MATRIX FELSEFESİ VE ASIL İLLÜZYON
Bu yazımda kısaca Matrix'den ve her şeyin aslında bir yanılsama ve illüzyon olması konularından bahsetmek istiyorum. Bu aralar sosyal medya ve çevremden bunu çok duyuyorum. Ya her şey bir bilgisayar programıysa, yanılsamalar içinde yaşıyorsak?
Matrix serisini defalarca izledim. Çok da severim. Sinemanın altın çağlarında (1990-2010) yapılmış, her Hollywood filmi gibi görünen-görünmeyen çok şey anlatan bir filmdir. Ama ben sadece bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Bu Dünya ya da evren bir program mıdır değil midir takmıyorum ama bildiğim bir şey var ki hepimizin hayatları kurgulanmış birer yanılsamadan ibaret. Yani senin o matrix dediğin şey var, kesinlikle var ama bu şey öyle bir bilgisayar programı değil aksine gerçekliğin üzerine oturtulmuş bir maske. Nasıl yani dediğini duyar gibiyim. Şöyle oluyor. Bu Dünya'ya gelmeyi, belirli bir yaşa kadar ailenin yanında kaldıktan sonra okula başlamayı; yıllarca gereksiz bir sürü bilgiyi öğrendikten sonra sisteme entegre olarak üretim bandından çıkan beyni yıkanmış bir birey olmayı sen mi seçtin? Senin nasıl yaşayacağın, nasıl davranacağın, şu hayatta neler için çabalayacağın sen doğmadan önce belliydi zaten. Doğru değil mi yavrum? Yıl 2025 ve ortalama bir ailede doğan Türk gencinin hikayesini sana şu kadar basit bir şekilde özetleyebilirim.
Anasından doğdu, ilkokul çağına geldi. Okulda, Fulbright Amerikan eğitim komisyonu tarafından kendisi için hazırlanmış olan müfredatı öğrenmeye koyuldu. Gerekli gereksiz bir sürü bilgi beynine yıllar boyunca dolduruldu. Yetmedi, ev ödevi verildi. Olur ya evde başka şeylere merak salar falan, olmaz tabi olmamalıydı. Bu şekilde liseye kadar geldi. Bak kafadan 8 yılın saçma sapan şekilde geçip gidiyor ve sen Amerikan menşei bir müfredattan geçiyorsun. "Abi olur mu yea" diyen dallamalar için bir önerim olacak. Öncelikle bu blogdan sktr git. Senden bir cacık olmaz. Sen Dünya'yı kendi bildiğin kadar sanıyorsun ve Dünyamız çok şükür ki senin gibi vasat bir beyinsizin algılama kapasitesinden trilyonlarca kat daha ilginç ve gizemli bir yer. Neyse sakinim. Bir de bilmediğini bilen, arayan ve bulmaya çalışan olanlar okuyacak bu yazıyı. Onlara da tavsiyem şu; önce rahmetli Oktay Sinanoğlu kimdir, ne yapmıştır bir araştırın. Sonra da onun şu videosunu bir izleyin;
Youtube'da böyle videolar sürekli yasaklanıyor ya da siliniyor. O yüzden linkte bırakıyorum.
OKTAY SİNANOĞLU FULBRIGHT ANLAŞMASI
Arkadaşlar her arayan bulamayacak ama bulanların hepsi ama hepsi de arayanlar olacak unutmayın. Size sunulan ile yetinmeyin, bakın bakalım alternatifler ne söylüyor. Akıl, mantık ve neden-sonuç ilişkisi ile ilerlerseniz bayağı bir yol kat edersiniz. Ve belki de işin gerçeğini görmeye başlarsınız.
Her neyse rahmetli Oktay hocamız için verdiğimiz mola sonrasında kaldığımız yerden devam edelim. Fulbright anlaşması demek senin okulda göreceğin tüm derslerin, müfredatın, her kelimenin Amerika ve ülkemiz arasında kurulan bir komisyon tarafından hazırlanması demektir. Yani sen tarihini Amerikalılardan öğreniyorsun, edebi metinlerini Amerikalıların gözünden inceliyorsun. Okuyup, araştırıp kendini yetiştirme diye sana bir köpek yavrusu eğitir gibi eğitim veriyorlar. Zaten insan eğitilmez ki olum, hayvan eğitilir awk. İnsan zeki bir canlı kendi yolunu kendisi çizebilmeli. Birey olabilmeli. Amerikalılar Türklerin eğitimine katkıda bulunmak için mi bu anlaşmayı yaptılar sizce? Ulan adam senin kendi kontrolünde sisteme entegre olmanı istiyor. O yüzden senin 12 sene boyunca ne öğreneceğini nasıl öğreneceğini doğrularının ne olacağını hayata nasıl bakacağını kendisi belirliyor. Sen de 12 sene sonra kazık kadar adam oluyorsun ve artık sistemin içinden çıkman da çok zor oluyor. Seni doktrine etmiş oluyor zaten. Sen artık o gazla ölünceye kadar devam ediyorsun. "Acaba, neden, yoksa" gibi sorular hayatında olmuyor yani beybisi.
Sonra üniversite zamanı geliyor, orada da bu doktrinlerin üzerine eklenen bazı şeyler dışında başka yeni şeyler öğrenmiyorsun. Sonra da mezun oldun ve iş buldun diyelim. İşe giriyorsun ve onların istediği gibi giyinmek, yaşamak, davranmak için 40 seneni feda ediyorsun. Yaş da kemale eriyor, gtündeki kıllar kadayıf oluyor ve ölüp gidiyorsun. Ne anladın bu hayattan? Onların sana anlattığı kadarını anladın. Ortalama bir insanın yaşamı bu kadar işte. Halbuki bu yaşam tarzı, yapman gerekenler ve hatta yapmak istediklerin bile onların sana aşıladıklarından başka bir şey değil. Size çok ilginç bir video daha göstermek istiyorum. Bir Türk filminden alıntı yapılmış sahne diyelim.
Videonun başına bir şeyler gelmesi ihtimaline karşı linki de buraya bırakıyorum. Ayrıca Youtube'da "Nuri Alço Illuminati ve Yeni Dünya Düzeni Gerçeğini Anlatıyor" şeklinde aratıp bulabilirsiniz.
ILLUMİNATİ VE YENİ DÜNYA DÜZENİ
Video 2 dakika civarında zaten. Küresel elitin, yerli işbirlikçi ile her ülkede insanların yaşam tarzlarını nasıl kurguladığını kısaca anlatıyor. Adamlar senin ne yiyip içeceğine ve hatta boş zamanlarında neler yapacağına dahi karışıyorlar. Mesela ben denizi olan bir şehirde yaşadım 5 yıl boyunca. Deniz kenarına onlarca defa gittim. Ama denize girmenin mantığını hiç anlayamadım. Bana her zaman dağlar, ormanlar, eski binalar daha çekici geldi. O yüzden doğal güzelliklere daha fazla kapıldım. Denize girmek kötüdür demiyorum olum o değil söylemek istediğim. Deniz de güzel oluyor tabi, yüzersen ve hatta dalış falan yaparsan çok iyi. Ama abartıldığı kadar da değil awk. Ne oldu da birden her tatil imkanında soluğu Çeşme'de, Marmaris'te ya da Alanya'da alır olduk? Orman, dağ, ağaç, hayvanlar bana her zaman çok daha çekici gelmiştir. Düşünebildiğim, kafa yorabildiğim anlar ve tatiller lazım bana. Gidip mal gibi güneşin altında yatmak istemiyorum. 2 ton kararıp da "ben tatile gittim oleeyy demek istemiyorum." Hele ki bunun bir statü göstergesi olmasını da anlayamıyorum. Ulan awk amelesi köyün damında da kararırsın. İnşaattaki ustalar da çalışırken kararıyor. Neyin havası civası bu kodumun eşşşeği seni 🥴 Ne oldum delisi gerzek sürüsü..
Asıl matrix budur işte. Seni kanlı canlı bir yaşamın içinde bazı şeylere mecbur kılmaktır. Senin göreceğin ve göremeyeceğin şeyleri seçmektir. Çevrene betondan ve insandan duvar örmektir. Hazlarının peşinde koşan seküler bir koyun sürüsü yaratmaktır. Kısacası seni gerçeklerden uzaklaştırmaktır matrix. Yoksa dediğim gibi bilgisayar programı filan orasını bilmem. Ama bildiğim bir şey varsa o da şu an yaşadığımız dünyamız, toplum ve bizden beklenenler matrixdir. Ve bunu matrix sisteminden çıkıp aklını özgürleştirdiğinde daha net göreceksin. O zaman anlayacaksın ki, programa gerek yok sözde gerçekler ile de matrix yaratılabilir. Ve biz o matrixi yaşıyoruz.
Çıkmak için öncelikle merak etmelisin. Merakı olmayan bir insanın eşekten de farkı olmaz. Öğrenmek istemelisin. Şüphe ile yaklaşmalısın. Özellikle küresel elitin hikayesini, faiz sistemi ile Dünya'yı nasıl ele geçirdiklerini ve amaçlarını görmelisin. Din nedir, ahlak nedir, felsefe nedir bunları bilmelisin.
Ayrıca kendine ait bir Dünya görüşün olmalı. İyilik yap, fakiri fukarayı elinden geldiği kadar gözet. Konuştuğunda herkes gibi olma. Herkesten yani sürüden farkın olsun. O adamlar tek tip bir insan yaratmaya çalışıyorlar. Koyun gibi yiyen içen ve koyun gibi düşünmeden yaşayan bir insan. Öyle olma. Ahlaklı ol, kendine özgü ol, eğitilmiş değil de kendini yetiştirmiş ol. Sana dayatılanların farkında ol.
Ve tabi ki önce kendin uyan, sonra da uyandıranlardan ol..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder