6 Eylül 2025 Cumartesi

     AHLÂKIN MALİYETİ VE CENNETİN KRALLIĞI 

Ahlâkın maliyeti çok büyük arkadaşlar. Hatta şapkalı "a" harfi ile ahlâk yazmak için bile 3 tuşa aynı anda basmanız gerekiyor gerisini siz düşünün... Her seferinde şapkalı a yapmak istemiyorum. Yolun bundan sonraki kısmına normal a ile devam edeceğim. Ahlak bu Dünya'da geçerli bir para birimi değil maalesef. Bu bile benim Tanrı'ya inanmam için geçerli bir sebep sunuyor aslında. Madem ki Tanrı yok diyorsunuz ve evrim ile alelade şekilde bugünlere geldik. Lan o zaman bu ahlak kuruntusu ne? Yok efendim insanlar topluluk halinde yaşamaya başlamışlar da, onun için ahlak diye bir şey geliştirmişler. Şu an bütün insanlık inzivada mı yaşıyor? Yine topluluk halindeyiz ve hatta bu kadar büyük kapital şehirlerde on milyonlara varan topluluklar halinde ilk defa yaşıyoruz. Eee madem ki ahlakı geliştirmemiz toplu yaşam ile ilgiliydi neden toplu yaşam anasının nikahına çıktığı halde biz günden güne ahlaksızlaşıyoruz? Ahlak dediğin şey öyle evrimle yok efendim tesadüfle veya insanların kendi arasındaki toplumsal yaşam sözleşmeleri ile alakalı olamaz. Oluyorsa da zaten ahlak değildir. Keyfe keder kuruntulardır. Yasa dersin, kanun dersin, toplumsal sözleşme dersin, insanların kuruntuları der geçersin. Ahlak bambaşka bir şey..

Bir kere şöyle bir şey var. Bakın bunu anlamayanları ben de anlamıyorum. Gerçekten anlamıyorum. Bana devlet, millet, vatan, vatandaş, insan ya da toplum bir şeyi dayatamaz. Bana gelip de "şunu yapmak iyidir, şunu yapmak kötüdür." şeklinde bir emri verecek hiçbir statü ya da insan topluluğu olamaz. Ulus devletlerden önceki imparatorluklar dönemine gidelim mesela. Çoğu imparatorlukta zina etmek yasaktı. Bu yasak ilahi metinlere dayanıyordu. Hristiyanlık, İslam ve diğer birçok din ve inanış biçiminde zina günahtır, yanlıştır. Ama bu yanlışı ortaya koyan bir insan değildir nihayetinde. Falan imparator geldi de zinayı yasakladı diye bir şey olamaz. O zaman ben de şöyle düşünürüm. "O falan imparator saçmalamış, kendisi nasıl istiyorsa öyle yaşasın; ben ondan önceki imparatorun söylediğine uymak istiyorum. O daha mantıklı!"

Bu şekilde giden bir toplumda da ne iyi ne kötü kimse bir karara varamaz. Her kafadan bir ses çıkar. Herkes kendi tanrısı olur, kendi doğrularına göre yaşar. Eninde sonunda o topluma kaos egemen olur. Günümüzde de olan bu yani. Şundan 100 yıl önce doğmuş olsak bir kadının bikini giymesini geçtim saçının görünmesi dahi tuhaf ve ayıplı karşılanacaktı. O halde toplu halde yaşayan ve çevresini kendi isteğine göre değiştirip domine edebilecek zeka seviyesinde olan insan; nasıl mutlak doğruyu bulacak da topluma huzur ve barış egemen olacak. Bunun tek bir yolu vardır o da Tanrı buyruğu. Kim ne derse desin! Delikanlı olun, canımı yeyin. Ya herro ya merro arkadaşlar. Sonuçta kanunlar ve kurallar insan yapımıdır; o yüzden belirli bir zümreye hizmet edebilir, yanlış olabilir, doğruyu örtebilir, yanlışı doğrulayabilir falan filan vs..

Ancak bir yaratıcı olacak, o yaratıcı her şeyi bilen ve gören bir yaratıcı olacak ve kanunlar da direkt oradan gelecek. Böyle bir toplumda kimse kanunlara karşı duramaz. Çünkü doğru tektir ve kaynağı kusursuz bir varlıktır. Aslında varlık demek de doğru değil, varlık kelimesi "var olmak" kökünden gelir ve Tanrı sonradan var olmuş olamaz. Neyse bunu şimdilik geçelim. Çok uzatmak istemiyorum. Günümüz dünyasında yaşanan birçok sıkıntının kaynağı; kurallar ve etik-ahlak konusunda her şeyi bilen ve gözeten bir yaratıcının değil her biri kendi tanrısına dönüşmüş insanların yasalarının geçerli olmasıdır. Mesela torpille işe girenler var. Hak etmedikleri bir yere gelip para kazanıyorlar. Bu da artık normalleşti, herkes yapıyor çünkü. Toplum aslında o kadar hızlı yozlaşan ve doğruyu bulmaya o kadar uzak bir yapı ki; yanlış bir şeyi birçok insanın yapması onu yanlış statüsünden çıkarıyor. Benim arkadaşım bir firmada işe girdi mesela, araya dayısını soktu. 2 yıldan fazla oldu bu mevzuya. 2 yıldır da konuşmuyorum gtverenle. Mülakatta onlarca adamın önüne geçti. Konuştuğumuz zaman da hiç çekinmeden anlattı. Hatta benden onay bile bekledi yani. Argümanı ise "herkes yapıyor birader bir ben miyim sanki" idi. Alın size evrimle gelen ahlak, kumdan kale gibi. 5 yaşındaki çocuk yanlışlıkla çarpsa darmaduman oluyor. Kişinin kendi çıkarı işin içine girince toplumun söyledikleri üfürükten teyyare..

Sözün özü sizin o seküler sözde ahlakınızı eşşşşşekler kovalar da hiçbir şey yapamazsınız. Kevgir olur insanların elinde. Folloş olur. Para babalarının, küresel elitin, yerel veya tüm dünya çapında kanun koyucuların getirdiklerinden bi cacık olmaz ağalar. Bu adamların egoları var, kendi çıkarları var, yakınlarının çıkarları ve rahatı var işin içinde. Sen ahlakı Tanrı buyruğu olmaktan çıkarıp getirir de insanların eline verirsen onlar da ırzına geçer tabi. Ulan ahlak kadar her alanı ilgilendiren başka bir şey var mı şu Dünya'da? Senin komşunla olan ilişkini, trafikteki tavrını, alışverişini, evliliğini, düşüncelerini ve hatta ölümünü bile etkiliyor. Böylesine önemli bir şeyi sen nasıl insanın zevkine bırakırsın?

 Hatta bu seküler tayfa biraz da para ve makam sahibi ki kendilerini dünyanın koruyucuları ve kurtarıcıları olarak lanse ediyorlar. İyi kötü bir de üniversite okumuşsa tamam işte. Al sana mehdiler topluluğu. Acaba ya bir Tanrı buyruğu ile küresel ahlakın tesis edilebileceğini ya da ortalığın tarhana çorbasına döneceğini gerçekten akıl edemiyorlar mı? Yoksa rol mü yapıyorlar? Kendi kendilerine tutturmuşlar bir yaşam tarzını(geneli de beyaz yakadır bunların) "benim dinim vicdanımdır" diyerek samimiyetsiz, çıkarcı, fesat işler peşinde koşup yöneticilerine tapınıp yalakalık yapıyorlar. Şimdi  söyleyince fark ettim de bu adamlardan ne beklenir ki zaten? Yorulmaya gerek bile yok. 

Konu konuyu açtı ama toparlayalım. Ahlaklı ve erdem sahibi bir insan olmak, "enayi, akılsız, geri kafalı, romantik" olmak şeklinde yorumlanıyor. Ama çıkarcı ve her ne pahasına olursa olsun çıkarcı olmak ise uyanık olmak olarak görülüyor. Alın size evrimsel ahlak. Alın size insanlığın ortak paydası. Ya sekülerizm fosseptik çukurunu kapatıp kendimize geleceğiz ya da Tanrısız ve ahlaksız olarak yolumuza devam edeceğiz. Bunun üçüncü bir yolu yok. Ben bir Müslüman olarak ilahi buyruk teorisine yani Kur'an merkezli bir yaşam stiline inanıyorum. Size de tavsiye ederim. Hem kendi iç işlerimde hem de çevremle olan ilişkilerimde bana çok yardımcı oluyor. Hatta şöyle anlatayım;

"Kendi zararıma dahi olsa, çıkarlarımla birebir çatışsa bile doğruyu ayakta tutmalı ve ahlaklı bir insan olmalıyım. Kimseye kötülük yapmamalıyım. Aptal olmamalı ve üstünlüğü; para, makam, mevki gibi insanların elinde adaletsiz dağıtılan şeylere değil de erdemli olmaya vermeliyim. İhtiyaç sahiplerini gözetmeliyim, insanlara faydalı işler yapmalıyım. Kendi hakkımı sonuna kadar alıp, kimsenin hakkından bir zerreye bile tenezzül etmemeliyim. İrademi kimseye teslim etmeden, zeki bir canlıya yakışır şekilde yaşamalıyım. Gücüm yetse dahi ezmemeli ve kibirlenmemeliyim. Boş işlerden uzak durmalıyım ve sürekli kendime ve insanlara yararlı işlerle meşgul olmalıyım. Yaratıcıdan başka otorite kabul etmeden, kimseye kusursuz muamelesi göstermeden her şeyi düşünüp tartarak yapmalıyım. Bana söylenene değil, söylenmeyene kafa yormalıyım. Tek başıma dahi kalsam, yolumdan dönmemeliyim."

Görüldüğü üzere doğru inanç insanı her zaman doğruya sevk eder. Ben ahlaklı olsam ne olur ki herkes yozlaşmış, toplum bitmiş deme sakın. İyi bir insan bir tuğla gibidir, tuğlalar bir araya gelirse de Çin Seddi'ni bile örebilirsiniz. Egemenlik tamamı ile iyiliğin oluncaya kadar mücadeleye devam!

AL SANA CENNET …

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder