9 Eylül 2025 Salı

 İSRAİL'İN YAPTIĞI SOYKIRIM, FİLİSTİN'İN KADERİ ve ACİZLER

 İsrail ve Filistin meselesine de geleceğim ama size bir şeyi ispat etmek için öncelikle anlatmam gerekenler var. Sabırla dinleyin sonra Dünya'nın gözü önünde yapılan soykırıma ve şerefsizliğe geleceğiz.

Bugün bir video gördüm. Bir tarikat var hani böyle siyah giyiniyorlar hatta başlarındaki adam bir kadınla mevzudayken basılmıştı. Neydi isimleri anımsayamadım, aklıma gelmedi. Ama çok aciz, sefil tipler bunlar. O yüzden yazının buradan sonraki kısmında bu adamlara ve bu adamların kafasındaki diğer tarikatçı sapıklara "aciz" ifadesi ile isimlendirme yapacağım. Bu acizler sakal bırakmanın, cübbe ile gezmenin din olduğunu sanırlar. Ahlaktan, çalışkanlıktan, dayanışmadan, dürüstlükten ve fakirlere yardımdan zerre kadar bahsetmezler. Hatta geçenlerde yine bir acizler topluluğunun başındaki adam öldü de, bütün tarikat birbirine girdi. Milyonlarca dolar çıktı lan adamların cebinden. Bu kadar parayı ne ara aldınız. Ne ara topladınız awk. Ben 100 liraya sigara alırken iki kere düşünüyorum. Her paket sigarada daha da fakirleşiyorum. Bırakacam bu gidişle. Bu adamlar milyarca lira ile oynuyor. Ne yapıyorlar peki, tam olarak ne üretiyorlar ya da ne şekilde hizmet veriyorlar da bu para bu adamların eline geçiyor. 

Bakın tam olarak bu adamlar şu işe yarıyor;

- Öncelikle toplumu pasifleştiriyorlar. Tonla adam gidip bunların elini eteğini öpüyor. Bunların karşısında eline eteğine yapışıp tövbe ediyor lan millet. Neymiş bunlar peygamber soyundan geliyormuş. Birincisi ne belli o soydan geldiğin? Belki 60 nesil geçti peygamberin vefatından bu yana. İkincisi o işler soyla sopla olmaz birader. Kuran-ı Kerim'i okuyan birisi bilir ki her insan kendine özgüdür ve her kişi farklı muamele görür. Mesela Nuh peygamberin oğlu neden gemiye alınmadı? İbrahim'in babası putperestti ve Allah onu affetmedi.  Lut peygamberin karısı geride kalanlardan oldu? Nasıl olsa Kur'an ile insanların arasına duvarlar çekmişsiniz. Nasılsa bu insanoğlu Kuran'dan bi haber değil mi? Yapıştır babam yapıştır. Bir de bunları sürü psikolojisi ile birleştirince ortaya akılsız bir güruh çıkıyor. Benim akrabalarda da çok var ha. Hakikaten. Gidip tövbe alanı mı ararsın, şeyhinin çorabını saklayanı mı ararsın. Her bok var. O kadar aptal adamlar ki görünce midem bulanıyor artık. Kötü adamlar değiller yanlış olmasın, aptal bunlar. Aptallık da bir tür kötülük sayılır mı orasını bilemem ama çok aptal adamlar yetiştiriyor bu acizler. Acizin biri geçiyor başa çevresinde belki milyonlarca aciz... Görev tamamlanmış oluyor tabi. Baksana toplumun önemli bir kısmını mal oğlu mal oğlu mal oğlu malın oğlu mal oğlu mal haline getirmiş oluyorsun. O saatten sonra o heriften ne hayır gelir. Bir de senin finansal gücün oluyor tabi. Köşkler, arabalar, araziler, milyarlarca lira cash para ... 

-  Bir başka görevleri toplumun Allah'ın gönderdiği (ister Allah deyin, ister Tanrı, isterseniz de Yaradan) kurallara uyarak iyi bir topluma dönüşmesini de engellemek. Bu acizlik yolunu tutmuş olan acizler topluluğu dini ayakta su içmemek gibi alakasız, kimseye faydası olmayacak yerlere getiriyorlar. Halbuki Kur'anı okuyan biri Bakara suresi 104. ayette belirtildiği gibi koyuna değil şahine dönüşür. O adamı kolay kolay yönetemezsin. Yüce Allah'tan başkasını otorite olarak kabul etmez zira. Öyle ya son peygamber de vefat etmiş. Sen kimsin de bana akıl veriyorsun deyip çıkar ortaya. Böyle zeki ve cevval adamlardan oluşan bir topluluk hem düşman için büyük bir sorundur hem de böyle yerel acizler toplulukları için katmerli bir sorundur. O yüzden bu acizler, yok şuraya sağ ayakla gireceksin yok suyu 7198 yudumda içeceksin gibi kişilerin ve çevresinin hayatını, kendisini ve toplumu bir toz zerresi boyunda ilerletmeyecek şeyleri insanlara din diye kakalar dururlar. Bilinçli olarak da insanları Rabbimizin gönderdiği ayetlerden uzakta tutarlar. Sürekli salya sümük gezmeyi, pısırıklığı överler. Niye, çünkü öyle adam isterler. Ulan son peygamber bizzat kendisi ne savaşlara girdi de can aldı can verdi. Arkadaşlarıyla bir araya gelip pisliğe batmış bir toplumdan inci mercan bir topluluk çıkardılar. Her yerde zenginlerin ve kodamanların yaptığı haksızlıkları, haramzadelikleri haykırdılar. Ama bu acizler güruhu mal adam istedikleri için sürekli müritlerine "aman alçakgönüllü olun, aman sesiniz çıkmasın, aman soru sormayın, aman düşünmeyin"  gibi telkinlerde bulunurlar. Bu adamlar inançlı ve samimi kimseleri elmanın içindeki kurt gibi kemirirler. Hem pasif hem de Allah'ın gönderdiği emirlerden ve yasaklardan bihaber kalır toplum. Varsa yoksa hurafe ve palavra... (Hele bir tanesi var, dişlek bir herif.. Nevresimle muşambayla geziyor awk. Bildin de mi hurafe reisi?)

-  Bir başka görevleri ise son yıllarda ortaya çıktı. Gerçi bu görev de diğer görevleri ile alakalı ama ben burada bundan özellikle bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz üzere İsrail denen katil devlet yıllardır Filistin halkına etmediğini bırakmadı. Bombalıyor, aç bırakıyor, su altyapısını hedef alıp susuz bırakıyor. Çoluk çocuk demeden vuruyor, sonra ambulansı vuruyor daha da ölmeyip hastaneye yetişirler ise hastaneyi de bombalıyor şerefsizler . Kan içen onun bunun çocukları. Seküler OÇ sen de bak. Gerçi sana sazı soksak az ama ... 




Bu soykırıma karşı Müslüman olduğunu iddia eden toplumlar neden bir şey yapmıyorlar sizce? Neden her evde sürekli gündem Filistin değil? Niye hükümetler sıkıştırılmıyor Filistin için? Çünkü toplumlar pasifize edildi. Çünkü Müslümanlar 198765 kere bir şey okuyunca İsrail'in kahrolacağına inanıyorlar. Çünkü insanlar o kadar mistikleşmiş ki; Kur'an da Müslümanlara farz kılınan "zalime karşı savaşmak ve dimdik durmak" fiili yerine saçma sapan şeylerle İsrail'i durduracaklarına inanıyorlar. Nerede lan sizin evliyalarınız? Hani uçup kaçıyorlar ya? Hani havada uçak filan tutuyorlar ya? Nerede lan yalvardığınız o gebeş kaplumbağalar? Filistin için neden hiçbiri bir şey yapmıyor? 

Şimdi sıra Seküler tayfaya geldiiii. Biraz da onlara çakalım değil mi? Awk salaklarına da bir şeyler söyleyelim. Hani sizin de dininiz vicdandı ya? Hani insanın ahlaklı olması için dine ihtiyacı yok filan deyip kendi aranızda tatmin filan oluyordunuz? Yok beyler yok. Onlardan hiçbir cacık çıkmaz. Mahalle yansa kahve dükkanına bir şey olmasın diye endişelenirler. Lafta çok etiktirler ama yersen tabi. Bağımlıdırlar. Fast food yemekten, sürekli kafein ile beyinlerini havaya uçurmaktan mütevellit ortalıkta koyun gibi gezerler. Kimsenin derdi ile dertlenmez, kimseye de hayrı dokunmaz bu adamların. Bir de kendi vicdansızlıklarını şöyle aklamaya çalışırlar " Onların dedesi zamanında toprak satmış yeaağ" Seni gidi malın oğlu mal oğlu mal seni. Sen bana evini satsan ben de gelip seni vursam sonra da polis gelip evini satmış, hak etmiş dese konu kapanacak mı sence? Hadi bakalım vasatlar ordusu kendi haysiyetsizliğinizi ve aptallığınızı daha başka nasıl örtmeye çalışacaksınız... Suratınıza tükürsem Ice Latte White Mocha Sokkaa sanarsınız awk. Davar sürüsü sizi...

Eveeett.. Toplumun bir yarısı din tüccarları diğer yarısı da Sekülerizm ile kontrol altına alınmış durumda. Dünya nereye gidiyor bilmiyorum ama bunların daha iyi günlerimiz olduğunu sezebiliyorum. Seküler acizler ve tasavvuf acizleri hiçbir şey yapmayacak bunu da net olarak hepimiz görüyoruz zaten. Umarım bizler kamuoyu yaratabiliriz de yeryüzüne barış ve iyilik hakim olur. 

Haaa unutmadan, sonra da cehenneme "çok acımasızca" diyorsunuz. Az bile!

 MATRIX FELSEFESİ VE ASIL İLLÜZYON 

Bu yazımda kısaca Matrix'den ve her şeyin aslında bir yanılsama ve illüzyon olması konularından bahsetmek istiyorum. Bu aralar sosyal medya ve çevremden bunu çok duyuyorum. Ya her şey bir bilgisayar programıysa, yanılsamalar içinde yaşıyorsak? 

Matrix serisini defalarca izledim. Çok da severim. Sinemanın altın çağlarında (1990-2010) yapılmış, her Hollywood filmi gibi görünen-görünmeyen çok şey anlatan bir filmdir. Ama ben sadece bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Bu Dünya ya da evren bir program mıdır değil midir takmıyorum ama bildiğim bir şey var ki hepimizin hayatları kurgulanmış birer yanılsamadan ibaret. Yani senin o matrix dediğin şey var, kesinlikle var ama bu şey öyle bir bilgisayar programı değil aksine gerçekliğin üzerine oturtulmuş bir maske. Nasıl yani dediğini duyar gibiyim. Şöyle oluyor. Bu Dünya'ya gelmeyi, belirli bir yaşa kadar ailenin yanında kaldıktan sonra okula başlamayı; yıllarca gereksiz bir sürü bilgiyi öğrendikten sonra sisteme entegre olarak üretim bandından çıkan beyni yıkanmış bir birey olmayı sen mi seçtin? Senin nasıl yaşayacağın, nasıl davranacağın, şu hayatta neler için çabalayacağın sen doğmadan önce belliydi zaten. Doğru değil mi yavrum? Yıl 2025 ve ortalama bir ailede doğan Türk gencinin hikayesini sana şu kadar basit bir şekilde özetleyebilirim. 

Anasından doğdu, ilkokul çağına geldi. Okulda, Fulbright Amerikan eğitim komisyonu tarafından kendisi için hazırlanmış olan müfredatı öğrenmeye koyuldu. Gerekli gereksiz bir sürü bilgi beynine yıllar boyunca dolduruldu. Yetmedi, ev ödevi verildi. Olur ya evde başka şeylere merak salar falan, olmaz tabi olmamalıydı. Bu şekilde liseye kadar geldi. Bak kafadan 8 yılın saçma sapan şekilde geçip gidiyor ve sen Amerikan menşei bir müfredattan geçiyorsun. "Abi olur mu yea" diyen dallamalar için bir önerim olacak. Öncelikle bu blogdan sktr git. Senden bir cacık olmaz. Sen Dünya'yı kendi bildiğin kadar sanıyorsun ve Dünyamız çok şükür ki senin gibi vasat bir beyinsizin algılama kapasitesinden trilyonlarca kat daha ilginç ve gizemli bir yer. Neyse sakinim. Bir de bilmediğini bilen, arayan ve bulmaya çalışan olanlar okuyacak bu yazıyı. Onlara da tavsiyem şu; önce rahmetli Oktay Sinanoğlu kimdir, ne yapmıştır bir araştırın. Sonra da onun şu videosunu bir  izleyin;


Youtube'da böyle videolar sürekli yasaklanıyor ya da siliniyor. O yüzden linkte bırakıyorum.

OKTAY SİNANOĞLU FULBRIGHT ANLAŞMASI

Arkadaşlar her arayan bulamayacak ama bulanların hepsi ama hepsi de arayanlar olacak unutmayın. Size sunulan ile yetinmeyin, bakın bakalım alternatifler ne söylüyor. Akıl, mantık ve neden-sonuç ilişkisi ile ilerlerseniz bayağı bir yol kat edersiniz. Ve belki de işin gerçeğini görmeye başlarsınız.

Her neyse rahmetli Oktay hocamız için verdiğimiz mola sonrasında kaldığımız yerden devam edelim. Fulbright anlaşması demek senin okulda göreceğin tüm derslerin, müfredatın, her kelimenin Amerika ve ülkemiz arasında kurulan bir komisyon tarafından hazırlanması demektir. Yani sen tarihini Amerikalılardan öğreniyorsun, edebi metinlerini Amerikalıların gözünden inceliyorsun. Okuyup, araştırıp kendini yetiştirme diye sana bir köpek yavrusu eğitir gibi eğitim veriyorlar. Zaten insan eğitilmez ki olum, hayvan eğitilir awk. İnsan zeki bir canlı kendi yolunu kendisi çizebilmeli. Birey olabilmeli. Amerikalılar Türklerin eğitimine katkıda bulunmak için mi bu anlaşmayı yaptılar sizce? Ulan adam senin kendi kontrolünde sisteme entegre olmanı istiyor. O yüzden senin 12 sene boyunca ne öğreneceğini nasıl öğreneceğini doğrularının ne olacağını hayata nasıl bakacağını kendisi belirliyor. Sen de 12 sene sonra kazık kadar adam oluyorsun ve artık sistemin içinden çıkman da çok zor oluyor. Seni doktrine etmiş oluyor zaten. Sen artık o gazla ölünceye kadar devam ediyorsun. "Acaba, neden, yoksa" gibi sorular hayatında olmuyor yani beybisi. 

Sonra üniversite zamanı geliyor, orada da bu doktrinlerin üzerine eklenen bazı şeyler dışında başka yeni şeyler öğrenmiyorsun. Sonra da mezun oldun ve iş buldun diyelim. İşe giriyorsun ve onların istediği gibi giyinmek, yaşamak, davranmak için 40 seneni feda ediyorsun. Yaş da kemale eriyor, gtündeki kıllar kadayıf oluyor ve ölüp gidiyorsun. Ne anladın bu hayattan? Onların sana anlattığı kadarını anladın. Ortalama bir insanın yaşamı bu kadar işte. Halbuki bu yaşam tarzı, yapman gerekenler ve hatta yapmak istediklerin bile onların sana aşıladıklarından başka bir şey değil. Size çok ilginç bir video daha göstermek istiyorum. Bir Türk filminden alıntı yapılmış sahne diyelim. 


Videonun başına bir şeyler gelmesi ihtimaline karşı linki de buraya bırakıyorum. Ayrıca Youtube'da "Nuri Alço Illuminati ve Yeni Dünya Düzeni Gerçeğini Anlatıyor" şeklinde aratıp bulabilirsiniz.

ILLUMİNATİ VE YENİ DÜNYA DÜZENİ

Video 2 dakika civarında zaten. Küresel elitin, yerli işbirlikçi ile her ülkede insanların yaşam tarzlarını nasıl kurguladığını kısaca anlatıyor. Adamlar senin ne yiyip içeceğine ve hatta boş zamanlarında neler yapacağına dahi karışıyorlar. Mesela ben denizi olan bir şehirde yaşadım 5 yıl boyunca. Deniz kenarına onlarca defa gittim. Ama denize girmenin mantığını hiç anlayamadım. Bana her zaman dağlar, ormanlar, eski binalar daha çekici geldi. O yüzden doğal güzelliklere daha fazla kapıldım. Denize girmek kötüdür demiyorum olum o değil söylemek istediğim. Deniz de güzel oluyor tabi, yüzersen ve hatta dalış falan yaparsan çok iyi. Ama abartıldığı kadar da değil awk. Ne oldu da birden her tatil imkanında soluğu Çeşme'de, Marmaris'te ya da Alanya'da alır olduk? Orman, dağ, ağaç, hayvanlar bana her zaman çok daha çekici gelmiştir. Düşünebildiğim, kafa yorabildiğim anlar ve tatiller lazım bana. Gidip mal gibi güneşin altında yatmak istemiyorum. 2 ton kararıp da "ben tatile gittim oleeyy demek istemiyorum." Hele ki bunun bir statü göstergesi olmasını da anlayamıyorum. Ulan awk amelesi köyün damında da kararırsın. İnşaattaki ustalar da çalışırken kararıyor. Neyin havası civası bu kodumun eşşşeği seni 🥴 Ne oldum delisi gerzek sürüsü..


Yani birader senin neyi bileceğin, neyi nasıl bileceğin, neyi doğru göreceğin ya da zamanını nasıl harcayabileceğin; bunların hepsi küresel elitin elinde. Sen de rüzgardaki yaprak misali oradan oraya savruluyorsun. Ben sana okula gitme demiyorum, üniversite okuma demiyorum. Oyun buysa kurallarına göre oynayacaksın tabi. Ama sana gösterilen 1 ise gösterilmeyen 1000 var bunu da unutma. Özel zevklerin olsun. Birey ol, orijinal bir adam ol. Fast food bağımlısı, kahve dükkanı müdavimi, sığ bir eşek olma lütfen. Bir kediden, köpekten ya da inekten farkın olsun.

Asıl matrix budur işte. Seni kanlı canlı bir yaşamın içinde bazı şeylere mecbur kılmaktır. Senin göreceğin ve göremeyeceğin şeyleri seçmektir. Çevrene betondan ve insandan duvar örmektir. Hazlarının peşinde koşan seküler bir koyun sürüsü yaratmaktır. Kısacası seni gerçeklerden uzaklaştırmaktır matrix. Yoksa dediğim gibi bilgisayar programı filan orasını bilmem. Ama bildiğim bir şey varsa o da şu an yaşadığımız dünyamız, toplum ve bizden beklenenler matrixdir. Ve bunu matrix sisteminden çıkıp aklını özgürleştirdiğinde daha net göreceksin. O zaman anlayacaksın ki, programa gerek yok sözde gerçekler ile de matrix yaratılabilir. Ve biz o matrixi yaşıyoruz.

Çıkmak için öncelikle merak etmelisin. Merakı olmayan bir insanın eşekten de farkı olmaz. Öğrenmek istemelisin. Şüphe ile yaklaşmalısın. Özellikle küresel elitin hikayesini, faiz sistemi ile Dünya'yı nasıl ele geçirdiklerini ve amaçlarını görmelisin. Din nedir, ahlak nedir, felsefe nedir bunları bilmelisin.

Ayrıca kendine ait bir Dünya görüşün olmalı. İyilik yap, fakiri fukarayı elinden geldiği kadar gözet. Konuştuğunda herkes gibi olma. Herkesten yani sürüden farkın olsun. O adamlar tek tip bir insan yaratmaya çalışıyorlar. Koyun gibi yiyen içen ve koyun gibi düşünmeden yaşayan bir insan. Öyle olma. Ahlaklı ol, kendine özgü ol, eğitilmiş değil de kendini yetiştirmiş ol. Sana dayatılanların farkında ol.

Ve tabi ki önce kendin uyan, sonra da uyandıranlardan ol..





8 Eylül 2025 Pazartesi

ÇOK GEÇ OLMADAN ! 


 Uzun zamandır beklenen yağmurlu bir  günde, "küresel ısınma" ve "kuraklık" hakkında iki lafın belini kırmak istiyorum. Şimdi yağmurun yağma mekanizmasını öncelikle bir inceleyelim. Güneşimiz sağ olsun Dünya'yı ısıtıyor. Göller, denizler ve özellikle de okyanuslardan ısınma ile buharlaşan su irtifa kazanıp yükseliyor. Su buharı rüzgarın etkisiyle Dünya'nın üzerinde dolaşıyor ve soğuma yaşadığı yerlerde tekrardan su haline gelip yeryüzüne iniyor. Eğer bu soğuma sıfır santigrat derecenin altına kadar inerse de kar yağıyor. Benim bildiğim kadarıyla yağış sistemi kabataslak bu şekilde çalışıyor. Yanlışım ya da eksiğim olabilir. Söylenirse öğrenirim.

Yüzbinlerce yıldır sistem gayet düzgün çalışırken ne oldu da son 10 senede Türkiye hızla kuraklaşmaya ve hatta çölleşmeye başladı? Ben 2000'li yılların başlarını çok net hatırlıyorum. O zamanlar çocuktum. Ankara'da acayip kışlar olurdu. Özellikle Dikmen gibi yüksek  taraflara 1 metreden fazla kar yağardı. Trafik kilitlenirdi, arabalar zincirsiz yola çıkamazdı. Hatta 2004 yılındaki kışta kendime kürekle İglo yaptığımı hatırlıyorum. Bak İglo yaptım diyorum yani eskimolara yetecek kadar olmasa da kendi çapımda müteahhitlik yapıp ev yaptım lan. Tarifini veriyim de anla o zamanki yağışları. Yerde 50-60 santim kar var, kürekle sıkılaştırarak 1 metre kar kütlesi yaptım tepe şeklinde. Kar tutsun diye bir gün bekledim ertesi gün de kürekle içini oydum. Tek kişilik bir kardan ev çıktı ortaya. Öyle güzel yağış var yani kış zamanlarında. Kardan adam yapmak, kar topu savaşı yapmak filan zaten her kış onlarca defa yaptığımız şeylerdi. Ankara'ya şimdi bir kere ya da iki kere kar yağıyor o da bi karışı geçmiyor. Neden böyle oldu sizce? "Ya abi sığırlar çok osurmuşlar da osuruk yüzünden olmuş yeaa" diyen sığırlar osurmayı kessinler lütfen. Ayıp oluyor. Ulan akıl var mantık var; kar yağışlarının çoook olduğu dönemde köylerde çok daha fazla insan yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyorlardı. Şimdi köylerde adam yok awk mal mısınız.. Hayvan osurmasıyla insan hapşırmasıyla olacak iş mi bu? Ben 10-12 yaşlarındayken köye giderdik, 70 haneli köyde her evde hiç olmazsa 10'ar tane sığır olurdu. Şimdi bütün köyde toplasan 50 inek yoktur. Kafaya bak hizaya gel awk...

Her ne olduysa oldu 2015 yılında Paris İklim Anlaşması diye bir zırva çıkardılar, sonra biz 2016 yılında bu protokole katıldık. Ne hikmetse git gide yağışlar azalmaya başladı. Ulan geçen sene Rize'de bile su sıkıntısı yaşamışlar bir dönem. Gerisini sen düşün. Normalde Muson yağmuru gibi yağmur yağıyor Rize'ye. Orası bile kendi çapında kuraklaşmış.

Bunun bir nedeni olmalıdır gençler. Dünya neden ve sonuç ilişkisi üzerine kurulmuş bir yerdir. Sen havaya dikine bir taş atarsın, o taş gelir kafana düşer. Kafan yarılır. Neden ve sonuç, en kaba şekliyle. Ben de bir neden olmalı diyerek uzun süredir Dünya'nın çeşitli yerlerinde çekilmiş Chemtrails fotoğraflarını inceliyorum. Havada dolaşan uçaklar var, arkalarında bir gaz bulutu bırakıyorlar. Bu gaz bulutu öyle hemen de dağılmıyor, kimi zaman 4-5 saate kadar belirgin şekilde kalıyor havada. Bu uçaklar ülkemizde 2015 yılından sonra çok sık görülmeye başlandı. Hatta şöyle bir sağlama bile yapabilirsiniz. Ülkemiz Kuzey Yarım kürede. En çok yağışı ne zaman alır? Sonbahar ve kış aylarında değil mi? Şimdi; Eylül, Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarında özellikle sabah erken saatlerde, öğle ve akşamüstü havayı bi kolaçan edin bakalım. Bu uçakların olduğu gün hava sıcak oluyor. Bir bakıyorsun gökyüzüne 10 tane şerit şeklinde uçak izi var, sonra o gün mevsim normallerinin üstünde bir sıcaklık oluyor. Hava ısınıyor, bulutlar dağılıyor. Kışın ortasında yaz havası yaşıyorsun. Bu ülkemize özel bir durum değil ebette. Türkiye sosyolojik, biyolojik, psikolojik ve daha bir çok şeyin laboratuvarı olarak kullanıyor. Başka bir ülkede 3 yapıyorlarsa bize 13 yapıyorlar, bunun da bir nedeni var tabi. O da başka bir günün konusu olsun. Ama bu uçaklar hayra alamet değil lan. Valla değil. 


 *Bu varillerde zeytinyağı taşımıyorlardır herhalde?


 * "Sprayer" ? Ne püskürtüyorsun kardeşim hayırdır?
  *Belediye tüm şehre ücretsiz deodorant hizmeti mi sunuyor nedir?

                               

                                                                  
Tam burada konuyu biraz değiştirip tekrardan bağlayacağım. 1999 depremi olduğunda bizim siyasetçiler özellikle de Bülent Ecevit bunun yapay deprem kontrolü ile yapıldığından şüphelenmişti. O dönem için üzerinde durmadılar, gündem de değişti gitti. HAARP teknolojisi ile (ki kendisi taaaa Nikola Tesla tarafından  1901 yılında iyi amaçlar için kullanılmak üzere temeli atılmış bir projedir.) deprem tetiklenebilir mi falan diye konuşulmuştu o zamanlarda. Maraş-Hatay depremlerinde de bu konu yine gündeme geldi. Tabi internete girin araştırın minareyi çalan kılıfını da hazırlamış. Bu Chemtrails ve HAARP hakkında yerli-yabancı basın hemen "olur mu öyle şey yeaa" tarzında haberler yapmış. Hatta biraz önce baktım da uluslararası alanda özellikle CNN, BBC, The Guardian, NBC, CBS gibi büyük kanallar bu görevi üstleniyor. Bozacının şahidi şıracı misali... 


    Bakın size açık sözlü ve mert bir abimizin videosunu izleteceğim. 
Meraklıyım diyen, benden olur diyen programın tamamını da izlesin. 


Bak buraya ayrıca Youtube linkini bırakıyorum, video toplam da 2 dakika. 



Olur da linkin başına bir şey gelirse de Youtube'a girin ve şunu yazın;
"Dışarıdan bir müdahale ile deprem tetiklenebilir mi Xavier le Pichon ve Celal Şengör"

ve artık Youtube'da da videoyu bulamıyorsanız şunu düşünün; NEDEN-ACABA?

Genelde böyle videolar bir şekilde hasır altı ediliyor o yüzden her ihtimale karşı size içeriğini de anlatayım ; Celal Şengör ve Fransız-Amerikalı bir deprem bilimci yapay olarak depremin tetiklenip tetiklenemeyeceğini konuşuyorlar. Video kısa bir kesit ve Amerikalı adam konuşuyor. Ve diyor ki " evet biz depremi sıfırdan oluşturamasak bile deprem potansiyeli olan fayları harekete geçirip yapay deprem yaratabiliriz. Ve bunu zaten deneysel şekilde yapıyoruz da."

End the Story awk. Bir yanda milyonlarca sığır , " komplo bunlar yeaağh" diyen güruh, diğer yanda Fransız kökenli olan Amerika'da yaşayan bir deprem bilimci.

Adamlar deprem tetikleyebilecek, iklim manipüle edecek güce sahipler. Hem de son birkaç sene değil yani. Belki de 40-50 senedir bu güce sahipler. Ve bu gücün karşısında yapabileceğin tek şey var. Bildiklerini bilmeyenlerle paylaşmak ve kamuoyu oluşturmak. Yeterli sayıda kişi bu işlerden kıllanıp araştırmaya girerse onların planı da sekteye uğrayacaktır. Televizyonda ve özellikle sosyal medyada yapacakları manipülasyonlar ile size "öyle bir şey yok kiee" diyeceklerdir ama inanmayın. İklim manipülasyonu gerçek, HAARP gerçek. Küresel olarak parayı elinde tutan ve finans yoluyla her şeye burnunu sokan "lusiferyan elitler" gerçek. Sen daha herkesi kendin gibi mal oğlu malın oğlu mal oğlu mal sanmaya devam et sığır seni... Lafım; onlar kendini çok iyi bilir. Sözüm, hiçbir zaman ; araştıran, kafa yoran, kendini ve dünyayı sorgulayan kimselere değil. Sözüm sisteme entegre vasat robotlara.

Yani uzun lafın kısası suyumuzu elimizden alırlarsa geriye hiçbir şeyimiz kalmaz. Bunu yapıyorlar ve devam ettirecekler. Mad Max filmini izlemişsinizdir. Her yer çöle dönmüş, millet bir gıdım su için birbirini kesiyor. Elinde su olan bir elit de kendini Tanrı gibi lanse ediyor herkese. Bu yapılabilir. İklimi manipüle et, çölleştir ve kalan su kaynaklarını tekeline al. Çok uzak değil. O yüzden,



 UYAN VE UYANDIR !


 

6 Eylül 2025 Cumartesi

     AHLÂKIN MALİYETİ VE CENNETİN KRALLIĞI 

Ahlâkın maliyeti çok büyük arkadaşlar. Hatta şapkalı "a" harfi ile ahlâk yazmak için bile 3 tuşa aynı anda basmanız gerekiyor gerisini siz düşünün... Her seferinde şapkalı a yapmak istemiyorum. Yolun bundan sonraki kısmına normal a ile devam edeceğim. Ahlak bu Dünya'da geçerli bir para birimi değil maalesef. Bu bile benim Tanrı'ya inanmam için geçerli bir sebep sunuyor aslında. Madem ki Tanrı yok diyorsunuz ve evrim ile alelade şekilde bugünlere geldik. Lan o zaman bu ahlak kuruntusu ne? Yok efendim insanlar topluluk halinde yaşamaya başlamışlar da, onun için ahlak diye bir şey geliştirmişler. Şu an bütün insanlık inzivada mı yaşıyor? Yine topluluk halindeyiz ve hatta bu kadar büyük kapital şehirlerde on milyonlara varan topluluklar halinde ilk defa yaşıyoruz. Eee madem ki ahlakı geliştirmemiz toplu yaşam ile ilgiliydi neden toplu yaşam anasının nikahına çıktığı halde biz günden güne ahlaksızlaşıyoruz? Ahlak dediğin şey öyle evrimle yok efendim tesadüfle veya insanların kendi arasındaki toplumsal yaşam sözleşmeleri ile alakalı olamaz. Oluyorsa da zaten ahlak değildir. Keyfe keder kuruntulardır. Yasa dersin, kanun dersin, toplumsal sözleşme dersin, insanların kuruntuları der geçersin. Ahlak bambaşka bir şey..

Bir kere şöyle bir şey var. Bakın bunu anlamayanları ben de anlamıyorum. Gerçekten anlamıyorum. Bana devlet, millet, vatan, vatandaş, insan ya da toplum bir şeyi dayatamaz. Bana gelip de "şunu yapmak iyidir, şunu yapmak kötüdür." şeklinde bir emri verecek hiçbir statü ya da insan topluluğu olamaz. Ulus devletlerden önceki imparatorluklar dönemine gidelim mesela. Çoğu imparatorlukta zina etmek yasaktı. Bu yasak ilahi metinlere dayanıyordu. Hristiyanlık, İslam ve diğer birçok din ve inanış biçiminde zina günahtır, yanlıştır. Ama bu yanlışı ortaya koyan bir insan değildir nihayetinde. Falan imparator geldi de zinayı yasakladı diye bir şey olamaz. O zaman ben de şöyle düşünürüm. "O falan imparator saçmalamış, kendisi nasıl istiyorsa öyle yaşasın; ben ondan önceki imparatorun söylediğine uymak istiyorum. O daha mantıklı!"

Bu şekilde giden bir toplumda da ne iyi ne kötü kimse bir karara varamaz. Her kafadan bir ses çıkar. Herkes kendi tanrısı olur, kendi doğrularına göre yaşar. Eninde sonunda o topluma kaos egemen olur. Günümüzde de olan bu yani. Şundan 100 yıl önce doğmuş olsak bir kadının bikini giymesini geçtim saçının görünmesi dahi tuhaf ve ayıplı karşılanacaktı. O halde toplu halde yaşayan ve çevresini kendi isteğine göre değiştirip domine edebilecek zeka seviyesinde olan insan; nasıl mutlak doğruyu bulacak da topluma huzur ve barış egemen olacak. Bunun tek bir yolu vardır o da Tanrı buyruğu. Kim ne derse desin! Delikanlı olun, canımı yeyin. Ya herro ya merro arkadaşlar. Sonuçta kanunlar ve kurallar insan yapımıdır; o yüzden belirli bir zümreye hizmet edebilir, yanlış olabilir, doğruyu örtebilir, yanlışı doğrulayabilir falan filan vs..

Ancak bir yaratıcı olacak, o yaratıcı her şeyi bilen ve gören bir yaratıcı olacak ve kanunlar da direkt oradan gelecek. Böyle bir toplumda kimse kanunlara karşı duramaz. Çünkü doğru tektir ve kaynağı kusursuz bir varlıktır. Aslında varlık demek de doğru değil, varlık kelimesi "var olmak" kökünden gelir ve Tanrı sonradan var olmuş olamaz. Neyse bunu şimdilik geçelim. Çok uzatmak istemiyorum. Günümüz dünyasında yaşanan birçok sıkıntının kaynağı; kurallar ve etik-ahlak konusunda her şeyi bilen ve gözeten bir yaratıcının değil her biri kendi tanrısına dönüşmüş insanların yasalarının geçerli olmasıdır. Mesela torpille işe girenler var. Hak etmedikleri bir yere gelip para kazanıyorlar. Bu da artık normalleşti, herkes yapıyor çünkü. Toplum aslında o kadar hızlı yozlaşan ve doğruyu bulmaya o kadar uzak bir yapı ki; yanlış bir şeyi birçok insanın yapması onu yanlış statüsünden çıkarıyor. Benim arkadaşım bir firmada işe girdi mesela, araya dayısını soktu. 2 yıldan fazla oldu bu mevzuya. 2 yıldır da konuşmuyorum gtverenle. Mülakatta onlarca adamın önüne geçti. Konuştuğumuz zaman da hiç çekinmeden anlattı. Hatta benden onay bile bekledi yani. Argümanı ise "herkes yapıyor birader bir ben miyim sanki" idi. Alın size evrimle gelen ahlak, kumdan kale gibi. 5 yaşındaki çocuk yanlışlıkla çarpsa darmaduman oluyor. Kişinin kendi çıkarı işin içine girince toplumun söyledikleri üfürükten teyyare..

Sözün özü sizin o seküler sözde ahlakınızı eşşşşşekler kovalar da hiçbir şey yapamazsınız. Kevgir olur insanların elinde. Folloş olur. Para babalarının, küresel elitin, yerel veya tüm dünya çapında kanun koyucuların getirdiklerinden bi cacık olmaz ağalar. Bu adamların egoları var, kendi çıkarları var, yakınlarının çıkarları ve rahatı var işin içinde. Sen ahlakı Tanrı buyruğu olmaktan çıkarıp getirir de insanların eline verirsen onlar da ırzına geçer tabi. Ulan ahlak kadar her alanı ilgilendiren başka bir şey var mı şu Dünya'da? Senin komşunla olan ilişkini, trafikteki tavrını, alışverişini, evliliğini, düşüncelerini ve hatta ölümünü bile etkiliyor. Böylesine önemli bir şeyi sen nasıl insanın zevkine bırakırsın?

 Hatta bu seküler tayfa biraz da para ve makam sahibi ki kendilerini dünyanın koruyucuları ve kurtarıcıları olarak lanse ediyorlar. İyi kötü bir de üniversite okumuşsa tamam işte. Al sana mehdiler topluluğu. Acaba ya bir Tanrı buyruğu ile küresel ahlakın tesis edilebileceğini ya da ortalığın tarhana çorbasına döneceğini gerçekten akıl edemiyorlar mı? Yoksa rol mü yapıyorlar? Kendi kendilerine tutturmuşlar bir yaşam tarzını(geneli de beyaz yakadır bunların) "benim dinim vicdanımdır" diyerek samimiyetsiz, çıkarcı, fesat işler peşinde koşup yöneticilerine tapınıp yalakalık yapıyorlar. Şimdi  söyleyince fark ettim de bu adamlardan ne beklenir ki zaten? Yorulmaya gerek bile yok. 

Konu konuyu açtı ama toparlayalım. Ahlaklı ve erdem sahibi bir insan olmak, "enayi, akılsız, geri kafalı, romantik" olmak şeklinde yorumlanıyor. Ama çıkarcı ve her ne pahasına olursa olsun çıkarcı olmak ise uyanık olmak olarak görülüyor. Alın size evrimsel ahlak. Alın size insanlığın ortak paydası. Ya sekülerizm fosseptik çukurunu kapatıp kendimize geleceğiz ya da Tanrısız ve ahlaksız olarak yolumuza devam edeceğiz. Bunun üçüncü bir yolu yok. Ben bir Müslüman olarak ilahi buyruk teorisine yani Kur'an merkezli bir yaşam stiline inanıyorum. Size de tavsiye ederim. Hem kendi iç işlerimde hem de çevremle olan ilişkilerimde bana çok yardımcı oluyor. Hatta şöyle anlatayım;

"Kendi zararıma dahi olsa, çıkarlarımla birebir çatışsa bile doğruyu ayakta tutmalı ve ahlaklı bir insan olmalıyım. Kimseye kötülük yapmamalıyım. Aptal olmamalı ve üstünlüğü; para, makam, mevki gibi insanların elinde adaletsiz dağıtılan şeylere değil de erdemli olmaya vermeliyim. İhtiyaç sahiplerini gözetmeliyim, insanlara faydalı işler yapmalıyım. Kendi hakkımı sonuna kadar alıp, kimsenin hakkından bir zerreye bile tenezzül etmemeliyim. İrademi kimseye teslim etmeden, zeki bir canlıya yakışır şekilde yaşamalıyım. Gücüm yetse dahi ezmemeli ve kibirlenmemeliyim. Boş işlerden uzak durmalıyım ve sürekli kendime ve insanlara yararlı işlerle meşgul olmalıyım. Yaratıcıdan başka otorite kabul etmeden, kimseye kusursuz muamelesi göstermeden her şeyi düşünüp tartarak yapmalıyım. Bana söylenene değil, söylenmeyene kafa yormalıyım. Tek başıma dahi kalsam, yolumdan dönmemeliyim."

Görüldüğü üzere doğru inanç insanı her zaman doğruya sevk eder. Ben ahlaklı olsam ne olur ki herkes yozlaşmış, toplum bitmiş deme sakın. İyi bir insan bir tuğla gibidir, tuğlalar bir araya gelirse de Çin Seddi'ni bile örebilirsiniz. Egemenlik tamamı ile iyiliğin oluncaya kadar mücadeleye devam!

AL SANA CENNET …