HERKES
Dünya değişiyor. Her zaman bir değişim içerisinde olan Dünya, bu kez değişmekte o kadar aceleci ki hızına ayak uydurabilmek insanı zorluyor desek herhalde yanlış söylemiş olmayız. Toplumsal ve kültürel değişimler bireyi ve insanlığı şekilden şekle sokuyor.
Bu hep olmuştu diyebiliriz elbette. Ancak, bu kadar büyük kitlelere ulaşan ve tek merkezden kontrol edilen bir değişim tufanı kanımca ilk kez görülmekte. Henüz 20 yaşında olan gencecik insanlar bile bu 20 sene içerisinde o kadar çok değişime ayak uydurmaya çalıştılar ki... İnternetin ve kitle iletişiminin yaygınlaşması ile birlikte devinim aldı başını gitti. 1970-1980'li yıllardan sonra kültür ve yaşam biçimlerinin tamamı günümüz Amerikan toplumu standartlarına evrilmeye başladı. Tüketim ve doyumsuzluk hadsiz seviyelere ulaştı. Herkes kendi kültürü ve yaşamından nefret etti. Gösterilen şekilde giyinmek, söylenildiği gibi tüketmek uğruna 'para' yüceltildi. Herkes sadece kendini düşünür hale getirildi. Böylece insan birey olmak simülasyonuna doğru koşarken yalnızlıktan kırılan bir canlıya dönüştü. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki kimse hiçbir şeyin farkına varamadı bile. Herkes, herkesleşti. Gökkuşağı tek renk olmaya zorlandı. Sadece kırmızı ya da salt yeşil bir gökkuşağı ne kadar güzel olabilirdi ki? Üstüne üstlük tüm bunların insanlığı geliştirmek için olduğunu savundular. Ama 1 milyar insanın aç olduğu bir Dünya'da insanlık ne kadar gelişmiş olabilir ki? Öte yandan bu global kültürü empoze eden Amerika Birleşik Devletleri'nin, Dünya kaynaklarının %40'ını tek başına kullandığını da göz önünde bulundurursak yapbozun eksik parçalarını daha iyi gözlemlemiş olabiliriz diye düşünüyorum. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti toplumunun tamamı; türbanlısı-türbansızı, inananı-inanmayanı, laik olanı- şeriatçı olanı ...vs herkes daha çok ne tüketebilirim, nasıl tüketebilirim diye düşünüyor. Kültürsüzlüğün kültürü almış başını gidiyor. Bu istila ve imha durumunun işleyişinden sosyolog Paulo Freire şöyle bahsediyor:
''Kültürel istilanın başarısı için, istilaya uğrayanların mutlak şekilde zayıf olduklarına ikna edilmeleri şarttır. Her şey karşıtını da içinde barındırdığından, istilaya uğrayanlar kendilerini değersiz saydıkları ölçüde, zorunlu olarak istilacıların üstünlüğünü de tanımak durumunda kalırlar. Böylece istilacıların değerleri istilaya uğrayanlar tarafından örnek alınmaya başlar. İstila ne kadar keskin vurgulanıyorsa, istilaya uğrayanlar kendi kültürlerinin ruhuna ve kendilerine ne kadar çok yabancılaşırlarsa, istilacılara o kadar çok benzemek, onlar gibi yürümek, onlar gibi giyinmek hatta onlar gibi konuşmak isterler."


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder