Hristiyan ve uzak Asya kültürleri bu konulara sıkça değinir. Aynı olay farklı kültürlerde başka isimler ve metaforlar ile anlatılır. Konu ve kişiler aynıdır ama senin bunu fark etmek için araştırman ve kafayı çalıştırman gerekir.

Mesela Arapça'da "İblis" olarak anılan varlık, Rusça'da "Satana" şeklinde geçer. Eski Türkçe'de "Albız" olarak görürüz ve batı kültüründe "Lucifer" ya da "Satan" şeklinde karşımıza çıkar. Almancası ise "Damon"... Halbuki hepsi aynı varlığa verilen farklı dillerdeki isimlerdir. 

Uzun lafın kısası şunu anlatmaya çalışıyorum ki; "olmaz öyle şey" derseniz, gerçekte olan bir çok şeyi reddetmiş olursunuz. Senin 1500 yılında yaşamış olan dedene; uçakları, elektriği ve elektrikli arabaları, genetik ve DNA'yı, interneti, bilgisayarları ya da 3D yazıcıları anlatsaydık eğer yüksek ihtimalle tokadı yerdik ve "deli" muamelesi görürdük. Sürgüne gönderirler ya da hapsederlerdi. Çünkü bilgisi ve görgüsü dahilinde o toplum bunların olabileceğini aklına bile getiremezdi. Hayalini bile kuramazdı. Ama bugün bunlar oldu ve daha fazlası da olacak. Aynı şekilde 21. yüzyılda yaşayan modern çağ insanları olarak biz de o zamanki konuları çok uçuk kaçık buluyoruz. Sonuçta belli bir paradigmanın içine doğuyorsun. Gerçekliğini ve algını yaşadığın dönem belirliyor. Ama biz sizinle o algının ve gerçekliğin sınırlarını aşacağız. Sözüm senet.

Sana öğretilen basmakalıp tarih kısırlaştırılmış tarihtir. Sana bir şey katmaz. Seni bir şeyler için motive etmez. Oku, ezberle, geç şeklinde kullanır ve çöpe atarsın. Çünkü senin sistemi en derininden araştırıp öğrenmeni ve sistemi eleştirmeni istemezler. Adamlar binlerce yıl uğraşmış ve tüm insanları avucunun içine almış; bu düzenin devam etmesi için de her şeyi yaparlar. Kafası çalışan, okuyan ve düşünen adam sistem için tehlikedir. Sistem ve küresel elit için makbul olan insan "APTAL" insandır. Okumaz, araştırmaz, düşünmez ve düşünene de saygı duymaz. Çünkü aptaldır. Kafa yok ki awk, köpeğe kızabilir misin kaldırıma sıçtı diye? Kafası bassa sıçmaz zaten...


Uzun bir giriş oldu ama gerekliydi. Mazur görün. Çayınızı kahvenizi alın. Tarihin en karanlık ve esrarengiz tarikatı ile yolumuza devam ediyoruz. BlackSmith  gururla sunar...

TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE KÜRESEL İŞGAL DÜZENİ



    Şimdi... Hafızamızı özetle tazeleyelim. Küresel elit zaman içerisinde Akdeniz ticaretini komple ele geçirdi ve Etrüskleri egemenliği altına aldı. Böylece Mısır'dan getirdikleri zenginliklerini kıtalar arası ticaretle yüzlerce misline çıkardılar. Tüccarlıktan bankacılığa terfi ettiler. Sermayeleri çok büyüdü. Tüm İtalya'yı ve Akdeniz kıyısı noktaları işgal ettiler. Böylece Akdeniz bir Latin gölü haline geldi. Ayrıca İsa peygamberin getirdiği "Tevhid" esaslı dini Tarsuslu Pavlus aracılığıyla değiştirdiler ve pagan bir din meydana getirdiler. Allah'ın peygamberi ve sözcüsü olan Mesih İsa, Tanrı'ya oğul oldu, Tanrı yerine konuldu. Böylece elitlerin kontrol edeceği ve insanlara kılıç zoru ile dayatacağı yarı satanistik-tam paganistik bir din yaratmış oldular. Sonrasında Avrupa'nın Kuzey-Orta kesimlerinde yaşayan Saka-İskit kökenli halklara saldırdılar. Bu insanlar paranın gücü ile baştan ayağa donatılmış olan Roma lejyonlarına karşı cesurca savaştılar ama sonunda yenildiler. Para ve getirdiği güç-teknoloji kazandı.


Sonrasında Avrupa içlerine yapılan ve milyonlarca insanın katledilmesine yol açan Haçlı Seferleri ile tüm kıtayı bu yeni yarattıkları ve bizzat Vatikan aracılığı ile kontrol ettikleri sahte dine inanmaya zorladılar. Tabi ki bir millet her nesilde tekrardan yaratıldığı için; önceleri insanların kılıç zoru ile inandığı bu din, yıllar geçtikçe kabul gördü ve oturdu. Zira insanın en büyük ihtiyaçlarından birisi de "inanç" gereksinimidir. Kimi insan paraya ve güce, kimisi kadına ve şehvete tapar. Kimi bilimi dinselleştirir, kimisi milliyetçiliğe ve ırka tapınır. O ya da bu şekilde senin hayatını şekillendiren ve hayatındaki en büyük ateşleyici güç olan şey senin dinindir. "Ama ben dinlere inanmıyorum kieeğğ, ben çok bilimsel bir insanııığğmm" diyen sığır oğlu mal, din demek "tutulan yol" demektir. Hayatını yaşarken yaptığın hesap kitap demektir. Konu ile ilgili bir de kitap önereyim de tam olsun. Rus yazar Tolstoy'un "Din Nedir" isimli bir kitabı var. Orada çok zekice tespitler ile anlatmış bu durumu, koyunlara duyurulur. Okuyun da kafanız çalışsın biraz; tozu, pası, kiri gitsin awk. Andavallar sizi...

Devam edelim. Küresel elit, Avrupa'ya Katolikliği de yaydıktan sonra; yerel kabile şefleri, reisler ya da liderler her neyse onlarla işbirliği yaparak derebeylikler dönemini  yarattı. Böylece yerel zenginler yaratıp Avrupa uluslarını vergi ile daha da köleleştirmiş oldular. Ayrıca bu kontlar ve dükler topladıkları verginin büyük kısmını faiz-borç sarmalı ile yine elite aktarmış oluyorlardı. Böylece Kelt-Cermen-Slav uluslarından olan Avrupalı insanlar ancak karnını doyurabiliyor; Lordlar saraylarında veya kalelerinde bolluk içinde yaşıyor ve küresel elit de savaşları ve yatırımları finanse ederek tüm Avrupa'ya hükmediyordu.

Piramit sistemi yani, çaktın değil mi... Yöntem on binlerce yıldır aynıdır; zaman, mekan ve kişiler değişir. Yüce Yaradan Kuran-ı Kerim'de bizlere Faiz-Riba konusundan bahsederken "Faize bulaşanlar ve faizle iş yapanlar Allah'a ve resulüne savaş açmışlardır" diyor. Nedenini çok iyi anlıyorum. Lucifer'in dünyayı ele geçirme misyonunda temel gücü faiz ve borç sistemidir. Bu sistem ile her yere ve her şeye el atabiliyorlar. Bugün gücünün zirvesinde olan bir kölelik sistemi. Tüm insanlar ve devletler, bankalar aracılığı ile küresel elite borçlu durumdadır.


Dünya Bankası'nın 2024 yılı verilerine göre küresel borç 400 trilyon dolara dayanmıştır. Bunu ödeyebilecek ne bir devlet var, ne de böyle bir para var. Tüm Dünya direkt ya da doğrudan Küresel Elit'e borçludur. Çalışır kazanır bu adamlara verirsin. Ya direkt faiz olarak ya da vergi olarak senin devletin aracılığıyla elinden alırlar paranı.

Elit aileler; Avrupa'da lord ve baronlara ve hatta krallara borç verdikleri bu sistem ile bir süre beklemede kaldılar. Hem her yere yayılmaları hem de tüm Avrupa soylularını borçlandırmaları zaman aldı. Yeterli güce ulaştıkları zaman da ilk Haçlı Seferi'ni yapmaya karar verdiler. Arkadaşlar Haçlı diyoruz ama bu işin kılıfı tabi ki. Bu harekatı organize eden ve finans sağlayanlar bizzat Yahudi kökenli soylulardır. Bütün amaçları Müslümanların elinde olan kutsal toprakları ele geçirmek ve bir Yahudi devleti kurmaktır. Yani adamlar yaklaşık 1000 yıl öncesinde de İsrail denen terör devletini kurmayı denemişler. 

Hristiyanlaştırılmış Avrupalı köylüler de asker olarak kullanılmışlar. Her türlü Cermen, Kelt, Slav kabilesinden insan toplanmış; küresel elitin parası ile teçhizat ve iaşe sağlanmış. Sonrası malum, Avrupa'dan başlayıp yakıp yıkarak Kudüs'e kadar gidiyorlar. Tabi yolda yarısından fazlası telef oluyor ama o kadar kalabalıklar ki geriye kalan ordu Kudüs'ü almayı başarıyor. Müslümanlar tarihin her devrinde olduğu gibi o zaman da mezhep savaşları içindeler ve güçsüz düşmüş durumdalar. Bu mezhepçilik İslam alemini bitirdi, o gün de bu gün de... Tek parça olsak her şey bambaşka olurdu...

Kudüs'ü ele geçiren Haçlılar Müslümanların tamamını; Yahudilerin de kendi işlerine gelmeyen bir kaç mezhebine bağlı olanları katlediyorlar. Katliam günlerce sürüyor. O döneme ait bir kitabın çevirisini okumuştum da "Mescid-i Aksa tepesine sığınan Müslümanları günlerce kestik, kan atlarımızın bileklerine kadar ulaşıyordu" diye bir ibare görmüştüm gerisini siz düşünün. Katliam bittikten sonra I. Baudouin isimli bir Yahudi soylusunu da Kudüs kralı ilan ediyorlar. Avrupa'da Haçlı Seferi'nin başını çeken ailenin bir ferdidir I. Baudouin. Şu şahıs oluyor;

"I. Baudouin"

"I. Baudouin'in Belçika'da kendi kontluğunda bastırdığı para; Davud yıldızı ve Dünya egemenliği simgesi var."


Kudüs alınmadan önce Antakya alınmıştı. Sonrasında da Urfa tarafını ele geçirdiler. Haritada görüyorsunuz, Yahudilere vaat edilmiş topraklara doğru ilerlemişler zaman içerisinde. Fırat nehri ve Dicle nehrini ele geçirmişler. Harran bölgesini özellikle istiyorlar, çünkü İbrahim peygamber Urfa doğumludur ve kardeşlerinden birinin ismi  Harran'dır. Bu bölgeler Yahudi tarihi için çok önemlidir beyler. Ne Türk'e ne Kürt'e ne de Arap'a bırakmazlar. 

Evveeett. Haçlı ordusu Kudüs'ü aldı, başına Yahudi bir kral getirildi. Ve Kudüs'te 1119 yılında Tapınak Şövalyeleri isimli bir askeri örgüt kuruluyor. Tapınak Şövalyeleri demek Süleyman Tapınağı için savaşan elit ve Lusiferyan askeri birlik demektir. Bir yandan İsa'nın fakir şövalyeleri olarak isimlendirilirken, resmiyette Süleyman Tapınağı'nın koruyucu şövalyeleri olarak geçmektedirler. Büyük üstattan başlayarak yeni kabul edilen şövalyeye kadar giden 33 basamaklı bir askeri yapıdan bahsediyoruz. Arkalarında Elit Bankerler olduğu için her yere elleri ulaşıyor ve her adım attıkları yere kale yaptırıyorlar. Tapınakçı olmayanların giremediği kalelerde gizli toplantılar düzenliyorlar. Bu toplantılarda antik ritüeller ve kadim tapınımlar yaptıkları biliniyor. 

- Avrupa'daki Tapınakçı Şato ve Kaleleri -

-Haçlı döneminden günümüze kadar ulaşan Kudüs ve çevresindeki Tapınakçı kaleleri-

Ayrıca Tapınakçıların kullandığı askeri arma olan beyaz zemin üzerine kırmızı artı işareti Süleyman Tapınağı'nın girişinde olduğu söylenen Boaz ve Jachin sütunlarının üst üste getirilmesi ile oluşmuştur. İsa ile ya da çarmıha gerilme ile bir alakası yoktur.



Detaylıca açıklamaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Jachin ve Boaz'ı temsil eder o işaret. Süleyman Tapınağı ve antik pagan inanışların simgesidir.


Tapınakçılar sürekli şeytani simgeleri kullanmış ve bunlara kutsallık atfetmişlerdir. Bu noktada size "Rosslyn" şapelinden bahsetmek istiyorum. Farkındayım, tüm bu anlattıklarım; şeytana tapınan şövalyeler vs. çok abartılı geliyor. Bana da en başlarda öyle gelmişti, anlayabiliyorum. Ancak Rosslyn Şapeli'ni görünce biraz ihtimal verebilmiştim ki sonrasında araştırıp derinine inince her şey netleşti. Burada Tapınak Şövalyeleri'nin İskoçya'da inşa ettiği bir ibadethaneyi göstereceğim. Merak eden Google üzerinden kendisi de araştırır. İçerideki süslemeler bize bir şeyler anlatacak mı bakalım...







Bu gibi süslemelerin Tanrıya atfedilmiş bir tapınakta ne işi olabilir? Hiç Rahmani tarafı olmayan bildiğimiz şeytani simgeleri taşlara işlemişler. Tapınak Şövalyeleri, masonluğun kurucu babalarıdır ve mason kelimesi "duvar ustası" anlamına gelir. Çok eski bir külte dayanır. Süleyman Tapınağı'nın inşası sırasında çalışan ve masonların ilk büyük üstat olarak gördükleri Hiram usta döneminden bu yana gelen bir inancı temsil eder. Masonik örgütler, kuruluşlarında Tapınak Şövalyeleri'nin 33 dereceli sistemini kopyalamışlardır. Büyük sırlar ve asıl tapındıkları düşmüş melekler son 3 dereceye ulaşan kıdemli masonlara anlatılır. Dünya egemenliği ideali için kurulmuş, arkasında küresel bankerlerin sermayesi olan askeri bir yapılanmadan bahsediyoruz. İlk yazıda bahsettiğim Albert Pike'ı hatırlayın, o herif de 33. dereceden bir masondu. Ve İblis'i kurtarıcı bir melek olarak görüyordu.


Tapınak şövalyeleri en güçlü zamanlarında iken sayıları 20 bini aşan bir askeri güçtür. Kuruluş amacı olarak Vatikan'dan "hacıları koruma" görevi ile bölgede ve tüm Avrupa'da faaliyet yürütme izni aldılar. Bankacılık sistemi ile zenginleştiler. Diyelim ki siz Fransa'dan Kudüs'e hac amacıyla gitmek isteyen bir hristiyansınız. Yola çıkarken yanınızda götüreceğiniz parayı Fransa'daki Tapınakçı bürosunda bankaya veriyorsunuz. Tapınakçılar karşılığında size bir senet veriyorlar ve Kudüs'e ulaşabilirseniz bu parayı Mescid-i Aksa'daki bürodan tahsil ediyorsunuz. Tabi bunun karşılığında sizden belirli bir ücret alıyorlar. Yani hacılara yardım etmek falan hikaye, din turizmi üzerinden para kazanıyorlar. Bizdeki tarikatların aynısı yani. Din ticareti.

Ayrıca Kudüs'te bulundukları süre boyunca Tapınak tepesinin yani Mescid-i Aksa'nın altında kazı yapmışlar. Yıllar süren kazının sonucunda her ne buldular ise Avrupa'ya geri dönüp krallara borç verecek seviyeye geliyorlar. Rivayete göre Süleyman peygamber döneminden kalan hazinelere ulaşmışlar. Avrupa'ya dönüp krallara, baronlara, lordlara borç verecek kadar zenginleşmeleri bu rivayeti destekliyor. Zaten sonrasında Vatikan ve Fransa kralı Tapınakçılardan aldıkları borcun altından kalkamayınca birlikte hareket ederek şövalyeleri aforoz ediyorlar. Gerekçe olarak da; Tapınak Şövalyesi tarikatının İblis'in antik Fenike dinindeki karşılığı olan "Baphomet" isimli yaratığa tapmasını gösteriyorlar. Ulan maden bu adamlar Lusiferyan inanca sahipti, madem ki şeytana tapıyorlardı neden bu kadar beklediniz? Yıllarca ortalıkta dolaşan iddiaları umursamadınız da bu adamların bankacılık faaliyetleri ile zengin olmalarına neden göz yumdunuz? Cevap sorunun içinde saklı hacı. Para aktığı sürece her şey iyiydi. Baktılar ki artık bu şövalyeler başa çıkılamaz hale geldiler, o zaman yok edilmeleri gerektiğini düşünmeye başladılar.

Baphomet isimli antik pagan tanrısı, Lucifer'in Kenan bölgesindeki tasvirlerinden birisidir. Yani İblis'in.

Tapınak Şövalyeleri'ni yok etmeyi planlayan dönemin papası ve Fransa kralı ani bir baskınla büyük üstat Jacques De Molay ve bazı şövalyeleri ele geçiriyorlar. Günahlarından arındırmak için büyük üstadı ve yakalanan 60 kadar şövalyeyi yakarak öldürüyorlar. Sonra da küllerini Sen nehrine döküyorlar ki onları anmak için türbe benzeri bir yapı inşa edilmesin. Ama Tapınak Şövalyeleri geniş istihbarat ağları sayesinde bu baskından haberdar olmuşlar ve hazinelerini gemiler ile kaçırmayı başarmışlardır. Büyük üstat ve bir avuç şövalye dışında tüm o servet; onlarca gemi dolusu altın ve gümüş sırra kadem basmıştır. Hatırlarsanız size küresel elitin Avrupa'da ilk ayak bastığı toprak olan Sicilya ve güney İtalya'dan bahsetmiştim. Önce burada yapılanıp yerleşiyorlar sonra da sırasıyla önce tüm İtalya ve ardından tüm Avrupa'ya yayılıyorlar. Tapınak Şövalyelerinin servetlerini kaçırdıkları gemilerin nereye gittiği hakkında çok kısıtlı bilgi var. Ancak araştırmacıların ulaştıkları bilgiler arasında gemilerin "Jolly Roger" bayrağı taşıdığı bulgusu var. Roger o dönemde Sicilya'da kral ve elit ailelerden birinin ferdi. Bayrağı zaten biliyorsunuz;


 Bu bayrak Sicilya kralı I. ve II. Roger tarafından kullanılmıştır. Zaten o zamandan kalma ismi de "Jolly Roger" yani "Alaycı Roger" 

Bu fotoğraf bir Ortodoks rahibine ait. Görüntü kalitesi düşük çünkü çok eski. Dikkatli bakarsanız, rahibin cübbesindeki basamak motifinin altında kurukafa ve kemik arması var. Jolly Roger simgesinin aynısı. İyi de neden? Şöyle ki.

Beyler, simgeler ve armalar bize binlerce yıllık hikayeleri anlatırlar. Böylesi eşleşmeler hiçbir zaman tesadüf değildir. Hele ki küresel elit söz konusu ise. Bu kurukafa ve kemik sembolü, Süleyman Tapınağı dönemindeki ölü gömme geleneğine bir atıftır. Eski pagan-satanistik inançlar ile bağlantılı olarak birçok yerde kullanılmıştır. Küresel elitin Yahudi ataları, Mısır'dan göçerken bu simgeyi de yanlarında Avrupa'ya taşıdılar. Özellikle ilk ayak bastıkları Sicilya adasında bu motif çok uzun yıllar boyunca kullanıldı. Ama diğer ülkeler tarafından tarihi kayıtlara geçirilmesi, Tapınakçıların bu bayrağı taşıyan gemiler ile hazinelerini dünyanın dört bir yanına kaçırmaları olayına rastlar. Daha öncesinde çeşitli katliamlarda, baskınlarda, soygunlarda ve bilumum vahşi faaliyette kullanılmıştır. 

 - Küresel Elitin atalarının ilk yerleşim yerlerinden biri olan Sicilya adasındaki "Taormina" kentinde bir kilise kapısı. -

- İskoçya'da bir mason mezarlığı -

- Madagaskar adasındaki bir korsan mezarlığı -

 Bu adamlara boşuna küresel elit demiyoruz. Bir yandan tüm Avrupa'da kendi devletlerini kurarken diğer yandan da nereleri sömürebiliriz, nerelerden kazanç elde edip sermaye biriktiririz, onun peşindeler. İskoçya neresi, Sicilya neresi ve Madagaskar adası nerede... Arada on binlerce kilometre var, okyanuslar var. Lusifer'in ordusu her yere el atmış. İnsanlık tarihi kadar eski bir idealden bahsediyoruz.

Tapınak Şövalyeleri kaçtılar demiştik. Fransa'dan kaçanlar İsviçre'nin dağlık bölgelerine gittiler. Bazıları İskoçya'ya sığındılar. Portekiz tarafına da üst rütbeliler iltica etmiş. İsviçre Alp dağları ile ünlü ve çok sarp bir coğrafyaya sahip olduğu için orada mahzenlerde tonlarca altın ve gümüşü sakladılar. Daha sonra bu sermaye ile uluslararası bankacılık sistemini kuruyorlar.


Günümüzde İsviçre'nin bayrağı olarak kullanılan kırmızı beyaz temalı haç, Tapınak Şövalyesi simgesidir. Dünya çapındaki uluslararası bankalar ve birçok kuruluşun merkezi İsviçre'dedir. Dünya'nın kalbi İsviçre, beyni de Amerika Birleşik Devletleri'dir.
Küresel elitin tasarımı bu şekilde. Tıkır tıkır işliyor.

Küresel elitin kurguladığı her iki dünya savaşında da "İsviçre" sütten sayılmıştır.

İsviçre Avrupa'nın göbeğinde olmasına rağmen 2.Dünya Savaşı'nda küresel tarafsız bölge ilan edilmiştir. Ne olursa olsun bankacılık sistemi korunmuştur. Ve Adolf Hitler de bu kurala uymuştur. 1.Dünya Savaşı'nda yine aynı şekilde İsviçre çatışma bölgesi dışında tutuldu. Sebebi çok açık.

Tapınak Şövalyeleri zenginliklerini kullanarak özellikle İskoçya, Portekiz ve İsviçre'deki yerel liderleri ve din adamlarını satın alıyorlar. Faaliyetlerini gizlilik içerisinde devam ettiriyorlar. Ve büyük üstatları Jacques De Molay'ın yakılarak idam edildiği günü 13.Cuma olarak anmaya başlıyorlar. Biz bugün bunu "Black Friday" olarak biliyoruz. Yani adamlar artık tüm dünya devletlerine egemen oldukları için istedikleri şeyi senin kültürüne sokabiliyor. Sen de mal gibi Black Friday alışverişine çıkıyorsun. Anlamını bilmeden. O adamlar kendi çaplarında bir tapınım olarak görüyor bunu. Büyük üstadın infaz edildiği günde tüm insanları çılgınlar gibi alışverişe yönlendirmek ve ellerindeki ticari güç ile ego tatmin etmek. Bu kapitalist bir ritüeldir. Kapitalizm de İblis'in yarattığı dindir diyebiliriz. Burada Komünizmi övmüyorum çünkü onu yaratan güç de bizzat Yahudi sermayesidir. Maksat tüm dünyayı iki kutup arasında sıkıştırmak ve Komünizm korkusuyla Kapitalizme razı etmektir. SSCB'den kaçan milletler ve devletler can havliyle ABD'nin kucağına otururlar. Şeytani ve dahice bir plan...

Küresel elit Akdeniz'de ticareti ele geçirdi demiştik. Ancak Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan ve küresel eliti zorlayan bir dönem var. Evet, müjdeler olsun ki bu adamlar bir süreliğine de olsa tıkanmışlar. Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki genişlemesi ve özellikle Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u ele geçirmesi ile bu adamların ticaretine yavaş yavaş gölge düşmeye başlıyor. İlerleyen dönemlerde Akdeniz ticaretinin Osmanlı Devleti ve Kuzey Afrikalı Müslümanlar tarafından domine edilmesi Tapınak Şövalyeleri ve arkalarındaki bankacıları yeni yollar aramaya itiyor. O tarihlerde en büyük ticaret Akdeniz'de dönüyor çünkü. Avrupa'dan Asya'nın bereketli topraklarına ve Afrika'nın kuzeyindeki büyük şehirlere yapılan deniz ticareti Dünya ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor. Türklerin eline geçen bu ekonomik potansiyele alternatif olarak keşifler çağının başladığını görüyoruz. Ve kuduz bir köpek gibi her kara parçasına ve her medeniyete saldırmaya başlıyorlar. Pabuç pahalandı, göt tutuştu...

Sayısız kaşif hem Amerika kıtasına hem de Afrika'nın alt kısmından Asya'ya akın ediyor. Tarihi bulgular bu ticaret yollarının ve Amerika kıtasının çok daha önceki dönemlerde bilindiğini gösteriyor. Bankerler sermayelerinin gücünü kullanarak çözüm üretmeye çalışıyor. Vasco De Gama, Americo Vespucci ya da Cristoph Kolomb... Hangi kaşif olursa olsun istisnasız hepsini küresel elit finanse edip donatmıştır. Bu insanlar aynı zamanda Tapınak Şövalyesidirler. Ekonomik olarak gücü tekrar ele geçirmenin yolu; yeni topraklar, yeni mal ve hizmet noktaları, ticaret yolları, kölelik sistemi ve hatta korsanlık faaliyetleri ile yağmalama harekatlarından geçiyor. Ve inanın bana tüm bu yolların hepsi Lusiferyan Yahudi bankerlere çıkmaktadır. Parayı ve zorbalığı takip edin her zaman sonuç bu elitlere çıkar. İstisnasız.

Çok uzun tutup da sizi sıkmak istemiyorum. O yüzden yazımı burada noktalayacağım.

Bir sonraki kısımda Küresel Elitin ve Tapınak Şövalyesi sisteminin nasıl tüm dünya ticaretini tekele aldığını, katliamları ve çevirdikleri dolapları detaylı şekilde anlatacağım. Beklemede kalın. Şimdilik hoş çakalın. 

NOT: Türklerin gizlenen tarihi ve küresel elit hakkında araştırmalarından faydalandığım çok değerli bir insan var arkadaşlar. Kendisi onlarca yıldır bu konularda yazıyor ve Youtube kanalı var. İsmi Veli Metin Türkoğlu, tam bir halk bilgesidir. Ağabeyim gibi severim. Bu Veli Metin Türkoglu - Youtube bağlantıdan Youtube kanalına ulaşabilirsiniz. İzle, öğren delikanlı.

Ayrıca ben de bir YOUTUBE kanalı açtım ve yakında yayınlar yapmaya başlayacağım. Şuradan abone olursanız, sohbet ederiz. Youtube - BlackSmith Account