KÜRESEL ELİTİN AYAK İZLERİ - III

Tarih boyunca birçok farklı millet; "Lusifer" yani İblis'e tapınmıştır. Üst kısımdaki soldan üçüncü resim meşhur Özgürlük Heykeli'ne ait. Hani şu Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslararası sembolü olan heykel. Ve bu heykel İblis'in birebir tasviri olarak nitelendirilir. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama genetik ve görünüş bakımından insanlara çok yakın canlılar olduklarından eminim. Kitabın ortasından bir giriş yapmak istedim.
Selam ahali 🖐️
Eveett. Nerede kalmıştık? Tamam lan hatırladım. Bir önceki yazımda sizlere elitlerin Yusuf peygamber döneminde imtiyazlı şekilde ticaret yaptıklarından ve nasıl zenginleşerek bugünlere kadar geldiklerinden bahsetmiştim. Oradan da konuyu Roma İmparatorluğuna bağlamıştık. Küresel elitin tüm insanlığı yönetme arayışında Roma İmparatorluğu en azından bizim bildiğimiz kadarıyla ilk denemeydi. Mısır'da zengin tüccarlar haline geldiler. Firavunların ve rahiplerin gözüne battılar. Ve sonrasında önce Sicilya'ya daha sonra da Güney İtalya'ya göç edip buradaki halkların üzerinde asilzade-yönetici oldular. Etrüskleri baskı altına alıp tüm İtalya ve Avrupa'nın Akdeniz'e bakan sahil kesimine yayıldılar. Akdeniz ticareti ile zenginlikleri daha da artınca Avrupa içlerinde yaşayan İskitya kökenli halklara saldırdılar. Bazılarını egemenlik altına aldılar bir kısım halklar da kuzeye çekildi. Slavlar daha kuzeyde olduğu için kısmen yenilgiden uzak kaldılar ama Keltler ve çoğu Cermen ulusu daha güneyde yaşıyorlardı ve de büyük oranda Roma egemenliğini kabul etmek zorunda kaldılar. Seni insan olarak görmeyen, merhametsiz ve de zengin bir düşmanla baş etmek çok zordur.
Sonrası da malum, Büyük İskitya bölgesi halkları Attila önderliğinde birleşip Roma'yı mağlup etmişlerdi. Roma, "Türk-Turan-Saka-İskit" akınları sonrasında ikiye bölündü. İstanbul merkezli Doğu Roma İmparatorluğu 1453 yılına kadar varlığını sürdürdü. Ancak Batı Roma yediği tokadın altından kalkamadı ve dağıldı. Attila ve Roma'nın üstünlük kuramadığı Cermen-Kelt klanları birlikte başarmışlardı. Çok kan döküldü, iki taraf da çok güç kaybetti, Avrupa'nın her yerinde çatışmalar yaşandı ama nihayet canavarın da dişleri sökülmüş oldu.
Nitekim katliam imparatorluğunun dağılması ile beraber zaman içerisinde sömürülerek Hristiyanlaştırılan halklar rahat bir nefes alabildiler. %80'i pagan inançlardan toplama olarak oluşturulmuş Katolik Hristiyanlığa karşıt mezhepler ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar İsa'nın bir peygamber olduğunu, Tanrı'nın oğlu olmadığını söyleyen bir inanca doğru kaymaya başladılar.
Roma'nın 476 yılında dağılmasından sonra Yunanistan'ın batısında kalan tüm devletler Katolik mezhebine karşı durmuşlardır. Sene MS 495.
Arkadaşlar, Kelt ve Cermen kökenli her halk kısa bir dönem için bile olsa Hristiyanlığı reddetmiştir. Çok araştırdım, Kelt kabilelerinin isimlerine ve yerleşkelerine kadar baktım. Elitler sonraki zamanlarda tekrardan toparlanıp; asker toplayıp Vatikan'ı kullanarak bu insanları katletmeye devam edinceye dek Avrupa'da Katolik mezhebi askıya alınmıştır ve irili ufaklı bir çok farklı mezhep doğmuştur. Keltler ve Cermen kabileleri İsa'nın peygamber olduğu fikrine her zaman daha yakındılar ama bu Lusiferyan elitler paranın gücü ile tekrardan toplama ordular kurup Vatikan belası ile kara veba gibi çöktüler Avrupa'nın üzerine. Bu kez ilk denemelerinde yaptıkları hatadan ders almışlardı. Slav ve Cermenleri de tastamam Hristiyanlaştırıncaya kadar milyonlarca insanı katlettiler ve durmadılar. Avrupa'nın tamamı Vatikan'a teslim olmadan onlara rahat uyku yoktu. Slavların da haçlı seferleri ile katledilip Hristiyanlaştırılması sonrasında Karadeniz'in kuzeyinden Türk akınlarının önü kısmen kesilmiş oldu. Ama bu durum Türkleri durduramadı. Doğu Roma'yı yıkıp Balkanlardan Avrupa'ya girdiler. Ancak bu kez bela hayli büyümüştü. Kuzeyden yapılan Türk akınları döneminde çoğu halk hem kendi İskit kökeninin farkında idi hem de Hristiyanlığa mesafeliydi. Bu sayede Attila Avrupa'da yaşayan soydaşlarının yardımıyla kıtanın her yerinde at koşturabilmişti. Anadolu üzerinden yapılacak harekât çok daha masraflı ve zorlu olacaktı anlaşılan...
Geldiğimiz bu noktada tekrar etmekte fayda görüyorum ki; "Türk" dediğimde sadece aynı genetik mirasa sahip insanlardan bahsetmiyorum. Aynı coğrafyada yaşamış; Nuh peygamberin oğlu Yafes döneminden bu yana binlerce yıl barıştan taraf olmuş insanlardan bahsediyorum. Tabi ki uzun süre aynı amaç için birbirilerine yakın yaşam sürdürdükleri için genetik olarak da yakınlar ama asıl akrabalıkları uğruna savaşıp can verdikleri bir idealdir. Tamamına birden Büyük İskitya'nın savaşçı ve cesur insanları diyebiliriz. Dünyaya servis edilen Batı merkezli tarih anlayışına kanarsanız eğer; Türk demek birkaç bozkır kabilesi demektir. He awk aynen öyle üç beş bozkır kabilesi birleştiler önce batı sonra da doğu Roma'nın eline verdiler. Hatta hızlarını alamayıp Çin Seddi'ne dayandılar. Öte yandan da Hindistan'ın içlerine kadar inip yüzyıllarca o coğrafyayı yönettiler. Yerseniz, küresel elitte oyun çok arkadaşlar. At yalanı öpsünler inananı modeli yani. Her neyse, bu yazımı sonuna kadar okursanız şayet "Büyük İskitya" ve bu topraklardan çıkan baba yiğitlerin hepsine kısa ve öz şekilde değineceğim. Biz de yalan olmaz, neyse o. Ne eksik ne fazla.
Anlatmam gereken, araştırdığım ve üzerine kafa yorduğum o kadar çok konu var ki... Hepsi de bir şekilde kendi aralarında alakalı konular. Elbette birbiri ile bağlantılı binlerce olayı, mekanı, kişileri ve zaman dilimlerini anlatırken kameralarımızı bir oraya bir buraya çevirmemiz gerekecek. Bu yüzden zaman zaman kafanız karışabilir ama kafa karışıklığı boş beleş bir kafanın olmasından katbekat iyidir beybiler. Bu seride sona doğru gelirken anlattıklarım arasındaki bağı görüp parçaları birleştirerek zihninizde büyük resmi oluşturacağınızdan eminim.
Küresel elitin hikayesi şu hayattaki her şeyin teorisidir, düşmüş melekler kültünü alın istediğiniz yerdeki herhangi bir olayın yanına yerleştirin. Kesinlikle direkt ya da dolaylı olarak bir ilgisi vardır. Emin olun.
Bu bölümde özellikle saklanan İskit-Türk tarihi ağırlıklı gideceğim. Çünkü ucu İskoçlara, İrlandalılara, Slavlara ve hatta Cermen devletlerine (Hollanda, Almanya, Belçika, İsveç, Norveç, Danimarka) kadar dokunan bir İskit tarihi var ve benim bunu size anlatmam gerekiyor. Bunu görün ki Lusiferyan elitin emeklerini takdir edin. Şaka lan, şaka. Kim takar eliti.
İskoçların, İrlandalıların ve Cermenlerin İskitya-Turan kökenine yazının sonlarına doğru geleceğiz. Belgelerle gideceğiz ki soru işareti kalmasın. Sabırla sonuna kadar okuyunuz efenim. Saygılarımla.
Hazırsanız, başlayalım.
Bundan üç - dört gün önce kitaplarımın bir kısmını sahafa satmaya karar verdim. Yer açmak için. Kitapları satmak üzere seçerken birisi dikkatimi çekti. Kapağın iç kısmına not düşmüşüm "2011" diye. Yani 14 sene önce okumuşum. İsmi "Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi", yazarı Sinan Meydan. O dönem için güzel bir araştırma yapılmış, belgelerle apaçık her şey anlatılmış idi bu kitapta.
Atatürk bir okul ziyaretinde öğrenciye Türklerin ana yurdu olan "Turan" bölgesi hakkında sorular soruyor. O dönemim kitaplarında bu konulara çok geniş yer verilmiş, 1941 sonrası müfredattan çıkarılmış.
Bu fotoğrafı buraya yerleştireyim de sözde Atatürkçü seküler tayfa görüp kahırlansın awk. Seni gidi aptal, o basit karakterin ve daha da basit yaşam tarzınla millete akıl vereceksin ha? Gazi Paşam okullarda; İskitler, Sakalar, Turan bölgesi, Hunlar, Nuh Peygamber ve Yafes hakkında bilgiler verilsin diye kitaplar yayınlatmış. Ayrıca şahsi araştırmalarım neticesinde Atatürk'ün inançlı bir insan olduğuna da eminim. Avam kamarasının inancı gibi değil; araştırma ve akla dayalı bir inanç. Bilgili, görgülü, zeki, akıllı, cesur, yakışıklı bir lider. Mekanın cennet olsun. Toprağın bol olsun paşam.
Bakın bu gazete Atatürk'ün şahsi desteği ile kurulmuş. Mahlas kullanarak Türk dünyası ve Turan halkları hakkında araştırma yazıları yayınlamış.
Atatürk inançlı mıydı değil miydi, Ateist miydi şu muydu bu muydu tartışmalarının yaşanacağının ve söylediklerimin ciddiye alınmayacağının farkındayım. O yüzden bu videoyu da buraya bırakıyorum. Atatürk Karadeniz turuna çıkıyor ve Sinop'ta dinlenirlerken oradaki imam ile arasında bir sohbet geçiyor. Video da sorun yaşanırsa diye linkini de bırakıyorum. Atatürk, Sinop, Gezi, İmam, Sohbet
Kusura bakmayın böldüm ama tam başlamadan lafta Atatürkçülere bir çakayım dedim. Malum, onlar hiçbir şey bilmeden her şeyi bilirler. Memlekette nispeten eğitim düzeyi yüksek ve refah seviyesi de iyi olan kısım olmalarına karşın; zevk-i sefa içinde debelenip hiçbir çabaya girişmiyorlar. Bu da beni deli ediyor. Boş geçmek olmazdı. Stresimizi attıktan sonra okuduğum kitaba geri dönelim. Continue.
Kitap, Atatürk'ün; Amerika kıtasındaki yerlileri ve özellikle Aztek, Maya ve İnka kültürlerini merak etmesi üzerine bölgeye gönderilen bir diplomatın çalışmaları ve de Atatürk'ün bu adamla yazışmaları hakkında. Bu diplomat Tahsin Mayatepek. Atatürk, Tahsin beyi gönderiyor ve iyice tembihliyor. Bütün arkeolojik çalışmaları, bulunan eserleri, dil ve kelime bilgisini bana aktarmanı istiyorum diyor. Tahsin bey bölgeye gidiyor araştırmalar yapıyor. Bakıyor ki bir çok kelime hem Türkçe'de hem de Amerikan yerlilerinin dilinde aynı. Mesela Tahsin beyin soyadını Atatürk vermiş. Diplomatımızın Maya kültürü hakkında bilgi toplarken ilk öğrendiği Türkçe kelime "tepek" sözcüğü. "Tepek" kelimesi bizdeki "tepe" sözcüğü ile aynı anlama geliyor. Buna istinaden de Atatürk bu soyadı bir ödül olarak Tahsin beye vermiş.
Ulan iyi de bu nasıl oluyor ki? Yani düşünsene, ben Türkiye'de yaşıyorum ve dağ kadar büyük olmayan yüksek arazilere "tepe" diyorum. Düz ve yükselti olmayan alanlara "ova" diyorum. Geceleri gökyüzünde parlayan ve güneşin ışığını yansıtan uzay cismine "ay" diyorum. Ve aramızda kuş uçuşu 8 bin kilometre olmasına rağmen Amerika'daki bir yerli de bu kelimeleri aynı amaçla kullanıyor!?
Cevabımız yukarıda gördüğünüz haritada saklı. Bir zamanlar Asya ile Amerika kıtası birleşikmiş beyler. Arada Bering Boğazı yokmuş. Yaklaşık 10 bin yıl önce buzul çağının sona ermesiyle sular dünya çapında yükseliyor. Ve birçok yerde karalar suların altında kalıyor. Bu konu hakkında jeoloji sitelerinde çok fazla bilgi var. Ben birini buraya bırakıyorum. USA Arctic Research Bering Amerikan Arktik Araştırmalar Merkezi'nin yayınladığı konu ile ilgili bir yazı var bu site de. Hani meşhuuur bir hikaye vardır ya Sibirya Türkleri (Sabirler) Amerika'ya geçmişler ve burada herkesten uzak binlerce yıl kendi kültürlerini sürdürmüşler diye. İşte o hikaye doğru. Atatürk'ün de kafa zehir gibi mübarek. Binlerce kitap okumuş, notlar almış. Durumun farkında ve bu durumu ispatlamak için Tahsin beyi oraya gönderiyor sizin anlayacağınız. Küresel elitin oyunlarını biliyor paşam, bizzat da götlerine tekmeyi basmıştı zaten. Bu şekilde de cila çekecek yani.
Ama Tahsin bey orada iletişim kurmaması gereken bir takım insanlarla tanışıp muhabbet kuruyor. Mason locası vs. araya girip Tahsin beyi engellemeye çalışıyoralar. Paşam da Mayatepek beyi görevinden alıyor. Ancak dediğim gibi Atatürk'ün Türk tarihi üzerine çalışmaları o kadar çok ki, okudukça yenisi çıkıyor karşıma. Hiç mi boş vakit geçireyim, biraz keyfe keder takılayım demedin be adam. Arı gibi çalışmış rahmetli.
Atatürk'ün şahsi araştırmaları neticesinde öğrendiği hususlardan bir diğeri de; küresel elitin Amerika Birleşik Devletleri'ni; topladığı sermaye ile bizzat kurmuş olmasıdır. Orada bir soykırım yaparak doğrudan Lusiferyan elitlerin kurduğu bir devlettir ABD. Şimdi bile düzgün durmuyorlar zaten. Alışmış kudurmuştan beterdir çünkü. Adamların tüm Dünya'ya korku salan savunma bakanlıkları var. İsmi Pentagon. Duymuşsunuzdur illa ki. Pentagram yani Lucifer Yıldızı'ndan ismini alıyor. Kafalarına göre bütün Dünya'da savaş çıkarıyorlar; devlet yıkıyorlar, insanları katlediyorlar. İşgal etmedikleri ya da askeri üs kurmadıkları yer yok. Çünkü insanları ilgilendiren her konuya ve insan yaşayan her coğrafyaya burunlarını sokmaları lazım. Hatırladınız değil mi?
Pentagon-Washington-United States of America
Uçları birleştirince ortaya bu çıkıyor.
Bunun Lucifer, Baphomet ve Lilith kültü ile ilgili şeytani bir figür olduğunu açıklamaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Geçelim.
Adamlar dev gibi bir coğrafyaya devlet kurdular. Tabi oradaki Kızılderililer de bu devlet genişledikçe yavaş yavaş imha edildi. En başta doğu bölgesinde 13 koloni kuruyorlar. Bu koloniler büyüyüp genişliyor. Ve bunlar, Avrupa'dan topladıkları insanları sürekli Kızılderili arazilerine sokarak kurdun elmayı kemirmesi gibi her yeri ele geçiriyorlar. Bu arada bizlere Western filmleri ile oradaki yerli halkı yine "barbar, medeniyetsiz, kana susamış" vahşiler olarak gösteriyorlar. Hatırlarsanız Hollywood filmlerinde Keltler ve Cermenler için de aynı itibarsızlaştırma yapılıyordu. Halbuki tüm o topraklar birbiri ile akraba olan yüzlerce kabileyi barındırıyordu. Senden çok önce o insanlar oradaydı. Gittin ve katlettin. Olan bu.
Gri alan başlarda Kızılderili bölgesi iken sonradan işgale uğradı ve yerli insanların da 10/9'u katledildi. Al sana medeniyet, demokrasi ve insan hakları kardeşim.
Yersen tabi kıps..
Bakın bu da Kızılderili dağılımı haritası. Bize filmlerde gösterdikleri 3-5 tane "vahşi" kabile hepsi o kadar. Halbuki koca kıtanın her noktasında milyonlarca insan yaşıyordu. ABD'nin yüzölçümü Türkiye'nin 13 katı beyler. Ona göre siz hesaplayın artık. Bu insanlar su buharı olarak havaya uçmadılarsa ne oldu onlara? Ayrıca beraberinde oradaki doğayı ve hayvanları da katletti bu Lusifer'in köleleri. Amerika o kadar verimli ve geniş arazilere sahip ki, Bering boğazı bölgesinden geçen Türk kavimleri orada hayvancılık yapmaya gerek bile duymuyorlar. Doğal ortamında avlayıp yedikleri Amerikan bizonları onlara fazlası ile yetiyor. Bir düşünün; ovalarda ve dağlarda sürü halinde yaşayan milyonlarca bizon.
Pekiii, elitler bu duruma nasıl yaklaşıyor dersiniz? Sırf yerliler aç kalsın ve o bölgeyi tahliye etsin diye bizonları da yerlilerle birlikte katlediyorlar. Şaka değil arkadaşlar. İnsanları gördüğün yerde çoluk çocuk demeden öldürüyorsun ve kaçmayı başaranlar da açlıktan ölsün diye bizonları katlediyorsun. Hiç acımaları, şerefleri ya da insani bir yönleri yok.
Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucu babası George Washington bir mason locası dergisinde resmedilmiş. Neden acaba? İlginç...
Teksas eyaletinde katledilen bizonların kafatasları üst üste yığılmış halde çekilmiş bir fotoğraf.
Küresel elitin Amerika kıtasında yaşayan Turan kökenli insanlara neler yaptığını kısaca anlatmış oldum. Tarih gösteriyor ki bu adamların Türklerle özel bir husumeti var.
Vakti zamanında, develer tellal iken; pireler berber iken kimi kaynaklarda İdris peygamber olduğu söylenen kimi kaynaklarda ise Süleyman peygamber diye geçen bir zat-ı muhterem tüm dünyayı ortak noktadan yönetecek bir devlet kuruyor. Yani tek dünya devleti kurulmuş daha önce. Ben deyim 15 bin siz deyin 25 bin yıl gerimizde. Bu konularda farklı iddialar var o yüzden net bir tarih vermem doğru olmaz. Tam bilinmiyor. Ama minimum 15 bin yıl diyebiliriz. Yani en az Göbeklitepe ve Karahantepe'nin faal olduğu zamanlarda. Çoooook eski, çook.
Bu peygamber bir dünya devleti kuruyor. Liderliğini kendisi ve 4 bölgeye atadığı ehil kişiler yapıyor. Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika. Avustralya ne oldu derseniz o dönemde sular daha düşük seviyede olduğu için Asya ile Okyanusya neredeyse birleşik.
Bu haritayı California Üniversitesi Jeoloji araştırmaları merkezinin sitesinden aldım. 12 bin yıl öncesinde kahverengi noktalar denizlerle kaplı değil. Sonradan sular altında kalmış. Bering boğazı da öyle tabi. Sol üste bakın.
Bu işareti hepimiz "Svastika" olarak biliyoruz. Hitler canisi sayesinde her insan az çok bunun ne anlama geldiğini bilir. Ama ya Hitler bu işaretin anlamını kendi çıkarları için çarpıttı ise?
Arkadaşlar yukarıda gördüğünüz oyma binlerce yıl yaşında. Kazakistan'da dağlık bir alanda kayaya işlenmiş.
Bunlar da Türk kültüründe kullanılmış simgeler. Kimi para üzerine basılmış, kimisi taşa kazınmış.
Bu iki resim Ural dağlarından. Rusya'da. İskitlerin yaşadığı bölgeden ve çok eskiler.
Peki tamam; iyi diyorsun, hoş diyorsun da biz ne anlamalıyız bunlardan dediğinizi duyar gibiyim. Arkadaşlar söylediğim gibi, dünyanın tek bir merkezden yönetildiği zamanlar olmuş. Ancak çok eskide kalmış. Tüm dünya tek bir devlet halinde toplandığı için savaşlar bitmiş ve barış hakim olmuş. Küresel ahlak sistemi o dönemde kurulmuş. İskit dediğimiz uygarlık ise çok sonraki dönemlerde o geleneği sürdürmeye çalışan insanların ortak ismi oluyor.
Küresel elitin yani Lusiferyan Yahudi bankerlerin amacı; dünyayı eskiden dört bölge halinde yöneten barış sistemine karşı olacak şekilde; tam tersi istikamette dünyayı tek bir ana bölgeden (Zion-Zionnism) şeytani biçimde yönetmektir. Yani geçmişte kurulmuş olan ve "Tanrı'nın Krallığı" diyebileceğimiz sistemin tam aksine dünyada Lucifer ve düşmüş meleklerin egemen olduğu bir yönetim sistemi kurmayı amaçlıyorlar. Geçmişte bunu Roma İmparatorluğu ile denediler. Kısmen başarılı da olmuşlardı ama Oğuz Kaan'ın temsilcisi Türkler geldi ve her iki devleti de bitirdi. O yüzden Türkler onların gözünde ana düşman. Hatta bakın bir de şöyle izah edeyim.
Bosna Piramitleri, Bosna Hersek-Karadağ
Bu piramitlerden de birden çok var ve ormanlık bir alanda olduğu için zamanla üzerleri örtülmüş. Birleşmiş Milletler tarafından, arkeolojik çalışma yapılması için izin verilmiyor. Bir sürü haber var bu konuda.
Bu fotoğraflar Çin'in Sincan bölgesinde çekilmiş. Çin hükümeti merdiven bahçe şeklinde üzerini örtüyor bu piramitlerin. Araştırmak isteyen baksın. Bazı batılı arkeologlar Türk piramitleri demişler.
Dünyamızın dört farklı birbirinden uzak coğrafyasında çok benzer yapılar. Belli ki geçmişte kalan Dünya devleti döneminde yapılmışlar. Binlerce yıldan bahsediyoruz. Zaman içerisinde eklemeler yapılmış tabi.
Arkeoloji biliminde insanların giyim kuşamı ve halı motifleri ile büyük yapıların benzerliği kültürel bağa işaret eder. Bunlar binlerce yıl yaşayan şeylerdir çünkü. Nesilden nesile aktarılır. Kültürdür, kopmak zordur.
NEBRASKA-ABD Kızılderili kıyafeti. Sizce de tanıdık bir motif yok mu?
Vesaire vesaire…
Görüldüğü üzere dünya çok uzun ve karmaşık dönemlerden geçmiş. Buzul çağları, göçler, savaşlar, dünya hakimiyetleri yaşanmış. Bunu anladık diye düşünüyorum ve yazı çok uzun olmasın diye daha fazla örnek vermeden geçiyorum.
Şimdi gelelim Lusifer ve elitlerin yaratmak istediği sisteme. Kısmen yolun sonuna geldiler zaten. Hemen hemen tüm dünya zapt edilmiş durumda diyebiliriz. Ama tarih sürprizlerle dolu tabi. Birlikte göreceğiz.
Bu alttaki mühür Amerikan Federal Rezervi'nin bastığı 1 dolarlık banknotun arka yüzünde bulunuyor. Herkes bilir bunu. Üst kısımda bulunan "Annuıt Coeptıs" yazısı, "onay verildi" anlamına geliyor. Latince tabi. Tüm önemli simgelerde Latince kullanırlar. Sebebi de bir önceki yazıyı okuyanlarca bilinmektedir. Bu "onay verildi" cümlesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Lucifer ve yanındakiler tarafından onaylanmış bir finans tekeli, "Dünya yöneticisi" olması anlamına gelir. Ezelden beri paraların üstüne önemli liderler ve saygı duyulan inançların simgeleri basılmıştır. Tahmin edersiniz.
Ayrıca piramidin üstüne doğru inmekte olan bir göz var. Bu göz ışık saçarak geliyor. Lucifer Latince'de "ışık getiren, aydınlatan" anlamına gelir. Göz Azazel'i yani Lusifer'i temsil ediyor. Illuminati örgütü de bu yüzden kendilerine "aydınlanmışlar" diyorlar.
Mason yazarlar tarafından Amerika'da çıkarılan "Lusifer" isimli gazetenin logosu ve manşeti. Amerikan başkanları, senatörler, iş adamları, multi milyarderler... Kimler kimler yazmış bu gazetede.
Işık saçan yıldız ve Hermon dağı detayına dikkat lütfen. "THE LIGHT BEARER" , Işık taşıyıcısı, aydınlatan demek.
Peki piramidin altındaki Roma rakamları ile yazılan sayı neyi ifade ediyor dersiniz? Illuminati örgütünün resmen kurulduğu yılı temsil ediyor desem, yani 1776.
1 May 1776-lluminati İnanmayanlar bu bağlantıdan açıp bakabilirler. Hem Illuminati hem de ABD resmen 1776 yılında kurulmuştur arkadaşlar. Bunlar tesadüf değil, bu kadar tesadüf olamaz. Milletlerarası çalışan ve dünyanın her yerinde aktif olan bir sistemden bahsediyoruz burada. Bazı önemli adımları senkronize şekilde atıyorlar. Adamlar paranın gücüyle her yerdeler. O yüzden baskı ile doları uluslararası para yaptılar zaten.
Şimdi geldik en alttaki "Novus Ordo Seclorum" yazan kısma. Aslında biraz İngilizce ile tahmin edilebilir. Bu deyimin her kelimesi kasıtlı olarak Latinceden İngilizceye aktarılmıştır. Novus, "New" kelimesinin, Ordo ise "Order" kelimesinin Latincesidir. "Seclorum" da bildiğiniz Sekülerizm yani, benim sürekli sövdüğüm koyun sürüsü var ya haaaahhh işte onların içinde bulundukları durumun teorideki ismi.
Yani dünyacı olmak; dinlere ve ahirete inanmamak, ilgilenmemek-uzak olmak anlamına geliyor. Birleştirince ne oldu yavrum; Yeni Seküler Düzen. Hani demiştim ya eskiden Tanrı'nın emirlerinin geçerli olduğu bir sistem kurulmuştu diye, bu adamlar da diyorlar ki bizim kurduğumuz yeni sistem Seküler olacak. Yani, Tanrı'nın krallığının karşısına biz onu reddeden bir krallıkla çıkıyoruz. Yaptılar mı, kesinlikle yaptılar. Fransız İhtilali öncesinde insanlar inandıkları dine göre sınıflandırılırken (Müslim-Gayri Müslim vb.), İhtilal sonrasında milliyetçilik dalgası ile dinlerin birleştirici gücü yok edilmiştir. Albert Pike reisin mektubundan hatırlarsınız bu planı. Bir önceki yazımda bahsetmiştim.
Şimdi size bir harita göstereceğim. Bu haritada Nuh tufanının ardından geminin Cudi dağına oturmasını ve sonrasında insanların Nuh peygamberin 3 oğlunu takip ederek yeryüzüne yayılmalarını işaret ve renklerle çizmeye çalıştım. Paint terk bir haritadır, gözleri kanatabilir. Onlar konuşur bu kardeşiniz yapar.
"HUD SURESİ 44.AYET - KURAN'I KERİM"
Tufan sonrası Ham, Sam ve Yafes'in üç ayrı bölgeye dağılması. Irk ve genetik fenotipler ile ilgili araştırma yazılarını inceleyip edindiğim bilgiler neticesinde çizdim. Kafama göre yapmadım yani.
Turuncu nokta, Nuh'un gemisinin karaya oturduğu yer, Şırnak ilimizin Cudi dağı. Turkuaz bölge Türklerin ve İskitlerin zaman içerisinde yayılarak dünya sahnesine çıktığı alan oluyor. Oradan tüm Asya'ya ve ulaşımı mümkün olan noktalara dağılmışlar. Mor renkli yer ise İskitlerin mezarlarının ve kaya oymalarının en sık rastlandığı noktadır. Ural dağları bölgesine giriyor, Rusya'da.
Devam edelim. Söylediğim gibi; binlerce yıldır küresel elit ve Türkler dünya egemenliği için savaşıyorlar. Bugünün şartlarına bakarsak biz kaybediyoruz. Bu savaşta iki tarafında da ortaklaşa kullandığı simgeler var. Tek Dünya Devleti döneminden kalma, o döneme atıfla bugünlere kadar gelmiş simgeler. Mesela;
Bu haç Tapınak Şövalyeleri'nin kullandığı askeri bir arma. Çok bilindik bir motiftir. Tapınakçıların flamalarında, savaşta ve egemen oldukları yapıların duvarlarında bu simgeyi sıklıkla görüyoruz.
Haçlı şövalye tarikatlarının hepsi üç aşağı beş yukarı aynı simgeyi kullanmış.
Bu fotoğraflar ise Amerika'nın en büyük mason localarından birinin duvarına ait.
Objektiflerimizi HDP'li Ahmet Türk'ün dede yadigarı konağına çeviriyoruz. Kasrı Kanco diyorlar. Muhabirlere "Tapınak Şövalyelerinden kalma bir kapı" diyor kendisi. PKK'yı kimlerin kurduğunu ve desteklediğini cümle alem biliyor zaten. Yoruma gerek yok. Görüyorsunuz.
Bu motifler Çin ile İran arasındaki Türk devletlerinde halı ve kilimlerde kullanılan, bazen kapı oymalarında ve bahçe çitlerinde de rastlanan örneklere ait.
Her iki taraf da dünya devletini kendi istediği şekilde yeniden kurmak istediği için bu motifler ortaklaşa kullanılmış. Dört bölgeye ayrılmış bir dünyayı temsil ediyor. İsa peygamber ile alakası yok. İsa'nın çarmıha gerilip gerilmediği bile meçhul. Kaldı ki öyle bile olsa neden bir işkence aletini dini sembol olarak kullansınlar ki? Haç, geçmişte kurulan dünya egemenliğinin sembolüdür. Net şekilde.
Gelelim bizim İskit kökenli Keltlerimize ve Cermenlerimize.
ANA Britannica ansiklopedisinden aldığım bu resim bir İskit savaşçısını tasvir ediyor.
Cermen atlı okçusu, Codex Germanicus.
Türk atlı okçusu. Derin Tarih dergisi - 1991
Galyalı atlı okçu, Kelt izcisi. Fransız bir sanatçının çiziminden.
İskoçların Kelt kökenli bir halk olduğunu bugün biliyoruz. İskoçlar da Kelt kavmi olduklarının farkında. Bunu söylüyorlar. Peki Keltlerin bir kolu olan İskoçlar nereden gelmiş olabilirler?
Bu gördüğünüz bildiri İskoçların İskitya'dan göç edip Britanya adasına yerleşmelerinden ve sonrasında İngilizler ile savaşa tutuşmalarından bahsediyor. Fotoğrafın altındaki bağlantıya tıklarsanız doğrudan wikipedia sayfasına gidersiniz. İskoçların bir kolu Hazar denizinin güneyinden geçerek, ikinci kol ise Kafkasya dağlarından inerek uzun bir yolculuk yapıyorlar. Yol boyunca çeşitli pagan milletler ile savaştıktan sonra Britanya adasına çıkmışlar. Oluşturabilecekleri tehlike Briton ve Pikt uluslarını endişelendirdiği için uzun süre aralarında çatışmalar yaşanıyor. En sonunda kralın ricası üzerine Papa; İskoçlardan İngiliz hakimiyetini kabul etmelerini istiyor. İskoç klan liderleri, aydınlar ve bazı din adamları bir araya gelerek bu beyannameyi hazırlıyorlar. Ve Papa'ya "Biz İskitya kökenli insanlarız, İngilizler ile tarihi bir bağımız yok o yüzden onlarla birleşmek istemiyoruz." şeklinde bir yazı ile "hayır" cevabını gönderiyorlar. Alttaki mühürler de İskoç klanlarına ait. Tüm klanlar ve aydınlar tarafından tek tek mühürlenmiş. Britanya adasının kuzey kesimine sıkışıp kaldıkları için ve çevredeki tüm Cermen-Kelt ulusları da Hristiyanlaştığından; İskoçlar da mecburen bu dine geçmişler o dönemde. Çok da yapacak bir şeyleri yok aslında, 4 tarafları düşmanla çevrili iken politik bir karar almışlar. Anlamak zor değil.
Ulusal kahraman William Wallace ve İskoç özgürlük savaşı konulu "BraveHeart" filminden bir sahne. Savaşa hazırlanırken turkuaz renk boyalar süren İskoç Savaşçıları bunu İskitya kökenlerine atıfla yapıyorlar. Bu renge tarih boyunca "Türk mavisi" denmiş. Asya Türkleri ve Amerikan yerlileri arasında da savaş hazırlıklarında kullanılan bir renktir. Turkish Blue
Keltlerin Türkler ile akraba bir millet olduğundan hiç şüphem kalmadı. Atatürk ölmeden önce bunun da farkına varmış ve bir takım çalışmalar yapmış. Ancak ömrü yetmemiş ve onun ölümünden sonra bu çalışmalar maalesef rafa kaldırılmış. Keltler de zaman içerisinde Avrupa potasında erimişler ve artık bunun geri dönüşü yok. Ancak konu ile alakalı ilginç bir tarihi olaydan daha bahsetmek istiyorum müsaadenizle.
İrlanda, İskoçya ve Galler bölgesi Kelt kökenli halkların yaşadığı yerler. İrlandalılar 1845 yılında büyük bir kıtlık yaşıyorlar. Adanın tamamına yayılan ve tarım ürünlerini çürüten bir virüs salgını sonrasında İrlandalı Keltler açlıktan ölmeye başlıyorlar. Ada nüfusunun 4/1'i kırılıyor. Osmanlı padişahı I. Abdülmecid bu durumdan haberdar oluyor ve adadaki insanlara yardım etmek istiyor. Bakın burada binlerce yıllık bir kardeşlik bağının etkilerini görüyoruz. Padişah Abdülmecid sarayındaki araştırmacılar ve süregelen tarih yazımı sayesinde İrlandalılar ile akrabalıkları olduğunun farkında bir adam. Dönemindeki birkaç zeki hükümdardan birisidir. Bunun üzerine Türk diplomatlar İngiltere kraliyeti ile iletişime geçiyorlar; 10 bin sterlin tutarında para yardımı ve gemiler dolusu gıdayı İrlanda'ya ulaştırmak istediklerini söylüyorlar. Ancak İngiliz kraliçesinin bile kendi yönetimi altındaki İrlanda'ya ancak 2 bin sterlin bağışlaması gerekçe gösterilerek ancak bin sterlin için izin vereceklerini söylüyor İngilizler. Türk-İrlanda-Yardım-Kıtlık Bu bağlantıdan konu ile ilgili ansiklopedi sayfasına ulaşabilirsiniz. Ireland Turks Help Bu bağlantı ise konu ile ilgili bir İrlandalı gazetecinin yazısına çıkar.
Bizimkiler de diyorlar ki madem sadece bin sterlin bağışlamamıza izin veriyorsunuz, o zaman biz de gıda yardımını fazla fazla göndeririz diyerek 4 bin sterlin değerinde buğday, arpa, yulaf, şeker, kurutulmuş et, pastırma, sucuk.. Allah ne verdiyse göndermişler. Yalnız İngiliz kraliyet ailesi yine bir ibnelik yapmış, gemilerin Dublin limanına girmesine izin vermemişler. Yani Türk bayraklı gemileri İrlanda'nın başkentine sokamayız demişler. Bizim delikanlı gemi kaptanlarımız da bu malzemeyi indirmeden geri dönmeyiz diye diretmişler. Ortadaki şerefsizliği görüyor musunuz? Açlıktan ölen çocuklar, bebekler var ama İngiltere kraliyetinin sknde değil. Sonunda orta yol bulunmuş ve Türk gemileri malzeme ve gıda yardımını Drogheda şehri limanına indirmişler.
Drogheda halkı bu yardım ile ölümden kurtuluyor, ve minnettarlıklarının temsili olarak kurdukları futbol kulübünün armasını ay yıldız yapıyorlar. Şu an İrlanda liginde Drogheda taraftar grubuna "Türkler" deniyor. Yaa nereden nereye değil mi? Yüzlerce yıl önce birlikte yaşayıp omuz omuza aynı ideal uğruna savaştığımız kardeşlerimize zor günlerinde sırt çevirmemişiz. Türkler olarak gerçekten onurlu bir milletiz lan. Arada yavşak gevşek çıkar tabi ama genel olarak kimseye zararımız dokunmamış. Balkanlarda 500 yıl boyunca biz egemendik ve hiçbir halkın ne dinine ne de diline dokunmadık. Bakın bugün bütün Balkan milletleri kendi dillerini konuşup Hristiyanlığı yaşıyorlar. Baskı yapmadık, zulmetmedik.
Biraz önce İngiliz Kraliyet ailesinden bahsetmiştim ya, hani şu İrlandalılara yardım etmemize engel olmaya çalışan aile. O aile kendi soyunu küresel elitlere dayandırıyor ve ne İngilizlerle ne de Keltlerle en ufak bir bağları yok. İnanmadınız mı yoksa? Ben adamı belgelerle öperim. Bekle beybisi. Şu British Royal Family - Pagan and Jewish bağlantı sizi Youtube'daki ilgili videoya götürecek. Kendi soylarını Sicilya'ya kaçan değil de Musa ile Mısır'dan ayrılan elitlerin atalarına dayandırıyorlar. Videoyu anlamak için biraz İngilizce lazım haberiniz ola.
Videonun kendisini de bırakıyorum, link havaya uçarsa bağlantıdan girersiniz.
Cermenlerin İskitya kökenlerine dair burayı dokümana boğabilirim. Belgeler, tasvirler, yazılı kaynaklar vs. Ama yazı çok uzun oldu ve daha da uzatmak istemiyorum. O yüzden kısaca değinip geçeceğim. Meraklıları zaten araştıracaktır.
Türklerin en eski yazılı kaynaklarından olan Orhun Yazıtlarından bir fotoğraf.
Eski Cermen Alfabesi ile yazılmış bir tarihi kayıt.
Orhun yazıtlarından bir parçanın fotoğrafı.
Arkeolojik kazılarda Runik alfabe ile yazılmış taş anıtların ortaya çıktığı yerler.
(Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya, Polonya, Hollanda)
Antik Slavlara ait bir anıt taşı, üzerinde OZ Tamgası ve Göktürk alfabesi ile yazılmış tılsım. Türkler, Slavlar ve Cermenler aynı ortak alfabeyi birbirinden çok uzak coğrafyalarda kullanmışlar. Zaten Orhun Abidelerini ilk çeviren arkeologlar da Slav ve Alman kökenli insanlar. Kendi geçmişlerindeki alfabeyi kullanarak kolayca çözdüler Asya yazıtlarını.
Daha fazla uzatmamak için burada bitiyorum arkadaşlar. Devamı gelecek nasıl olsa. Bu konulara ilgili iseniz önce "Şeytanın Avukatı" filmi konulu yazımı okuyun. Orada göreceksiniz ki küresel elitler Hollywood aracılığıyla hem Satanist inançlarını yaşatıyorlar ve hem de kendi hikayelerini anlatıyorlar. Düşmüş melekler gerçek ve kendi soylarından gelen aileler ile dünyayı yönetmekteler. İster inan ister inanma ama gerçek bu.
Sonrasında "Küresel Elitin Ayak İzleri - I" başlıklı yazıya geçin ve onu da dikkatle okuyun. Genel geçer bir özet şeklinde bu elitlerin Antik Mısırdaki zengin olma maceralarından ve dünya hakimiyeti ideallerinden bahsettim.
Bu yazı ile birlikte o ikisini de okursanız her şey daha net olacaktır. Bağlantıları daha net görürsünüz. Şiddetle tavsiye ederim.
Ayrıca YOUTUBE kanalıma abone olursanız yakın zamanda yayınlar yapmayı düşünüyorum; YOUTUBE - BlackSmith buraya tıklayın.
Bu serinin bir sonraki parçası "Küresel Elitin Ayak İzleri - III" başlıklı olacak ve orada Tapınak Şövalyeleri askeri tarikatından bahsedeceğim. Tüm yazı boyunca bu adamları ve dünya çapındaki askeri organizasyonlarını ifşalayacağım. Tapınak Şövalyeleri olmasaydı şayet, küresel elit bugünkü gücünün çeyreğine bile erişemezdi. O yüzden uzun bir yazı olacak. Şimdilik hoşça kalın.
Devam edecek...
.jpg)
.svg.png)





.jpg)














































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder